Siyaset28 Temmuz 2005 00:00

Erdoğan-Özkök ikilisine sorular - Hasan Ünal

Genelkurmay Başkanı Özkök’e bir kaç sorumuz var. Kendisi iki gün önce İstanbul’daki törende denizciliğe önem vermeyen ulusların küresel ve bölgesel güç olamayacaklarını; Türkiye’nin üç denizde de etkili olması gerektiğini söyledi. Çok doğru tesbitler. Ama bu genel laflarla bir yere varılmıyor. Ek Protokol Kıbrıs’ı Rum egemenliğine verme siyasetine hız kazandırırken Akdeniz’de nasıl etkili olacağız? Ege Yunan denizi gibi zaten. Genelkurmay bu Protokol’ü nasıl görüyor? Mahzurları yok mu? Varsa, bunları ne zaman açıklayacaksınız? Yoksa bu konu sizi ilgilendirmiyor mu? Kıbrıs sorunu ulusal güvenlik kapsamına girmiyor mu?sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilocialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

Dün Başbakan Erdoğan Londra’da İngiltere Başbakanı ile görüştü ve Ek Protokol’ü en kısa zamanda imzalayacağımızı ima etti. AB Komisyonu görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Protokol’ün bu hafta içerisinde imzalanmasını beklediğini söyledi. Aynı saatlerde Papadopoulos Türkiye’nin kendilerini resmen tanımadan AB’ye üye olmasının mümkün olmadığını bir kez daha dile getirdi. Erdoğan ise hala, Protokol’ü imzalamanın Rumları tanımak anlamına gelmediği ternaleriyle meşguldü.
Defalarca belirttik. Bir kez daha ve kısaca yineleyelim. Bu Protokol tek başına Rumları ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ olarak tanımak anlamında yorumlanmayabilir. Eğer Türkiye tanımanın gereklerini yerine getirmemekte ısrar ederse, o zaman bu Protokol’e rağmen Rum Kesimi’nin tanımamış olabiliriz. Ama AB bu Protokol’ü Rumları tanıma yolunda önemli bir adım olarak görüyor. Ve bunu da gerek Ortaklık Konseyi’ne getirdiği Ortak Tutum Belgesi’ne gerekse henüz taslak durumda bulunan Müzakere Çerçeve Belgesi’ne yazdırmış durumda. Yani AB bu Protokol’ü bizim gibi yorumlamıyor.

Ayrıca bu Protokol ticari ve ekonomik manada KKTC’nin idam fermanı gibidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu Protokol ile Kıbrıs adasının tümüyle yapılacak dış ticaretin belgelerini almaya ve vermeye Rumları ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ sıfatıyla tek yetkili hükümet olarak tanıyoruz. Bu sebeple yüzlerce KKTC şirketi genel müdürlüklerini güneye taşımak suretiyle kendilerini Rum şirketi yani ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ şirketi olarak tescil ettiriyorlar. Çünkü bu şirketlerin Protokol’den sonra ticaretlerini sürdürmeleri söz konusu olmayacak. Üstelik bunlar yoruma açık olmayan taahhütler. (Ayrıca bu konudaki ayrıntılı bilgi için Salı günkü köşe yazıma bakılabilir.)
Bütün bunlar ortadayken Erdoğan’ın Protokol’ü masum göstermeye çalışması ne ahlaki ne de iyi bir politika. Bunun yerine yaptığı basın toplantısında Protokol’ün mahzurlarına dikkat çekip, buna rağmen 3 Ekim’de tarama sürecinin (altını çiziyorum müzakere süreci değil sadece ve sadece tarama süreci) başlatılabilmesi için bu acı ilacı içtiklerini; AB içerisinde Türkiye karşıtı bir hava oluştuğunu açıkça gördüklerini; ancak buna rağmen AB’nin eline tarama sürecini başlatmamak için mazeret vermemek açısından bu Protokol’ü imzalayacaklarını; fakat Protokol’ün uygulamasını AB içerisindeki havanın netleşmesine kadar yapmayacaklarını ve kafa karıştıran havanın devamı halinde Protokol’ü Meclis’e reddettirerek hükümsüz hale getireceklerini söyleyebilirdi.

Böylesi daha doğru olurdu. Çünkü doğrular üzerine inşa edilmiş bir politika seçeneği olurdu. Ve böylece AB’nin yanlışlarını ve Protokol’ün günahlarını Türk kamuoyundan gizlememiş olurdu. Neden böyle yapmıyor? Aynı şekilde Trabzonspor’un Rum takımıyla oynadığı maç bir uluslararası girişime döndürülemez miydi? Trabzonlu futbolcular bir özel uçakla Ercan havaalanına götürülebilir ve oradan yani kuzeyden giriş yapmaları için ‘dostu ve arkadaşı’ Karamanlis’ten ricada bulunabilirdi. Blair ve öteki liderlerle telefon temasına geçip, konu onlara anlatılabilirdi. Gazetecileri KKTC’ye götürerek Rumların bu fanatik hali dünyaya gösterilebilirdi. Ama yapılmadı. Neden? Abdullah Gül 20 Temmuz törenlerinde Kıbrıs Türklerine ‘dayanın ve devletinize sahip çıkın’ dedi. Arkasından KKTC’nin altına dinamit koyacak olan Protokol’ü imzalaması için Brüksel büyükelçimize talimat veriyor. Neden?

Bu arada Genelkurmay Başkanı Özkök’e de bir kaç sorumuz var. Kendisi iki gün önce İstanbul’daki törende denizciliğe önem vermeyen ulusların küresel ve bölgesel güç olamayacaklarını; Türkiye’nin üç denizde de etkili olması gerektiğini söyledi. Çok doğru tesbitler. Ama bu genel laflarla bir yere varılmıyor. Ek Protokol Kıbrıs’ı Rum egemenliğine verme siyasetine hız kazandırırken Akdeniz’de nasıl etkili olacağız? Ege Yunan denizi gibi zaten. Genelkurmay bu Protokol’ü nasıl görüyor? Mahzurları yok mu? Varsa, bunları ne zaman açıklayacaksınız? Yoksa bu konu sizi ilgilendirmiyor mu? Kıbrıs sorunu ulusal güvenlik kapsamına girmiyor mu?