İstihbarat1 Ağustos 2005 00:00

Yaz Sıkıntısı - ERGİN YILDIZOĞLU

İngiltere polisi bu infaz yöntemini İsrail gizli servisinden öğrenmiş. Londra'daki bombalı saldırıdan sonra yaşanan gelişmeler başka garipliklere de işaret ediyor. İlk önce bombaların patlama saatlerine ilişkin bir belirsizlik yaşandı. Sonra, İngiltere'nin o sırada Londra'da bulunan eski İsrail Başbakanı Natenyahu 'yu saldırılardan kısa bir süre önce uyardığına ilişkin söylentiler çıktı ve giderek güçlendi. Saldırganlar önce ''intihar eylemcisiydi'' , sonra bulgular, adamların ölüme gittiğinden habersiz birer ''patsi'' (salak) olduklarını gösterdi. Bombalar önce profesyonel işiydi, sonra ise ev yapımı olabilecekleri açıklandı. Tüm basın muazzam bir terörist komplo, El Kaide vb. bağlantısı kurarken, polis, cep telefonlarında ''liderlerin'' numarasını bulunca ''teröristlerin'' olaydan önce umumi telefonu kullanmayı bile akıl edemeyecek kadar acemi oldukları ortaya çıktı. Polis, saldırganların resimlerini yayımladı, tuhaflıkların sayısı giderek arttı. Neden bu adamların, patlamanın yaşandığı vagonlarda hiç resmi yoktu? Neden var olan resimlerde, başka sıradan yolcular yoktu, adamlar hep tek başlarınaydı? Mısır'da biri yakalandı; basın, adamı kimyacı, bombacı diye lanse ederek rezil etti. Sonra adam serbest bırakıldı.... symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaabilify link abilifycialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Jean Charlez Meneze Brezilyalı bir göçmen işçi. 2005 yılının uğursuz bir Temmuz günü, İngiltere'de halkın gözü önünde polis tarafından kafasına 8 kurşun sıkılarak infaz edildi. Polis, Meneze'yi, üzerinde mevsimine göre biraz kalın bir giysi ve sırt çantası olduğu, teninin rengi de Ortadoğuluyu andırdığı için, intihar bombacısı sanıp hemen oracıkta, sorgusuz sualsiz öldürüvermiş.

Meneze bir göçmen proleter. 11 Eylülde 3 binden, Irak'ta 100 binden Bali Madrid, Beslan Londra vb olaylarında toplam 500'e yakın insan terorizmin kurbanı olduktan sonra Meneze'nin bir anlamı olabilir mi?

Uygarlıktan karanlık II. karanlık çağlara

Meneze'nin ölümüyle Locke 'un, Hume 'un, ilk burjuva devriminin, sınıf uzlaşmalarının, Kiplingin 'in, uygarlık taşıma yükünü omuzlamış beyaz adamının ülkesinde, IRA'nin bombalama kampanyaları karşısında bile soğukkanlılığını kaybetmemiş, demokrasinin, liberalizmin, hoşgörünün ''beşiği'' İngiltere'de yargısız infaz olağan devlet uygulamaları arasına girdi. Bir Avrupa ülkesinde, ancak faşist diktatörlüklerde, ''Muz cumhuriyetlerinde'' yaşanabilecek cinsten olaylar olağanlaşıyor.

İngiltere polisi bu infaz yöntemini İsrail gizli servisinden öğrenmiş. Londra'daki bombalı saldırıdan sonra yaşanan gelişmeler başka garipliklere de işaret ediyor. İlk önce bombaların patlama saatlerine ilişkin bir belirsizlik yaşandı. Sonra, İngiltere'nin o sırada Londra'da bulunan eski İsrail Başbakanı Natenyahu 'yu saldırılardan kısa bir süre önce uyardığına ilişkin söylentiler çıktı ve giderek güçlendi. Saldırganlar önce ''intihar eylemcisiydi'' , sonra bulgular, adamların ölüme gittiğinden habersiz birer ''patsi'' (salak) olduklarını gösterdi. Bombalar önce profesyonel işiydi, sonra ise ev yapımı olabilecekleri açıklandı. Tüm basın muazzam bir terörist komplo, El Kaide vb. bağlantısı kurarken, polis, cep telefonlarında ''liderlerin'' numarasını bulunca ''teröristlerin'' olaydan önce umumi telefonu kullanmayı bile akıl edemeyecek kadar acemi oldukları ortaya çıktı. Polis, saldırganların resimlerini yayımladı, tuhaflıkların sayısı giderek arttı. Neden bu adamların, patlamanın yaşandığı vagonlarda hiç resmi yoktu? Neden var olan resimlerde, başka sıradan yolcular yoktu, adamlar hep tek başlarınaydı? Mısır'da biri yakalandı; basın, adamı kimyacı, bombacı diye lanse ederek rezil etti. Sonra adam serbest bırakıldı....

Tüm bunlar çok karanlık olaylara işaret ediyor. Daha da korkuncu, hükümet polise öldürme yetkisi vermiş olduğunu halktan gizlemiş. Hükümetin, polisin, sağ ve hatta kimi sol basının infaz olayını, ölenin haklarını değil öldüren polisin hakkını savunmuş olması, The Daily Telegraph gibi gazetelerin, şimdi sorgulama yapacak olan polislerin, yasal sınırlamalardan dolayı zorlanacağından yakınmaya başlaması (işkence için yasal gerekçe araması) Batı merkezli uygarlıktaki çürümenin yayılmakta olduğunun yeni kanıtlarıydı. Saldırılardan sonra Tony Blair 'in toplumsal desteğinin birdenbire artmış olması da...

Dejenerasyondan...

... Ancyclopedia Universalis 'in 2205 yılı edisyonuna, Meneze diye soruyorum, bilgisayar anlatmaya başlıyor: ''İkinci karanlık çağlar''... ''Bu gün yüz yıl öncesine göre çok daha refah içinde, temiz bir gezegende yaşıyorsak (75 yıl önce Mars ve Europa 'da başlayan yerleşim dalgasının katkılarını da unutmadan) bunu 21. yüzyılın ortasında insan türünü yok olmanın eşiğine kadar getiren büyük siyasi, ekonomik, ekolojik felaketleri aşabilmiş olmamıza borçluyuz... 21. yüzyılda yaşanan felaketlerin kökleri bir önceki yüzyılda çözümlenemeden kalan, giderek biriken sorunlarda yatıyordu. Halbuki, 20. yüzyılın başında, yaşanan iki dünya savaşı derin ekonomik kriz, faşizm, Yahudi Soykırımı, Stalinizm, Hiroşima ve Nagasaki, Dresden, gibi felaketlerden yeterince ders alınabilir, benzer hatalar tekrarlanmayabilir, 'küresel serbest piyasa', 'Büyük Ortadoğu' gibi fantezi projeler gündeme gelmeyebilirdi.

Ne ilginçtir ki, 20. yüzyılın son çeyreğinde, bir 'aşırı üretim' krizi yeniden gündeme gelmiş, ülkeler içinde ve bölgeler arasında gelir dengesizlikleri hızla artmış. Merkez ülkeler, bu sorunları hafifletmek için dünya ekonomisinde, yeniden bir serbest piyasa projesi uygulamaya kalkmışlar. (Halbuki 19. yüzyılın sonunda yaşananlara bakarak bir ders almış olmaları gerekmez miydi?) Ama, Kısa süre sonra, büyük güçler, özellikle o zaman hegemonyacı güç olan ABD, küreselleşme söyleminden de vazgeçmeye, ulusalcı militarist, hatta giderek 'oryantalist'' (bizim uygarlığımız sizinkinden daha üstündür vb..) bir söylemi benimseye başlamış. Bu kez de bu demagojinin altında, bir önceki yüz yılda olduğu gibi, sömürgecilik yatıyormuş. Bir farkla ki, bu kez artık tükenmeye başlayan enerji ve su kaynakları (Bugünlerde günlük yaşamımızın bir parçası olan 'replikatörler' o zaman henüz icat edilmemişti. Gereken maddeler moleküler düzeyde inşa edilemiyordu) üzerindeki çatışmalar ortamı daha da kızıştırmış.

Yine 20. yüzyılın son yıllarında, aynen 19. yüzyılın son yıllarındakini anımsatan bir toplumsal muhalefetin hatta anarşist, narodnik suikastları anımsatan bir ''terör'' dalgası yükselmeye başlamış.

Felakete

21. yüzyılın başında durum kabaca şöyleymiş: Ekonomik kriz yönetim modelinde aksama, yükselen toplumsal muhalefet, büyük güçler arasında rekabet ve içlerinden birinin, Çin'in yükselmeye başlaması... Uluslararası kurumlarda, anlaşmalarda çözülme... 2001 yılında yaşanan, uzun süre 11 Eylül olarak anımsanan ve failleri hâlâ karanlık kalmış (Büyük Savaşlar döneminde, kullanılan 'manyetik' silahların dijital arşivlerin çoğunu yok ettiğini unutmayalım) bir felaket bu kriz ortamının dejenere olmasını hızlandırmış. Bir taraftan emperyalist rekabet, militaristleşme yoğunlaşmış. Diğer taraftan, 'terorizm' tehlikesini gündeme getirerek, George Orwell adlı bir yazarın neredeyse 100 yıl önce 1984 adlı kitabında betimlediği, kontrolcü ve baskıcı rejimler (yeniden) inşa edilmiş (Belli ki, Nazizm, faşizm, Stalinizm, Pinochet diktatörlükleri çoktan unutulmuştu). Böylece yükselmekte olan toplumsal muhalefet de, 'terorizme karşı savaş' ve güvenlik yasaları söylemleri altında sterilize edilmiş...

Korku giderek egemen olmuş. Daha sonra 'büyük depresyonun' ardından gündeme gelecek olan savaşlarda, halklar birbirlerini boğazlamaya, kolaylıkla ikna edilebilmişler. Çünkü, yıllar boyunca, kültür endüstrisi de seks, uyuşturucu, meta fetişizmini, tüketim saplantısını körükleyen; yaşamları pornografi, uyuşturucu ve tüketim etrafında şekillendirmeye zorlanan, kısa döneme kilitlenmiş, kolaylıkla yönlendirilebilen kuşaklar yetiştirmiş'' ... Ne zor günlermiş. Neyse ki geride kaldılar...

Sonra birden uyandım... Dehşetle ayırdına vardım, Ancyclopedia Universalis daha yayımlanmadı, yıl hâlâ 2005. Küresel ısınma tüm şiddetiyle devam ediyor, yaz bunaltıyor, halbuki daha sabahın altısı...