Batı’nın Yeni Türkiye Politikası ve Lozan - Erol Manisalı
Soğuk savaşın bitişi ve Sovyetler Birliği'nin dağılması ABD ve Avrupa büyüklerinin bölge (ve Türkiye) politikalarına yeni bir biçim vermelerine yol açtı. Bu politika ''özünde, eskisinden farklı değildir'' ; ancak kullanılan araçlar ve kapsamı değişmiş bulunuyor. - Ayrıca, Sovyetler Birliği'nin dağılmış olması bölge ülkelerinin ''alternatif olanaklarını şimdilik daraltıyordu'' . ABD ve Avrupa iktisadi ve siyasi egemenliklerini bölgeye yaymak için, geleneksel olarak kullandıkları araçların kapsam ve niteliklerini değiştirmeye başladılar. Doğrudan saldırı ve ''kadife eldivenli saldırı'' yöntemlerinin yanına ''sessiz darbe yöntemini'' daha da derinleştirerek eklediler. new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
- Soğuk savaş sonrasında Türkiye için ''kesinleşen Batı kararı'' geleneksel Batı emperyalizminin bütün özelliklerini gösteriyordu. Türkiye Batı içine kabul edilmeyecek, ancak Batı'nın himayesi (ve güdümü) altına sokulacaktı. Bu hedef beraberinde, Batı emperyalizminin tarihsel öngörülerini içinde bulunduruyor; Kürdistan projesinin yanında, Ermeni ve Yunan taleplerinin karşılanarak Türkiye'nin ABD ve AB himayesi altına sokulması öngörülmeye başlandı.
Batı'nın bu yeni politikası Lozan'ın kurduğu düzenin değiştirilerek Türkiye'nin küçültülmesini de beraberinde getiriyordu. Güneydoğu'nun bir bölümü K. Irak, Suriye ve İran'ın bir parçası ile birleştirilerek Kürdistan projesi gerçekleştirilecek; öte yandan Kuzeydoğu Anadolu, İstanbul'da (ve Trakya'da) Ermeni, Yunan (ve Ortodoks) talepleri gerçekleştirilecekti.
Türkiye'nin özel konumu...
Türkiye Batı'nın bu talepleri bakımından uygun bir ortama yavaş yavaş getiriliyordu.
- AB'ye tek taraflı bağlanırken iktisadi, siyasi, kültürel ve bürokratik olarak AB'nin kurumsal denetimi altına sokulacaktı.
- Bir yandan özel statüye götürülürken öte yandan Kürdistan oluşumu gerçekleştirilecek; Yunan ve Ermeni talepleri karşılanacaktı.
- AB'nin bekleme odasında eli kolu bağlı olarak tutulacak Türkiye'den, yavaş yavaş bu ödünler alınacaktı. 1995 Gümrük Birliği Anlaşması ve 17 Aralık 2004 belgesi bu koşulların altyapısını hazırlamaktaydı.
- Türkiye-Batı ilişkilerinde ''kurumsal bağlanma'' ve ''organik bağlanma'' birlikte gerçekleştiriliyordu. AB'ye, ''diğer adaylardan tamamen farklı bir biçimde'' tek yanlı bağlanarak özel statüye götürülürken IMF güdümüne sokularak ''ulusal politika olanakları ortadan kaldırılmaya çalışıldı'' .
Organik bağlanmayı ise Batı'nın dev tekelleri sağlıyorlar. Tarımda, ticarette, enerjide, iletişimde, petrokimyada, demir çelikte, ulaşımda, bankacılıkta ve medyada ''ekonominin içine nüfuz ederek'' denetimi ellerine geçirmek istiyorlar.
- Türkiye tarafında ''bir Türkiye'' yerine ''iki Türkiye'' oluşmuş bulunuyor. Azınlıkta olan, ama Batı ile işbirliği yaptığı için etkili hale gelen ''gayri milli Türkiye'' , Batı'nın yeni politikalarına yeşil ışık yakıyor.
- Bir taraftan AB'ye ve IMF'ye kurumsal olarak bağlarken öte yandan dev yabancı tekellerin piyasaya yerleşmelerinin önünü açıyor. IMF ve AB istediği için ÇUŞ'ye ülke teslim ediliyordu.
Bu kurumsal ve organik tek yanlı oluşumlar Lozan'ın oturduğu zemini değiştiriyor. Türkiye'yi iktisadi ve siyasi olarak ''ulusal inisiyatif alamayacağı'' bir yapılanmaya ve sömürgeleşmeye sürüklüyor.
Ayrıca siyasal zeminde Ermeni soykırım tasarıları, Yunan taleplerinin altyapısını hazırlamaya yönelik girişimler ve Kürdistan projesi Türkiye'nin sırtına bindiriliyor. AB'nin bekleme odasında sıkıştırılan Türkiye, bu alandaki ödünleri vermeye zorlanıyor.
Batı'nın ''yeniden gözden geçirilen'' Türkiye politikasında Lozan, ''Batı politikalarının önündeki en büyük engel" durumuna geliyor. İşte bu nedenle Batı, Lozan'ı fiilen ortadan kaldıracak politikalarını, ''koşullar olarak Türkiye'nin önüne koyuyor'' .
Batı'nın yeni politikasında Lozan'a yer yok. Türkiye Batı ile ilişkilerini normalleştiremediği sürece Lozan'ı tartışmak zorunda kalacak. İlişkileri normalleştirmenin yolu ise denge politikalarından geçiyor. Çözümler var, ancak ortada bunu uygulamak isteyen yönetimler yok...