1 AĞUSTOS’U ISKALAMAK - Hüseyin Mümtaz
Ecevit, ‘’Vahdettin Sevr’i imzalamadı’’ demiş.. Erdoğan da Gümrük Birliği Ek Protokolünü imzalamadı. Daimi Temsilci bilmem kim imzalamış.. Ama tarih onu hatırlamayacaktır ki.. Tarih nasıl Vahdettin’in Malaya Zırhlısı’na binip İngiliz’e iltica ettiğini yazıyorsa; 1995’te Gümrük Birliğine Çiller zamanında girdiğimizi; AB Anayasası’nın Erdoğan-Gül ikilisi tarafından imzalanıp, GB Ek Protokolünün da bu ikilinin devri iktidarında yürürlüğe girdiğini yazacaktır. Peki bütün bunlar olurken, üstelik bir de başımıza çuval geçirilirken Genelkurmay Başkanı kimdi diye sorulunca da Orgeneral Özkök’ün adı çıkacaktır karşınıza.. Bir de çuvalcı albay Mayvill’in adını yazacak tarih, çuval geçirilenleri değil. Yazacak değil, yazdı bile.levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons site printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnecialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon
Çiller’in 1995’te imzaladığı GB; bir nevi kölelik anlaşması idi. Türkiye’nin köleliği..
Ve aslında Türkiye’nin AB macerası o gün bitmişti.
Tek taraflı koşullarla kendini AB gemisine zaten ‘’demirlemiş’’ olan Türkiye’yi eşit ortak olarak alıp, bir takım ödünler verip karşı yükümlülükler altına girerek bir de başlarına dert mi açacaklardı?
Meselenin 95-2005 arası sallanma macerasının özeti budur.
Türkiye’nin elinde tek bir dal kalmıştı tutunacak, tek bir koz kalmıştı.
Kıbrıs’ta çözüm olmazsa Ek protokolü imzalamam diyerek AB’yi zorlayabilir, yahut gözlerimizin içine baka baka oynanmakta olan büyük ‘’danışıklı’’ oyunu bozabilirdi.
Yapmadı..
Aslında içeride ve dışarıda kimse oyunun, büyünün bozulmasını istemiyor.
İstedikleri, boş bir AB hayali uğruna çeşme akarken küpü alabildiğine doldurmak.
Nasıl 1995 GB Türkiye’nin AB hayalinin sonu idiyse, 2005 Ek Protokolüü de KKTC’nin sonudur.
Türkiye bundan sonra sadece Rumla (dahi) imzalamış olduğu GB Anlaşmasının Rumun gönlü olursa ve olabildiği ölçüde Kuzey Kıbrıs’ı da kapsamasını sağlamaya çalışabilir.
O da, dikkat edin, KKTC olarak değil, ‘’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuzeyi’’ olarak..
Ve böylelikle Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’ı da koparmış olan AB’nin ne 2015’de, ne de 2030’da Türkiye’yi üye olarak alacağını ummak ‘’boş, bomboş bir hayal’’den başka bir şey değildir.
Daimi temsilci Büyükelçi filanın Ek Protokol metnini imzalamasından sonra NTV canlı yayınında Zafer Arapkirli’nin sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye’nin Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamasıyla 17 Aralık’ta verdiği taahhütleri gerçekleştirdiğini, müzakerelerin önünde engel kalmadığını söyledi.
Öyle mi?
Cevabın hası tesadüfen yine aynı günkü (30 Temmuz 2005) gazetelerde vardı.
DHA’nın Adana’dan bildirdiğine göre Adana Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (ADSİAD) konuğu olarak Adana’ya gelen AB Ankara Temsilcisi (Bunu lütfen Müstemleke Müfettişi diye okuyun) Hans Jörg Kretschmer, iş dünyası temsilcilerine katıldığı yemekli toplantıda bir konuşma yaparak, “AB ülkelerindeki asker- sivil ilişkileri ile Türkiye’deki işleyiş farklı. Türkiye’de asker hala yönetimde çok etkin. Bu durum uyum sürecindeki engeller arasında yer alıyor'' demiş ve eklemiş; ‘’Uyum sürecinde belirtilen AB direktiflerini alıp Türkçe’ye çevirmek üyelik yolunda atılmış adım olamaz’’.
Buyurun buradan yakın..
Kıbrıs bitti, asker….
O bitecek, mutlaka bir başkası çıkacak..
Ha bu arada asker ne mi yapıyor?
28 Temmuz gecesi KKTC Güvenlik Kuvvetleri Askeri Ataşesi Muhabere Kurmay Albay Özkan Konca’nın, KKTC Silahlı Kuvvetler Günü dolayısıyla Gazi Orduevi’nde akşam verdiği resepsiyona katılan Orgeneral Özkök gazetecilerle de bir süre sohbet etmiş ve ‘’Oturaklı davranmalıyız. Biz de duygusal davranıyoruz. Kendi durumumuzu iyi anlatmak lazım. Terörizmin ve teröristlerin amacı hiç önemli değil. Tarifi doğru yapmak lazım. Bu, siyasi bakımdan yapılmıyor. Kendi kamuoyu, insanı ‘ne der’ diye düşünüyor’’ demiş. (Hürriyet 29 Temmuz 2005)
Burada Özkök’ün ne söylediğinden çok tarihe ve ‘’günün anlam ve önemine’’ dikkat et kıymetli okuyucu..
Kıbrıs’ta yıllarca görev yaptım, Kıbrıs konusunda yüzlerce makale, beş tane kitap yazdım, bilimsel toplantılarda bildiriler sundum ama 28 Temmuz’un Kıbrıs için nasıl ve neden KKTC Silahlı Kuvvetler Günü olarak kutlandığını anlamadım; doğrusu daha önce de hiç duymadım.
Tarih; 1 Ağustos’tur ey millet..
1 Ağustos, 1958’de TMT’nin kurulduğu, 1571’de Kıbrıs’ın fethedildiği, 1975’te de KKTC Güvenlik Kuvvetlerinin kurulduğu gündür.
Bu kadar kutlu olaylara sahne olan bir tarihi şu veya bu nedenle öne veya arkaya çekmek ciddiyetsizliğin daniskasıdır.
Filan toplantı var, 30 Ağustos Resepsiyonunu iki gün önce yapalım diyebiliyor musunuz?
1 Ağustos’u unutmak, unutturmak, unutturmaya kalkmak tarihe ihanettir.
TMT’yi seçimlere kadar faşist olarak niteleyen şimdiki KKTC iktidarı buna tevessül etmeye kalkabilir.
Soyer, davul zurna ile karşılanan ve adaya doğrudan gelen Azeri heyeti karşısında telaşa düşerek ‘’bu bir tanınma değildir’’ diyebilir.
Ama Trabzonspor Başkanı Atay Aktuğ da Trabzonspor’un Kıbrıs Rum Kesimi’ne Ercan’dan değil de Atina üzerinden gidişinin tamamen Dışişlerinin onay ve yönlendirmesiyle olduğunu belirtiyor. (Cumhuriyet. 1 Ağustos 2005)
Aynı hafta Fener’deki papaz Kınalıada’da bir kampa resmen el koyarak hristiyan çocukları topluyor.
Rum kesiminde Ayasofya’nın ibadete açılması için imza kampanyası başlatılıyor.
Adı daha yukarıda geçen Hans Jörg Kretschmer Irak konusuna da maydanoz olarak ‘’Türkiye'nin Irak'a müdahalesine Irak Hükümeti karar verir’’ diyor.
Türkiye, KKTC’de KKTC’den habersiz ve izinsiz ‘’hanımlar için Kuran Kursları’’ düzenliyor.
Asker ne mi yapıyor?
Şimdi sıkı durun..
Uluslararası Askeri Spor Konseyi (CISM) Haziran ayı içinde yıllık olağan toplantısını Larnaka’da yapıyor.
Üye ülkelerden ‘’Türkiye’’nin Genelkurmay Spor Dairesi Müdürü-Başkanı Kurmay Albay da katılımcılar arasında yer alıyor…
Bu bana Rum tarafından gelen bilgi..
Yalanlamak elbette Genelkurmay’a düşüyor.
Ve onun için, bütün bunlar olurken ey millet 1 Ağustos’a her zamankinden fazla sahip çıkmamız gerektiği açık değil mi?
Çünkü 1 Ağustos’u unutmak, unutturmak, unutturmaya kalkmak tarihe ihanettir.
Bu gün 1 Ağustos’u unutan yarın 29 Ekimleri, 19 Mayısları unutur.
Ek Protokolü imzalarken yayınladığımız ‘’Tanımayrum’’ deklarasyonu mu?
Kendimizi kandırmayalım, yukarıda sıraladıklarımızdan sonra en ufak bir kıymet-i harbiyesi bulunmamaktadır..
Vatanseverler susunca da meydan tabii ‘’daha vatansever’’ olduğunu iddia edenlere kalmaktadır. 1 Ağustos 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”