AB1 Ağustos 2005 00:00

AB Yolu Asıl Şimdi Tıkandı! TÜRKEL MİNİBAŞ

<P>Ortadoğu'da siyasi ve ekonomik üs arayan AB'nin egemen devletlerinin... Ortadoğu'nun yeniden inşa projesinin mimarlarının gözleri aydın! <BR></P> <P>Maden, su, taşımacılık piyasasındaki ulusötesi şirketlerin de gözleri aydın! <BR>Güney Kıbrıs Rum kesimi de cuma akşamından beri gümrük birliği kapsamında. Böylelikle uzun zamandır bekledikleri Kıbrıs İskelesi de artık emirlerine amade.! <BR></P> <P>Sakın ola ki ''Nasıl olur!'' çığlıkları atıp ''Yavru vatan..'' edebiyatına girmeyin. Çünkü Türkiye 1995'te gereksiz yere imzalayıp kendini bağladığı Gümrük Birliği Anlaşması yetmezmiş gibi şimdi de ek protokolle uluslararası ticarette daha da bağımlı hale gelmeyi kabul etti. </P><div style="display:none">symbicort turbuhaler 200 6 cena <a href="http://blog.phmglobal.com/page/Symbicort-Slozeni">symbicort a alkohol</a> symbicort cena</div><div style="display:none">arcoxia 90 mg wikipedia <a href="http://www.speeddatingmixers.co.uk/blog/blog/page/Arcoxia-90" rel="nofollow">site</a> arcoxia cena</div>

AB, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tam üye kabul ettiği için aslında bu bağımlılık ilişkisinin şaşırtıcı bir yanı yok. Kaldı ki bu bağımlılık ilişkisi yeni de değil. 6 Mart 1995 belgesi ile daha 10 yıl önce saptanmıştı. Zira 6 Mart belgesiyle Türkiye AB'nin karar mekanizmasında olmadığı halde alınan kararlara uymakla yükümlü olduğunu kabul etmişti.
Gümrük birliği tam üyeliğin içinde yer almasına rağmen Türkiye'ye tam üyeliğin bir aşaması gibi sunulmuş Türkiye'de bunu sineye çekmişti. O tarihte Prof. Dr. Erol Manisalı' nın hazırladığı bir uyarı duyurusu 59 akademisyen tarafından imzalanmıştı, ama... Dönemin Başbakanı Tansu Çiller' in ''vatan haini'' suçlamasıyla ödüllendirilmişti.

Zaman 6 Mart belgesinin Türkiye'yi AB karşısında ekonomik olarak nasıl güçsüz bıraktığını gösterdi. AB, tarımdan hizmetlere, ortak politikalarla kendini korurken Türkiye'nin IMF stand-by'ına harfiyen uymasını şart koştu. Gümrük Birliği Anlaşması'yla da Türkiye'nin sadece AB nezdinde değil, üçüncü ülkeler karşısında da rekabet olanaklarını sınırladı.
Şu anda da sorun 1995'te olduğu gibi tamamen teknik. Ne var ki AKP hükümeti ve Başbakanı, Çiller gibi kamuoyunu ''vatanseverlik'' noktasına kilitleyerek meseleyi politik zemine çekmekte. Böylelikle hem ek protokolün Türkiye ekonomisine yüklediği faturayı hem de AB nezdindeki güven kaybını kamuoyundan gizlemekte!..
Ek protokolün yükledikleri
Malum Kıbrıs Adası'nda ortak bir devlet henüz yok. Her ne kadar cuma akşamki deklarasyonda ortak bir devlet tesisinden söz ediliyorsa da pek anlamlı değil. Çünkü deklarasyon tek taraflı!

Hal böyle olunca, AB'ce kabul edilen Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi adanın ekonomik, siyasi ilişkileri üzerinde tek düzenleyici olarak sahneye çıkmaktadır. Bu durum:
* KKTC'yi ''tabela devlet'' haline sokarken Türkiye'yi de ekonomik ilişkilerinde Kıbrıs Cumhuriyeti, yani Rum kesimi üzerinden ilişki kurmak zorunda bırakmaktadır. KKTC'yle olan ihracat-ithalat, yatırım faaliyetleri doğrudan doğruya KKTC'yle değil, AB'nin kabul ettiği kesimin onayı ve desteğiyle yürütülecektir.
* Türkiye KKTC ile herhangi bir üçüncü ülkeyle olduğu gibi Gümrük Birliği Anlaşması'ndaki kıstaslara uyacaktır. Örneğin, ticari faaliyete konu olan sektörlerde üreticiyi korumak amacıyla düzenlemeye gidemeyecektir. Unutanlara Hindistan'ın WTO nezdinde açtığı ve Türkiye aleyhine sonuçlanan pamuk ipliği davasını hatırlatmakta yarar var!..
* AB Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tam üye kabul ettiğinden, ekonomik ilişkilerde ortaya çıkacak anlaşmazlıklar AB'nin hukuk mekanizmalarıyla çözümlenecek... Türkiye tam üye olmadığı halde çıkacak kararlara uymak zorunda kalacaktır.
Kısacası, ek protokolün imzalanması söylendiği gibi, ''AB yolundaki bir engeli daha'' kaldırmadı. Aksine, Türkiye'nin rekabet olanaklarını daha da zayıflattı ve... AKP tam üyeliği tökezleten kayayı kendi elleriyle koydu.
Siz hiç nikâh defterine attığı imzayı tanımayan damat gördünüz mü?