Siyaset25 Temmuz 2005 00:00

Türk halkının kaderi tarih boyunca aldatılmışlığın bir serüvenidir

Ve iddia ediyoruz ki kapitülasyonların ekonomik ve politik sonuç olarak milli bağımsızlığımızı ve haysiyetimizi nasıl darbelediğini bilen bizler, bugün burada bu yöneticilerin nereden nereye geldiklerini büyük üzüntüyle gördük. Bütün bunların altında  nüfuz ticareti, soygunlar, akraba kayırmaları yatmakta ve ekonomik, politik münasebetleriyle, basınıyla, diğer müesseseleriyle halkın gerçek iradesinin dışında hatta karşısında kalınmaktadır.   Politikası böyle ekonomik tutumu böyle olan bir yöneticiler  kadrosunun Türk yurduna armağanı sadece sosyal dengesizlik ve huzursuzluk olacaktır. Soruyoruz: bu dengesizlik ve huzursuzluk artmakta mıdır, ağırlaşmakta mıdır? Bunları giderecek gerçek tedbirleri almak yerine sonuçlarla uğraşan kadro vatan ihanetinin içinde midir değil midir?  ( Fethi Gürcan , 2 Ağustos 1963)discount drug coupons site printable coupons for cialisnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvat

Albay Talat Aydemir 2 Ağustos 1963

 

Demokrasi çoğunluğu sağlamak değil, ruh ve anlam olarak halkın çıkarlarını yerine getirecek olan kurumları oluşturmak ve işletebilmektir. Demokratik düzenin tabii parçası olan partilerin binaları yıkılır, olumlu  işlerin yerini kısır çekişmeler alır ve suni buhranlar yaratılırsa ¸bütün bu bozuk yollardan gelen hükümet, bunların seyircisi ve teşvikçisi olursa bu yollarla doğmuş bir Meclis de buna razı olur. Muhalefetiyle, iktidarıyla yurttaşların hayret bakışları altında bir gün sarmaş dolaş canciğer öbür gün can düşmanı olur. Ama her durumda  oylarını aldıkları halka karşıdırlar.

 

Siyasi partileri Türkiye’de finanse edenler köyde ve kasabada ağalar, küçük ve orta illerde eşraflar, büyük illerde sermayedarlar ve patronlar oldukça  vatandaşın serbest seçimle oy kullanmasına imkan yoktur. TBMM’ye gelenlerin seçimler sırasında harcadıkları paralarını kurtarmak ve gelecek devre seçimlere hazırlık olmak üzere yapılan nüfuz ticaretiyle elde edilen meblağ hariç, idari ticari devlet mekanizması dejenere edilmektedir. Bu demokratik denen sahte rejimle memleket sonsuza kadar idare edilemez.

 

Devletin Anayasa’sı ve kanunları dururken devlet faşist sistemli protokollerle idare edilmektedir. Taviz politikası , statükoculuk, oy almama korkusuyla gericilik müsamahayla karşılanmakta ve hatta teşvik edilmektedir. Memleketteki aşırı cereyanlar önlenememektedir. Kürtçülük probleminin bu tutumla halledilmesine imkan yoktur.

 

Büyük şehirlerimizi sarmış gecekondu davalarının halledilmesine  bugünkü  hükümet idaresinin anlayışıyla imkan yoktur. İlerde kötü ideolojilerin yer etmesiyle Türkiye için en büyük tehlike kaynağı oluşturacaklardır.

 

Türkiye’nin kalkınması , vatandaşlarımın gerçek anlamda hukuk düzeni içinde yaşayarak refaha kavuşması , çağdaş devletler seviyesine yükselmesi için hiçbir karşılık beklemeden en tehlikeli mücadelelere girdim, göğüs gerdim...Başarılı olamadığım gibi , halen de Türkiye’de değişen bir şey de görmedim. Memlekette gününü gün etme zihniyeti devam ettikçe , bunun da gerçekleşeceğine artık inanmıyorum.

 

Binbaşı Fethi Gürcan 2 Ağustos 1963

 

Türk halkının kaderi tarih boyunca aldatılmışlığın bir serüvenidir.

 

Elbette partiler, demokratik hayatın kaçınılmaz  unsurlarıdır. Kaçınılmaz bir husus da partilerin oylarını aldıkları kitlenin iradesiyle aynı yönde hareket etmeleridir. Başka bir ifadeyle, partiler ile temsil ettiklerini iddia ettikleri halk iradeleri arasında bir ayniyet bulunmasıdır. Bu ayniyet olmayınca meşruluk kendiliğinden ortadan kalkmakta , Türkiye’de gördüğümüz aldatma ve uyutma başlamaktadır. Böylece ulusal irade katledilmektedir.

 

Anayasanın klasik hürriyetleri yanında ulusal iradenin tecellisi için adeta emrettiği sosyal ve ekonomik hakların , halk tarafından elde edilmesini sağlayacak reformlara kimler engel olmaktadır? Toprak reformu , vergi , eğitim reformu ve diğer reformlar aleyhinde çalışanlar kimlerdir?

 

Kaderine bırakılmış Anadolu’da küçük topraklar büsbütün küçülürken , büyük toprakların daha da büyüdüğünü görüyoruz. Hele yaşamak, barınmak imkanından gittikçe mahrum kalan bu halk kitlelerinin büyük şehirlere akarak, hemen yarısına yakın kısmını kaplayan gecekondu inşaatının yasaklanmasını isteyen yönetici zihniyet, Türkiye’nin davalarını anlamanın ötesinde  olanların zihniyetidir. Bugünkü tutumla gecekonduların artmasının kaçınılmazlığını anlayamayanları ve onların getirdiği problem karşısında anlayışsız olanları özellikle bu gibi konulara derinden bakanları tarih önünde itham edenleri tarih önünde en büyük vatan haini olarak gösteriyoruz. Çünkü inanıyoruz ki temel reformlar  bu ve diğer konuların önüne geçtiği takdirde meselelerimiz çözülecektir. Daha açık bir ifadeyle, netice yerine sebeple uğraşıldığı takdirde çözülecektir.

 

Anayasanın sosyal  devlet prensibini sosyal adalet ilkesinde buluyoruz. Daha doğrusu bu ilkenin geri kalmış bir memleket  olduğumuz için , sosyal adalet için kalkınmak prensibinde kristalleştiğini görüyoruz. Oysa , kamu hizmetleri ve kalkınmayı sağlayacak olan vergiler geniş halk kitlesine yüklenmiştir.

 

Ve iddia ediyoruz ki kapitülasyonların ekonomik ve politik sonuç olarak milli bağımsızlığımızı ve haysiyetimizi nasıl darbelediğini bilen bizler, bugün burada bu yöneticilerin nereden nereye geldiklerini büyük üzüntüyle gördük. Bütün bunların altında  nüfuz ticareti, soygunlar, akraba kayırmaları yatmakta ve ekonomik, politik münasebetleriyle, basınıyla, diğer müesseseleriyle halkın gerçek iradesinin dışında hatta karşısında kalınmaktadır.

 

Politikası böyle ekonomik tutumu böyle olan bir yöneticiler  kadrosunun Türk yurduna armağanı sadece sosyal dengesizlik ve huzursuzluk olacaktır. Soruyoruz: bu dengesizlik ve huzursuzluk artmakta mıdır, ağırlaşmakta mıdır? Bunları giderecek gerçek tedbirleri almak yerine sonuçlarla uğraşan kadro vatan ihanetinin içinde midir değil midir?

 

İşte biz ulusal iradenin  gerçekten tecellisi için , ona engel olan politik , ekonomik ve sosyal münasebetleri ulusun çoğunluğu lehine ortadan kaldırmak istiyorduk. Bu münasebet yarın mutlaka koparılacaktır.

 

Gracchus Babeuf 1795, Fransız İhtilali ile ilgili yazdığı Devrim Yazıları kitabından:

 

Bir döneme kadar  bu amaca doğru büyük adımlar atıldı, sonra gerisin geriye dönüldü, toplumun amacına , devrimin amacına karşı yüründü, genel mutsuzluk pahasına küçük bir azınlığın mutluluğuna doğru.

 

Zenginlerin kazanç hırsını gemleyecek tedbirler almadığımız sürece, onlara istediğiniz kadar vergi kesin boşunadır. Çünkü zenginler bütün tüketim maddelerini ellerinde tuttuklarına göre, öçlerini her zaman yoksullardan almanın yollarını bulacaklardır.