Siyaset2 Ağustos 2005 00:00

Ortada bir problem var, üstelik çok çetin - Hasan Demir

Parti, mezhep, cemaat, meslek kimliklerimizden bir an olsun sıyrılıp cümlemizin içinde bulunduğu gemi olan "2005 Türkiye''sine" serinkanlı bir şekilde bakmaya çalışalım.Bu gemide dört delik var:1.PKK terörü.2.Ekonomi3.Dış ilişkiler.4.Tam bağımsızlık ve millet olma şuurundaki bulanıklıkarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Bu gemi bu dört delikten hangisinden su almaya devam ederse etsin su yüzünde kalma ve hedefe doğru yol alma sıkıntısı çekecek, kaptan, tayfalar ve yolcular ecel teri dökmekten kurtulamayacaktır. Bir başka realite de, 22 milyon kilometrekarelik bir Devlet-i Aliye''nin son kalesi olan genç Türkiye Cumhuriyeti''ndeki bütün iç meselelerin aslında dış meselelerle ve bütün dış meselelerin de çok önemli ölçüde iç meselelerimizle doğrudan alakalı olduğudur realitesidir. Çünkü Batı için Şark meselesi bitmemiştir. Bitmeyen bu mesele evet bizim dışımızda gibidir ama unutulmamalıdır ki masadaki ülke Türkiye, masadaki millet Türk milletidir.


İşte, hepimizin içinde bulunduğu gemiye sürekli su aldıran bu dört delik aslında birbirlerinden çok uzakta olmayan, hatta yan yana açılmış ve sonra birbirleri ile birleşmiş bir büyük kara deliktir. Düştüğümüz-düşürüldüğümüz bu vahim tabloya bu gözle, yani, masadaki ülke Türkiye, masadaki millet Türk milleti basiretiyle baktığımızda parti, mezhep, meslek gibi her türlü kimliğimizden sıyrılarak problemin üzerine "geminin içindekiler" olarak top yekûn yürüme ihtiyaç ve mecburiyeti kendiliğinden ortaya çıkar, çıkıyor. Goethe''nin ifadeleri ile unutulmamalıdır ki, "Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar."


İsterseniz şimdi geminin suda kalma ve seyir imkânlarını tehlikeye sokan dört kara deliğe kısa bir göz atalım.


PKK terörü: Hepimiz biliyoruz ki bu örgüt daha Çekiç Güç Türkiye''de iken ona helikopterlerle malzeme ve teçhizat yardımında bulunan Amerika''nın ve ülkelerinde PKK''nın yüzlerce dernek, radyo ve televizyonları ile terörist devşirmesine ve haraç toplamasına izin veren ve yine PKK talepleri doğrultusunda Türkiye''nin iç hukukunu yönlendiren, parlamentolarında PKK için toplantılar düzenleyen ve terör örgütünün taleplerini "siyaset yoluyla halledin" dayatmalarında bulunan AB ülkeleri himayesinde.


Kerkük''teki PKK radyo ve bürosu, Amerikan mahkemelerinin "PKK''ya yardım suç değildir" kararları, Irak''ın kuzeyinde Türkiye''ye karşı Amerikan şemsiyesi altındaki sayıları 5-7 bin arasıdaki terörist Türkiye''deki gelir dağılımındaki adaletsizliğin neticeleri falan değil.. Yani biz ne yaparsak yapalım Batı bu saldırılardan vazgeçmedikçe yahut vazgeçirilmedikçe Türkiye bir terör tarlası olarak kalmaya devam edecektir.


Ekonomi: Ülkemiz ekonomisi maalesef Türkiye''yi bir terör tarlası haline getiren ülkelerin kontrolüne geçmiştir. O yüzden ülkeyi yönetenler terörle kararlı bir şekilde mücadele etmek istediklerinde Türk ekonomisini elinde tutan güçlerin karşı saldırısından ve bu saldırı karşısında iktidarda tutunamayacaklarından korkmaktadırlar. Bu karşı saldırı ve iktidarda tutunamama korkusu doğru bir korkudur. Seyrediyorsunuz, televizyonlar sabahtan akşama borsa haberleri ile meşgul. Bugün İstanbul Borsası''nda menkul değerleri satın alan yabancıların 42 milyar doların üzerinde parası vardır ve bu para merkez bankasındaki rezervlerden fazladır. Bir panik yahut operasyonla bir anda 40 milyar doların çekilmesi demek mevcut ekonomik sistemde enflasyonun tavan yapması demektir. Bu ise beynin yüksek tansiyonla felç olması gibidir. Ayrıca cari açık 30 milyar dolara doğru tırmanmaktadır ve Türkiye''nin borçları son iki yılda 120 milyar dolar artarak 320 milyar doları bulmuştur.

Yani ekonomi milli olmaktan çıkmış, gayrı milli hale gelmiştir. Ülkeyi yönetenler zararın neresinden dönersek kârdır anlayışı sergileyecekleri yerde yüzlerce yılda kurulan milli müesseseleri üç yıllık kârları karşılığı 5 yıllık vadeyle Türkiye''yi terör tarlası haline getiren ve Türk ekonomisini eline geçiren merkezlere satmakta, pek çoğu stratejik olan bu kurumlar dış borçların bir haftalık, bir aylık faizleri karşılığında Türk''ün olmaktan çıkarılmaktadır.


Dış ilişkiler: Sözü uzatmaya hiç gerek yok. Dış ilişkilerde inisiyatif tamamen ABD ve AB''nin eline, çuval da Türkiye''nin başına geçmiştir. Türkiye hiçbir şeye hayır diyememekte, Batı''daki gücü Güney Kıbrıs Rum kesiminin gerisine düşmüş bulunmaktadır.


Millet olma şuurundaki bulanıklık: Kaptanından tayfa ve yolcusuna kadar gemideki herkes Kurtuluş Savaşı sırası ve sonrasındaki tek vücut olma ve Türk gururu taşımadaki şuurdan uzaklaşmış, her şeyi batının yani Şark meselesini hâlâ sürdüren ve yukarıdaki üç kara deliğin en büyük müsebbibi AB ve Amerika''nın pohpoh ve merhametine endekslemiş bir tavır ve görüntü içersinde.

Bu satırların yazarı içinde bulunduğumuz durumu kabaca böyle görüyor ve gemiyi sağlıklı bir şekilde hedefe kilitlemenin ve bunu başarmanın mümkün olduğuna da bütün kalbi ile inanıyor.

Yeter ki içinde bulunduğumuz tehlike top yekûn fark edilsin ve gemiyi batırmak için dış ve iç ihanet ve gaflet odakları ile ölümüne bir mücadelede karar kılınsın…

Unutulmasın ki 1919-1922 arası Türkiye''nin durumu bugünkü Türkiye''nin durumundan çok daha acınacak haldeydi. O günün gemisine gemi demek bile mümkün değildi, üstelik yolcular aç, açık, fakir ve bilgiden uzaktılar…

İnandılar, çalıştılar, kazandılar…