Siyaset29 Temmuz 2005 00:00

PEKİ, O ZAMAN BU HALTI NE DİYE YEDİNİZ?- Mehmet Aça

Kürtçü-bölücü terörist örgüt PKK’nın gerçekleştirdiği terörist saldırıların giderek arttığı, yollara döşenen mayınlar nedeniyle her gün üç-beş askerimizin şehit edildiği, onlarcasının yaralandığı, şehit cenazelerinin sözde Türk basınının örtme ve karartma girişimleri eşliğinde memleketlerine gönderildiği, canlı bombaların İçişleri Bakanlığı kapısına kadar dayandığı, turistik bölgelerde içinde onlarca insanın yer aldığı minibüslerin canlı bombalar vasıtasıyla havaya uçurulduğu, hükümet üyeleriyle askeri erkanın şehit cenazesi törenlerinde yavaş yavaş boy göstermeye başladığı günümüz Türkiye’sinde ayrılıkçı ve bölücü terör, hükümet ve basının bütün karartma girişimlerine rağmen, yine ülkenin bir numaralı gündemi. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsarcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cenacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon

Hükümet ve basının durumun vahametini gizlemeye çalışmasına rağmen, sokaktaki vatandaşın bile şehit edilen asker sayısının aslında çok daha fazla olduğunu bir şekilde öğrenmeye ve giderek kaygılanmaya başladığı bir dönemde, şehit edilen her bir askerin vebalini taşımakla ve gözü yaşlı analara hesap vermekle yükümlü olan TSK, duruma dikkat çekmek ve gerekli önlemlerin alınması için uyarılarda bulunmak zorunda kalmış, dağlarda kazandığı zaferi masada sıfırlayan siyasileri (ki, siyasi erk, her bir karar aşamasında TSK da dahil olmak üzere, devletin bütün kurumlarının görüşünün alındığını beyan etmiş ve yalanlanmamıştır) göreve davet etmiştir.

 

Yazılı ve görsel basından takip edebildiğimiz kadarıyla Genelkurmay 2. Başkanı Org. İlker Başbuğ, basını bilgilendirme toplantılarından birisinde, İngiltere’deki Terörle Mücadele Yasası örnek alınarak Terörle Mücadele Yasası’nın yeniden gözden geçirilmesini, bazı düzenlemelerin yapılmasını talep etmiştir. Basın tarafından, örnek olarak gösterilen Terörle Mücadele Yasası’nda, terör örgütlerinin toplantısına destek verenler, katılanlar ve yardım edenler için 10 yıl hapis cezası, terör örgütlerini destekleyecek şekilde elbise ya da benzeri bir şey giyenler, müzik çalanlar, pankart taşıyanlar için 6 aydan az olmamak üzere hapis cezası, teröristler hakkında bilgilere sahip olduğu halde yakalanmaları için bunları polise vermeyenler için 5 yıl hapis cezası gibi cezaların öngörüldüğü yönünde bilgiler aktarılmış, Org. Başbuğ’un uyarıları doğrultusunda terör örgütleriyle bağlantısı olanlar, örgüte destek sağlayanlar, örgütün propagandasını yapan bazı kuruluşlar, kişiler ve “sivil toplum örgütleri”ne yönelik cezalar getirecek yeni yasal düzenlemelerin yapılmasının beklendiği ifade edilmiştir.

 

Henüz Milli Güvenlik Stratejisi Belgesi’ni bile hazırlamaktan aciz olan Genelkurmay Başkanlığı ile Hükümetin, terörün, bölücülüğün, işbirlikçi ve hain yüzünü bugünlerde daha bir gösteren irticanın önüne geçebilmek için zikredilen yasal düzenlemeleri yapıp yapamayacağını, yapsa bile uygulayıp uygulamayacağını zaman gösterecek. Gerçi, yeni yasal düzenlemeleri gündeme getirenler, İngiltere gibi ülkelerin “terör mağduru” olduğunu, ABD ile AB ülkelerinin terörist hareketler karşısında giderek duyarlı bir hal almaya başladığını düşündükleri için istedikleri yasal düzenlemelerin yapabileceğini sanmaktadırlar. Fakat, ülkenin ve milletin geleceğini ABD ile AB ülkelerine bağlayanların, ülkeyi tam anlamıyla sömürge durumuna getirenlerin unutmaması gereken bir gerçek vardır, o da, ABD ile AB ülkelerinin sadece kendilerini vuranları terörist olarak nitelendirdikleridir. Nitekim, Çeşme ve Kuşadası’nı bombalayan PKK’lı teröristler, BBC tarafından terörist olarak nitelendirilmemiş ve Hükümet, bu nitelendirmeyi düzelttirememiştir.

 

PKK terörünün yeniden hortlatılmasından ve her gün üç beş askerimizi şehit vermekten duyduğumuz acıyı, bugün yeni yasal düzenleme talebinde bulunanların vaktiyle AB’ye girme masalı uğruna terörle mücadeleyi daha güçlü kılacak yapılanmaları (Örneğin MGK) ve yasal düzenlemeleri ortadan kaldıranlara, Türkü savunmasız bırakanlara seyirci kalmış olmaları gerçeği daha bir dayanılmaz kılmaktadır. Dünyanın hızla küreselleşmeye gittiğinden, demokratikleşme ve şeffaflaşmanın kaçınılmazlığından dem vuran orgenerallerin, yaşlı gözlerle hesap soran şehit analarının gözyaşlarında boğulma tehlikesi karşısında siyasi erki, yeniden göreve çağırmaları, ağa ile maraba arasında geçen meşhur “halt yeme” hikayesini akla getiriyor. Her iki taraf da “halt”ı yedikten sonra, maraba ağaya soruyor: “İyi de ağa, o zaman biz bu haltı ne diye yedik?” İnsan sormadan edemiyor: “Sahi, bugün teröre karşı sıkı yasal düzenleme talebinde bulunanlar, Türk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni iç ve dış saldırılara karşı savunmasız bırakma operasyonları sırasında yumruğu neden masaya vurmadılar, neden seyirci kaldılar?” Bugün yasal düzenleme talebinde bulunanlar arasında geçmişte hiç mi kurmay ya da stratejist yoktu? Kuzey Irak’ta askerlerimizin kafasına çuval geçirilirken, beş özel harekat mensubu hunharca katledilirken, konfederasyon çaputuna sarılı terörist leşi tabutu eşliğinde kalkışma denemeleri gerçekleştirilirken gereğini yapmayanlar, acaba kendilerine ve hükümete karşı yapılan eleştirilerin sadece eleştiri olsun diye yapıldığını mı düşündüler? Eleştirenlerin, öfkeden hop oturup kalkanların, açık buldukları yerden vurmaya çalıştıklarını mı düşündüler? Acaba, yarınları görüp de orduyu ve milleti göreve davet edenler, renkleri yeterince beyaz olmadığı için mi ciddiye alınmadılar? En önemlisi de teröristlere ve etk i ajanlarına karşı mücadelede Almanya ve ABD örneğini öneren merhum Dr. Necip Hablemitoğlu’nun yazıp çizdiklerini okuyamayacak ve anlamayacak kadar cahil miydiler? Bir ara akıllarını kaybetmişlerdi de acaba yeni mi akıllanmaya başladılar? Vatan hainlerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmesini talep etme hakkını dahi vermekten kaçınmayanlar karşısında sesiz kalanlar, acaba Türk’ün giderek kabaran öfkesinden nasip alabileceklerini düşünerek mi harekete geçtiler?

 

Haine ve işbirlikçiye artık diyecek sözümüz yok; çünkü, onlar, sözün değil, Türk’ü yeniden ayağa kaldıracak eylemlerin muhatabı olacaklardır. Türk’ün alın terini, kanını, canını, toprağını, geleceğini kumar masalarına yatıran siyasilere de sözümüz yok; çünkü, onları da hain ve işbirlikçi safında görüyor, aynı akıbeti onlarında da beklediğine inanıyoruz. Sözümüz, işbirlikçiyi iktidara taşıyan “millet”e ve iktidardakilerin Türk’ü savunmasız bırakan her türlü eylemi karşısında sessiz kalan devlet kurumlarınadır. Kendisini savunmasız bırakan yasal düzenlemelerin kurbanı olan ve yirmi yaşına kadar yemeyip yedirerek, giymeyip giydirerek yetiştirdiği evlatlarını yeniden PKK terörüne kurban vermeye başlayan millet, artık olup bitenleri sorgulamak ve sorumlulardan hesap sormak durumundadır. Kendi evlatlarını şehit vererek ayakta tuttuğu bu vatanda, oligarkların her fırsatta keselerini doldurmalarına, oligark çocuklarının anaların şehit düşen evlatlarına gözyaşı döktüğü sırada Bodrum, Çeşme bar ve diskolarında çılgınca eğlenmelerine, köşe başlarını tutan yazar müsveddelerinin, üniversite kürsülerini işgal eden işbirlikçi profesörlerin sabah akşam sürdürdükleri beyin yıkama operasyonlarına, dini ve milli duygularını sömürerek iktidara gelenlerin önce Türk’ü satmalarına  artık göz yummamalıdır. Aksi taktirde, tabutlar içerisinde gelen evlatlarının cenazelerine sarılmak ve gözyaşı dökmek kaderi olacaktır. Kendileri, vatan uğruna kara toprağın altına giren evlatlarının mezarlarını ziyaret edip mezarlarını sularlarken, askerlik için dahi Malatya’nın ötesine geçmeyen oligark çocukları 2006 ve 2007 yazının çılgın hayallerini kurmaya devam edeceklerdir. Titremenin, kendine gelmenin, oyunu bozmanın zamanı gelmedi mi hala?!

 

(Yeni Hayat, Temmuz 2005)