Dünya25 Temmuz 2005 00:00

‘Halkın Parası’ ve ‘Yeniden Dengeleme’ Ergin Yıldızoğlu

''Halkın parası'' (remninbi) ABD Doları çapasından koparıldı, revalüe edildi. Böylece Çin yönetimi, sabit kur rejimini terk ederek bir ''esnek kur'' rejimine geçti. Böylece, mali piyasaların, uzun süredir özlemle beklediği, dünya ekonomisini, ABD büyümesine bağımlı olmaktan çıkaracak bir ''yeniden dengelenme'' süreci de başlamış oluyordu. Bu ''yeniden dengelenme'' gerçekleşirse, dünya ekonomisinde egemen ''aşırı üretim'' krizinin, çok ağır bir ''yaratıcı yıkıma'' yol açmadan aşılması bekleniyor. Daha uzun bir dönemdeyse, sanırım şöyle bir durum söz konusu. Birincisi, sermaye ABD ve Avrupa'daki aşırı üretim sorununu (kapasite fazlası) bir süredir Çin'in ve Doğu Asya bölgelerine göç ederek hafifletmeye çalışıyordu. Ancak, Çin'de başlayan yavaşlama eğilimi ve son verilere göre, imalat sanayiinde fabrikaların onda dokuzunun bir üretim fazlası sorunuyla karşı karşıya olması (The Economist, 21/07), revalüasyonla birlikte genel bir depresyon eğiliminin giderek yeniden su yüzüne çıkacağını düşündürüyor. 1930'lardaki genelleşmiş depresyonun içinden, ilk önce ABD (depresyonu tetikleyen ülke) çıkmış, dünya ekonomisinin, siyasetinin merkezine oturmuştu...

''Halkın parası'' (remninbi) ABD Doları çapasından koparıldı, revalüe edildi. Böylece Çin yönetimi, sabit kur rejimini terk ederek bir ''esnek kur'' rejimine geçti. Böylece, mali piyasaların, uzun süredir özlemle beklediği, dünya ekonomisini, ABD büyümesine bağımlı olmaktan çıkaracak bir ''yeniden dengelenme'' süreci de başlamış oluyordu. Bu ''yeniden dengelenme'' gerçekleşirse, dünya ekonomisinde egemen ''aşırı üretim'' krizinin, çok ağır bir ''yaratıcı yıkıma'' yol açmadan aşılması bekleniyor.

Bu beklenti bana, Keynes' in 1932'de The Atlantic Monthly'de yayımlanan ''Dünya Ekonomisinin durumu'' başlıklı makalesini anımsattı. Keynes, dünya ekonomisinde mali piyasalardaki sorunun öncelikle, ''depresyon'' sorunundan daha ivedilikle çözülmesi gerektiğini, aslında bu sürecin de başlamış olduğunu söylüyor ve ekliyordu: ''Ancak tarih, çözüm için gerekli süreyi tanımayabilir.'' Sonuçta Keynes'in korkusu gerçek olacak, 10 yıl içinde küreselleşme tümüyle çökecekti...

Remninbi'nin revalüasyonu, ''yeniden dengelenme'' için gerçek bir olasılık açıyor. Ama, bence bu sürecin tamamlanma olasılığı çok zayıf. Bu yıl başında yaptığım, nisanda yinelediğim ''kemerlerimizi bağlamamıza'' ilişkin uyarımın hâlâ geçerli olduğuna inanıyorum.

Yüzde 2'lik çözüm

Remninbi, dolar karşısında yüzde 2.1 revalüe edildi, ''Singapur modeli'' denen bir taktikle, bileşimi açıklanmayan bir döviz sepetine bağlandı, yüzde 0.3 gibi dar bir aralıkta dalgalanmaya bırakıldı. Çin mali yönetimi, Remninbi'nin değerini, piyasa tepkilerine bakarak her akşam yeniden ayarlayacak. Böylece, Çin yönetimi, hem spekülatörleri bir belirsizlik içinde tutuyor, hem de parası üzerindeki denetimini kaybetmiyordu. Revalüasyon piyasalarca beklenen yüzde 5'in ve ABD senatosunca önerilen yüzde 27'nin çok gerisinde kalmış olmakla birlikte, bir başka nedenle de iyimserlikle karşılandı: Wall Street Journal'ın yorumuna göre ABD Senatosu'ndaki ulusalcı ve korumacı lobinin etkisi/propagandaları, küreselleşmeden uzaklaşma eğilimi, bu revalüasyonla delinmiş oluyordu.

WSJ analistlerinden Nouriel'ye göre önümüzdeki aylarda yüzde 10'a kadar ilerlemesi beklenen revalüasyonun kısa ve uzun dönemli etkilerini ve yukarıda değindiğim iyimser beklentileri değerlendirmeden önce, Çin ekonomisine ilişkin bazı verilere bakalım.

Çin ekonomisi, resmi verilere göre 2005 yılının ikinci dört aylık döneminde yüzde 9.5 büyümüş. Yorumcular bu oranın abartılı olduğuna, bir yavaşlama dönemine girildiğine inanıyorlar. 2003-2004 yıllarında yüzde 30 büyüyen imalat sanayii üretimi ve tüketiminin 2005 yılında yüzde 15'e gerilemesi bekleniyor. İthalat verileri de yavaşlama saptamasını destekliyor. Son veriler aylık ihracatın bir önceki yıla göre yüzde 30.6 artmasına karşılık, ithalat artışının yüzde 15.1'de kaldığını, böylece aylık dış ticaret fazlasının artmaya devam ederek 9.7 milyara ulaştığını gösteriyor. Çin'in, özellikle ABD karşısında, büyümeye devam eden dış ticaret fazlasının, döviz oranlarında çok daha köklü nedenleri var. Bank of America'nın baş stratejisti Joseph Quinlan 'a göre imalat sanayii ortalama saat ücreti Çin'de 64 sent, ABD'de 21 dolar. (The Atlanta Journal-Constitution. 22/07) Bu farkın kısa dönemde kapanması olanaksız.

İkincisi, ABD ekonomisi, birçok üretim dalını tasfiye etti, dışarı taşıdı, şimdi, çoğu hizmet sektöründeki işçi sınıfının gereksinimlerini ucuza karşılayabilmek, ücret düzeyini koruyabilmek için, Çin'den ithal etmeye devam etmek zorunda. Salt bu devalüasyona bakarak ABD-Çin arası ticaret dengesinde fazla bir iyileşme beklemek doğru olmaz. Bu durumda haziran sonu itibarıyla Çin'in elindeki, 771 milyar dolara ulaşmış olan döviz rezervlerinin büyümeye devam etmesi olağan. 2003 yılında ve 2004 yıllarında sırasıyla GSMH'nın yüzde 3 ve yüzde 4'üne ulaşan cari denge fazlasının da... (Financial Times, The Economist)

Kısa ve orta dönem

Kısa ve orta dönemli beklentilere dönersek, öncelikle, ABD'de ulusalcı/emperyal/korumacı kesimin gerginliği artmaya, Çin'e daha fazla revalüasyon için siyasi baskı yapmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Remninbi'nin revalüasyonu, diğer Asya dövizlerinin de değerlenmeye başlamasına neden oldu. Mali piyasalarda, ''heç edilmiş fonlar'' ve döviz spekülatörleri, korumacı lobinin basınçlarına bakarak, yeni bir revalüasyon beklentisiyle, pozisyon tutmak için Çin'e yönelecekler (Nouriel, WSJ): Çin'e, genelde bölgeye yabancı sermaye girişi hızlanacak; sermaye hareketlerinde dolar ve Euro'dan Asya dövizlerine doğru yönelim, dolardaki yumuşamayı hızlandıracak.

Revalüasyon, ''II. Bretton Woods'' olarak da adlandırılan, (dolara bağlanmış döviz, Asya'dan ABD'ye mali kaynak akışı, bu kaynağın Asya mallarına talep oluşturması, ABD'nin tüketici talebine dayalı ekonomik büyüme, gittikçe artan açıklar) sistemin resmen sona erdiğini gösteriyor. Bundan sonra ABD, Asya'dan eskisi kadar kolay kaynak (tasarruf) çekemeyecek, ABD tüketicisi (esas olarak işçi sınıfı ve orta sınıf) iki basınç altında göreli olarak yoksullaşmaya başlayacak. Birincisi, Wall Mart (bu sınıflara hizmet veren büyük süper market zinciri) etkisi: Çin'den ithal edilen malların fiyatı artmaya başlayınca, tüketicinin alım gücü ve refahı gerileyecek. İkincisi, cari açık büyümeye devam ederken sermaye dolardan uzaklaştıkça, ABD varlıklarına talep azaldıkça, borsa (ama özellikle bono fiyatları) düştükçe, faizlerin artma eğilimi güçlenecek. Bu da yatırımlar ve ama özellikle tüketim üzerinde olumsuz bir etki yapacak. Efsanevi spekülatör Warren Buffett 'in deyimiyle ''bir kupon kesiciler -rantiyeler- toplumuna dönüşen'' (The New York Times 18/07) ABD tüketicisini zor günler bekliyor.

Gerçekten de yüzde 2'lik revalüasyonun bile uzun dönemli ABD bono faizleri üzerinde yüzde 0.07'lik bir artış yaratmasına bakarak, yüzde 10-20'ye ulaşacak bir revalüasyonun nasıl ağır bir basınç yaratacağını düşünebiliriz. Bunlara karşılık, Çin (ve Asya ülkelerinin) tüketicisinin, parası değerleneceği için, tüketim gücünün ve refahının artacağı söylenebilir. Buraya kadar yaptığımız saptamalar, geçenlerde Kissinger 'ın the Council on Foreign Relations sitesinde işaret ettiği gibi, dünya ekonomisinin ağırlık merkezinde 10-15 yıldır yaşanan Batı'dan Doğu'ya kayışın hızlanacağını gösteriyor. Remninbi ve diğer Asya paralarının dolardan koparak ''döviz sepetlerine'' bağlanmasıysa, döviz rezervlerinin bileşiminin daha fazla çeşitlenme, doların kullanımının azalma, egemenliğinde aşınma anlamına geliyor.

Daha uzun bir dönemdeyse, sanırım şöyle bir durum söz konusu. Birincisi, sermaye ABD ve Avrupa'daki aşırı üretim sorununu (kapasite fazlası) bir süredir Çin'in ve Doğu Asya bölgelerine göç ederek hafifletmeye çalışıyordu. Ancak, Çin'de başlayan yavaşlama eğilimi ve son verilere göre, imalat sanayiinde fabrikaların onda dokuzunun bir üretim fazlası sorunuyla karşı karşıya olması (The Economist, 21/07), revalüasyonla birlikte genel bir depresyon eğiliminin giderek yeniden su yüzüne çıkacağını düşündürüyor. 1930'lardaki genelleşmiş depresyonun içinden, ilk önce ABD (depresyonu tetikleyen ülke) çıkmış, dünya ekonomisinin, siyasetinin merkezine oturmuştu...