ASKER TÜRKİYE’NİN NERESİNDE? - Hüseyin Mümtaz
Asker terörün, Kuzey Irak’ın, Karabağ’ın, Kıbrıs’ın, Ege’nin, Karadeniz’in; kısaca Türkiye’nin neresinde? Fakat askerin konumunu belirleyebilmek için önce göreceli olarak Türkiye’nin hangi noktada bulunduğunu saptayalım. Lâfı hiç fazla uzatmaya gerek yok… 20 Temmuz 2005 gecesi Trabzon Avni Aker stadyumundaki Trabzonspor-Dinamo Batum maçından önce tribünlerde PKK’nın Tunceli’de kaçırdığı Akçaabatlı asker Coşkun’u kastederek, ‘’ASKERİMİZİ GERİ VERİN, BİZİ DAĞA ÇIKARMAYIN’’ pankartı açılıyorsa bu iş bitmiştir efendiler…. Bitmediyse bile dibe çok fazla yaklaşılmıştır. Sokaktaki sade vatandaş, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü uğrunda bırakın sokağa dökülmeyi, dağa çıkmayı bile düşünmeye başlamışsa durum gerçekten ‘’ciddidir’’.. Bu sese kulak verin… ‘’Bundan daha elim ve vahim olmak üzere’’; 1. Kuzey Irak’ta adı ‘’Güney Kürdistan Federe Devleti’’ olan bir devlet kurulmuş, haritasına Kerkük’ü dahil etmiş ve Habur’dan girenlerin pasaportuna resmen aynı ibareyi taşıyan bir damgayı vurmaya başlamışsa; üstelik bu ‘’devleti’’, Habur’dan kaçak sokulan ve Türkiye’ye milyonlarca dolara mal olan akaryakıtla bizzat besliyorsanız; bu hortuma engel olamamakla kalmıyor ve Türkmenlere nefes aldıracak alternatif bir kapıyı da hâlâ açamıyorsanız; 2. Bırakın sınırlarınızın dışındaki ‘’Güney Kürdistan’’ı, fakat sınırlarınızın içinde Diyarbakır’da bir parti tarafından ‘’güneydekinin benzeri ve kuzey parçası’’ olma isteği ‘’Kürdüm, Tarafım, Talep ediyorum’’ sloganı ile stand açılarak megafonlarla dillendiriliyorsa; Barzani’nin Güney Kürdistan Devlet Başkanlığı Hakkari ve Diyarbakır’da da kutlanıyorsa, Şeyh Sait anılıyorsa, Güvenlik Kuvvetleri ile çatışmada öldürülen baba oğul için Diyarbakır-Sur Belediyesince ‘’anıt’’ yaptırılıyorsa; 3. Kolordular lağvedilip, Tümenler tugay haline dönüştürülüyor; her iki ayda bir askerlik süresinin kısaltılması gündeme getiriliyorsa.. Konuyu ister MGK’da, ister 5 saatlik özel brifingde, ister bu düzenekler işe yaramadığı için Başbakanlık bünyesinde yeni kurulacak ve adı belli olmayan mesela ‘’Terörle Mücadele Eşgüdüm Merkezi’’nde görüşün, ateş bacayı sarmıştır..new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponscoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Madem 5 saatlik özel brifinglere, başbakanlık terörle mücadele eşgüdüm merkezlerine ihtiyaç vardı; aslî görevi bu olan MGK’yı neden ‘’light’’ hâle getirdiniz de yeni düzenlemelere ihtiyaç duyup Amerika’yı yeniden keşfediyorsunuz?
Başbakanlık’taki bu yeni kuruluş; müttefiklerle beraber kurulan şu meşhur TMMM’ne bağlı olarak mı çalışacak?
Sahi, 28 Eylül’de kurulan Başbakanlık Takip Merkezi ne işe yaradı ki, yeni kuruluş işe yarasın?
Hâl böyleyken gazetecilerle ister Genelkurmay’ın Çakmak Salonu’nda esas duruşta, ister İnönü Salonu’nda rahat vaziyette sohbet-brifing-toplantı düzenleyin, atı alan Habur’u, Gürpınar’ı, İpsala’yı, Metehan’ı geçmiştir efendiler..
Farkında mısınız bilmiyorum ama ben Orgeneral Başbuğ’un son toplantı formatında; bilgilendirmeden ziyade yönlendirmeyi amaçlayan bir üslûp değişikliği havası sezdim..
Tıpkı 28 Şubat’ın farklı meslek gruplarına yönelik ayrı ayrı ve seri halde düzenlenen meşhur ‘’brifingleri’’ gibi.
Demek ki; adını değiştirseniz de ‘’Psikolojik Harp’’ denilen şey uygun ve bilimsel bir yöntemmiş ve de gerekliymiş.
Orgeneral Başbuğ’un açıklamalarının ertesi günü sağdan sola bütün gazetelerin çoğunlukla tercih ettiği manşet; ‘’Gerekirse Gireriz’’ idi.
Zaten bütün mesele de burada..
‘’Gereğinin’’ ölçüsüne kim karar verecek?
Siyasi irade mi, Cumhuriyetin kurumları mı, beraberce mi?
Zamanı kim ayarlayacak?
Sabah’tan Yılmaz Özdil’e göre bu can alıcı soruyu ‘’toplantıda’’ Tuba Atay sormuş; ‘’Irak’a girmek için siyasi iradenin de onayı gerekli.Yâni hükümet kararı..Hükümet de bu konuda sizinle aynı görüşte mi?’’ demiş Başbuğ’a.
Cevap; ‘’Günü geldiğinde konuşulur’’..
‘’Gün’’ hangi gündür?
Peki şimdi değilse ne zamandır?
Yukarıda saydıklarımızdan daha elim ve daha vahim bir durum düşünebiliyor musunuz?
Bağımsız Türk yargısı’nın verdiği kararlar uygulanmıyor, savsaklanıyor, yasa değişiklikleri ile geçersiz hâle getiriliyor.
Yabancı güçler çıkış hava ve deniz kapılarımızda milletvekili ve sade vatandaşları; ihraç edilecek mal ve hizmetleri ‘’denetliyor’’.
Trabzon Vali Muavini’nin ifadesine göre alana inen bazı uçakların yanına kimseyi yaklaştırmıyorlar.
Kimler?
Şehit cenazeleri ile birlikte başka federasyon bayrakları ile leşlere de ‘’tören’’ yapılıyor.
Öcalan’ın İmralı’daki rezidansından örgütü yönettiğini artık sağır sultan bile duydu.
Danimarka’daki Roj TV ile, Ebu Garib’teki HSBC suçluları ile, Belçika’dakı Fehriye Erdal ile ne uğraşıyorsunuz? Siz İmralı’dakine baksanıza..
Hem alsanız ne yapacaksınız? Ya onlar da gelip ikametlerine tahsis edilen başka adalarda başka örgütler kurarlarsa…
Af mı, ne affı?
7 kez pişmanlık, 1 kez eve dönüş yasası yayınladınız ne oldu?
Kim pişman oldu, kim eve döndü?
Af’tan kastedilenin ‘’dağdaki suç işlememiş genç’’ değil, İmralı sâkini olduğunu anlamadınız mı henüz?
Devlet aleyhine dağa çıkmak bile suç değil mi?
Demirel’in, Öcalan’ın teslimi ile ilgili olarak Bila’ya ‘’Türkiye'nin taahhütte bulunduğu doğru değildir’’ açıklamasını yapmasından sonra ‘’asılmayıp-beslenmesi’’ konusunda kimsenin suçu başkasına atacak hâli de kalmamıştır.
Aramıza, ‘’Üçüncü Boyut’’a (Okuma-dinleme’den sonra yazma) hoş gelen Yılmaz Bayazıtoğlu Atatürk sonrası dönemden rahatsız.
‘’Asya Tipi Toplumlarda’’ diyor, ‘’demokrasi işlemiyor..’’
Haksız mı?
Parti genel başkanlarımız İnönü’den itibaren, ‘’Seçimle Gelen Krallar’’ değil mi? Ve bu ‘’demokrasi’’ mi? Seçmen istediği kişiye mi oy veriyor yoksa önseçim günü genel başkanların seçtiği ve sıraladığı adaylara mı?
ABD Büyük Ortadoğu Projesi'yle 22 Arap ülkesine demokrasi vaat ediyordu.
İşe başlarken de 4 ülkeyi örnek göstermişti: Bahreyn, Katar, Fas ve Yemen.
Bahreyn, topraklarının yüzde 30'u Amerikan üssü olan bir krallık, Katar, topraklarının yüzde 25'i Amerikan üssü olan bir emirlik, Fas'ta hükümeti meclis değil, Kral atıyor,
Yemen'de ise çavuşken darbe ile işbasına gelen ‘’Cumhurbaşkanı’’ 24 yıldır iktidarda.
‘’Örnek’’ demokrasi işte bu..
Amerika Komünizme karşı radikal İslâmı destekliyordu. Komünizmden sonra ‘’Ilımlı’’sına döndü.
‘’Teröristler’’ Sünni çıkınca da Şiilere yanaştı diyor Hüsnü Mahalli..
Ve Türkiye işte bu noktada devreye giriyor.
Hem Sünni, hem ‘’ılımlı’’, hem ‘’demokrat’’.
Bahreyn, Katar, Fas ve Yemen gibi ‘’kendine demokrat’’..
Olsun…. Demokratlığı, Amerika’nın işine yaradığı noktaya kadar..
Yılmaz Bayazıtoğlu; ‘’Atatürk’ün Kıymetini Bil(me)mek’’ başlıklı yazısında Time’dan sonra Brezezinski’nin de ‘’Büyük Satranç Tahtası’’nda, Atatürk’ün kıymetinden bahsedildiğini yazmaktadır.
Fakat Amerika’yı doğru anlamak için bu kitabın yanında Robert Chase, Emily Hill, Paul Kennedy’nin ‘’Eksen Ülkeler’’i ile Thomas Barnet’in ‘’Pentagon’un Yeni Haritası’’ı da dikkatle okunmalıdır.
Pentagon’un Yeni Haritası’nda Türkiye, bahsedilen 22 ülkenin tam ortasında ve ‘’entegre edilmemiş boşluk’’ta yer alıyor.
Entegre edilmemiş boşluk, ‘’entegre edilecek boşluk’’ kıymetli okuyucu…
Ve 11 Eylül’den bu yana Türkiye dört bir yandan yeni komşusu Amerika tarafından çevrelenmiş olup entegre edileceği günü beklemektedir.
Etnik aidiyetini ancak AB Uyum Paketlerinden sonra dillendirmeyi akıl edenlerden İsmet Berkan, Birand’la hemen hemen aynı üslûp içerisinde; Başbuğ’un ‘’toplantı’’sından sonraki yazısına heyecanla ‘’Bazıları Üzgün’’ başlığını koyuyor ve diyordu ki;
‘’Orgeneral Başbuğ birkaç kez üstüne basa basa demokratik haklara saygılı olduklarını söyledi. Bir sefer soru öyle gelince, 'Bizim Kopenhag Kriterleri ile bir sorunumuz yok' dedi. Bir başka vesilede de, 'Bireysel bağlamda kültürel haklara elbette saygılıyız' diye konuştu. Orgeneral Başbuğ'un ağzından 'AB reformları terörü yeniden azdırdı' gibisinden bir cümle almak isteyenler fena halde hayal kırıklığına uğradılar. Ama bundan da büyük hayal kırıklığını herhalde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son Amerika ziyaretinde, Amerikan tarafının PKK'nın lider kadrosunun yakalanması için doğrudan emir verdiğini öğrendiklerinde yaşadılar herhalde.’’
Peki bunu ‘’demeyen’’ Başbuğ Orgeneral de,‘’Teröristler 1999 seviyesinde, ama bizim mücadele gücümüz AB Uyum paketleri sayesinde daha geride’’ diyen Büyükanıt Orgeneral değil mi?
Hem de daha ‘’kıdemli’’..
Fakat Berkan herhalde Amerikan Dışişleri Sözcülerinden Adam Ereli’nin ertesi gün konu ile ilgili ısrarlı sorular üzerine, “Elimde böyle bir emrin (PKK lider kadrosunun yakalanmasına dair ABD’nin verdiği, Başbuğ tarafından söylenilen emir) verildiğine dair, ABD Dışişleri Bakanlığı olarak bir bilgi yok. Askeri bir konu olduğuna göre ABD Savunma Bakanlığı'na sorabilirsiniz” demesinden sonra hayli mahcup olmuş olmalıdır.
Murat Yetkin ile beraber..
Yalnız bir noktayı teslim etmemiz gerek..
Yetkin yazısında PKK’lıların yakalanması emrinin Erdoğan’ın son ziyareti sırasında kararlaştırıldığını yazıyordu.
Demek ki Ereli’nin cevabî muhtırasının hedefi öncelikle haberin kaynağı olması gereken Erdoğan’dı.
Ve ne yazık ki benzer bir çelişki, çelişkiden öte fiyasko da Irak’a gir(ebil)mek konusunda yaşandı…
Erdoğan ‘’Gireriz’’ dedi, Myers; ‘’Bunun pek iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum, Irak’a sorun’’ dedi, o an ülkemizde bulunan Irak Başbakanı ise ‘Yetki Irak Meclisinin ve peşmergelerin’’ dedi.
Başbuğ’un ‘’Gerektiğinde gireriz’’ sözlerine geldi dayandı..
Durumun gerçekçi değerlendirmesi için Amerikalıların söyledikleri ile; Osman Öcalan’ın, ABD'nin kendisiyle ilgili yakalama emri çıkardığı haberlerini ciddiye almadığını söyleyerek, "ABD siyaseti, Kürtlerle ittifak içinde olmaktır" demesini alt alta yazın ve bir sonuç çıkarın.
Ne olursa olsun sonuçta Amerika’nın Kürtlere ‘’Türkleri küstürmeyiz’’ demediği fakat Türkiye’ye dönüp, ‘’3.5 çapulcu peşmergeyi küstürmeyiz’’ dediği noktasına gelip dayanacaksınız.
Sözün inandırıcı olabilmesi için muhatabınızı söylediğinizi yapabileceğinize inandırmalısınız..
Papadopulos’a aba altından sopa gösterip ‘’Mersin-Lefkoşa arası F-16 ile 2 dakika’’ demek kolaydır.
Peki Hakkâri-Kandil arası 30 saniye midir?
Türk Yıldızları Hakkâri semalarında neden bir gösteri yapmaz?
Orası ‘’bizim semalarımız’’ değil mi?
Diş; bırakın peşmergeyi, Irak’ı, Suriye’yi; Amerika’ya bile nasıl gösterilir?
Bakın NYT ne diyor:
"Nükleer silahları üretebildikleri halde antlaşmanın yükümlülüklerine uymak istediklerini için bunu yapmadıkları bilinen veya sanılan ülkeler arasında Brezilya, Güney Afrika, Türkiye, Suudi Arabistan, Güney Kore, Japonya ve Tayvan bulunuyor"
Amerika biliyor ve ‘’sanıyor’’ da siz neden gücünüzün şuurunda değilsiniz?
PKK’nın yahut sair cümle çatlak sesleri kesmenin yolu, gerektiğinde Amerika ile bile savaşabilineceğini göstermekten, hissettirmekten, inandırmaktan geçer.
Ama önce siz inanmalısınız..
Türkiye’nin Temmuz 2005 itibariyle koordinatları bu, peki askerinkiler ne?
Orgeneral Başbuğ diyor ki;
‘’Terörist başının yakalanmasıyla Türkiye'deki terörist sayısı en alt düzeye düşmüş, ancak son bir yılda bu rakam tedricen artarak 1800-1900'lere çıkmıştır. Örgütün geri kalan yurtdışındaki terörist sayısı ise 3 bin 300-3 bin 700 arasındadır. Bunun 2 bin 800-3 bin 100 kadarı Irak'ın kuzeyinde geri kalanları ise Suriye ve İran topraklarındadır. Irak'ın kuzeyine bakınca; Kandil Dağı bölgesinde 600-650 teröristin bulunduğunu geri kalanlarının ise yani 2 bin 200-2 bin 450 kadar teröristin 384 km'lik Türkiye-Irak sınırı boyunca yerleştiğini değerlendirmekteyiz. Örgüt Kandil Dağı Bölgesi'ndeki varlığını 2003'ten itibaren tedrici olarak Türkiye-Irak sınır bölgesine kaydırıyor. Örgütün insiyatisifinde gerçekleştirilen olayların yaklaşık yüzde 50'sini patlayıcı madde ve mayın kullanma, yüzde 25'ini ise uzaktan açılan taciz ateşleri oluşturmaktadır. 175 adet patlayıcı madde ve mayın kullanımı gerçekleşirken 140 adet patlayıcı madde ve mayın kullanılmadan güvenlik güçlerince bulunarak etkisiz hale getirmiştir. Bu oldukça iyi bir rakamdır. Bu dönemde güvenlik güçleri maalesef 105 şehit vermiştir. Şehitlerimiz ve 37 vatandaşımızın çoğu patlayıcı madde ve mayın kullanılması neticesinde hayatlarını kaybetmiştir. TSK olarak imkânlarımızı ve teknolojik gücümüzü kullanarak özellikle uzaktan komutalı patlayıcı maddelere karşı sistemler geliştirmeye ve kullanmaya çalışmaktayız.’’
Güzel, bu; durumun fotoğrafı…
Peki ne yapacağız?
Orgeneral Başbuğ cevap veriyor:
‘’ Mücadelenin devlet ve toplumun bütün güçleriyle topyekûn olarak kararlılıkla ve koordineli bir şekilde yapılması, Ana hedefin terör örgütünün başarı umudunun yok edilmesi olarak seçilmesi, Mücadeleye uluslararası destek sağlanması, şayet varsa yabancı devlet ve kurumların terörizme olan desteğinin kesilmesi, Mücadelenin ulusal bir konu anlayışıyla ele alınması. Terörle mücadele zordur. En büyük zorluk teröristle masum halkın ayırt edilmesinde yaşanmaktadır. TSK bu konuda yapılacak hataları kabul edemez. Bu konuda yapılacak hatalar teröristlere en büyük kazancı sağlar. Esasında teröristler daima bizi halkla karşı karşıya getirmek ister. Diğer bir zorluk ise demokratik haklar ve hukuki düzenlemelerle güvenlik ihtiyaçları arasındaki dengenin tam sağlanamaması ve bunun neticesi olarak da bu hukuki durumdan teröristlerin faydalanmasıdır. Bir diğer zorluk ise coğrafyanın yarattığı şartlar, harekât alanının genişliği, güvenlik güçlerinin her an kapsamlı faaliyetlerde bulunma zorluğudur.’’
Bu da güzel; peki nasıl yapacağız?
Orgeneral Başbuğ diyor ki;
‘’ Terörle Mücadele Kanunu (TMK) gözden geçirilerek, ihtiyaca cevap verecek hale getirilmelidir. Batı ülkelerinde olanlar olsun yeter. Ülke içi ve dışı finansal kaynaklar önlenmelidir. Daha önce mücadele vererek İngiltere'den yayın yapan Med TV'yi ve Fransa'dan yayın yapan Medya TV'yi kapattırdık. Şimdi Roj TV adıyla Danimarka'dan yayın yapılıyor. Danimarka AB ve NATO üyesi. Dışişleri Bakanlığı mücadele ediyor ama, daha duyarlı olmamız lazım. Örgütle bağlantısı olanlar, örgüte destek sağlayanlar, örgütün propagandasını yapan bazı kuruluşlar, kişiler ve sivil toplum örgütleriyle mücadele edilmelidir.’’
‘’Terörizmle topyekün mücadele için yeni bir kuruluşa ihtiyaç vardır. Terörün güvenlik, istihbarat, psikolojik harekât, sosyal, ekonomi, eğitim boyutlarını inceleyecek, yapılacakları makro seviyede planlayacak, icracı makamlar arasında gerekli koordineyi sağlayacak ve doğrudan Başbakan'a bağlı olacak bir kuruluşa ihtiyaç var. Bu fikri sayın Başbakan da paylaşıyor ve olumlu bakıyor.’’
İyi, güzel de paşam İsrafil Kumbasar’ın 22 Temmuz 2005 günlü yazısını okudunuz mu?
‘’Ülkede son on yıl içerisinde meydana gelen gelişmelere kabataslak bir göz attığımızda, rahatlıkla şunu söyleyebiliriz:. Türkiye Cumhuriyeti''ni ''korumak'' ve ''kollamak'' ile görevli olanlar, ''ülke güvenliğini yakından ilgilendiren'' hiçbir meseleye doğrudan müdahil olmadılar!..Bölücü örgüt ile dağlarda ''göze göz'', ''dişe diş'' kıyasıya mücadele eden ''terörle mücadele'' timlerinin dağıtılmasına el altından destek verdiler!..''Dağları mesken yapan'' kahramanların, ''Susurluk'' tezgahından geçirilerek kamuoyu vicdanında mahkum ettirilmesi için yürütülen kampanyaları ''uzaktan'' izlemeyi tercih ettiler!..Bölücü örgüt başı Apo''nun asılmayarak İmralı''da beslenmesine yolaçan ''gayrihukuki'' hükümet kararlarına sadece seyirci kalmakla yetindiler!..Avrupa Birliği''ne üyelik adı altında yürütülen ''teslimiyet'' sürecine karşı tavır almaktan kaçındılar!..''Tahkim Yasası''nın çıkarılmasına, ''ikiz sözleşmelerin'' imzalanmasına, ''hazine arazilerinin yabancılara satışına imkan tanıyan'' yasanın Meclis''ten geçirilmesine ses çıkarmadılar!..Türk devletinin ''bağımsızlığına'' gölge düşüren ''birinci'' ve ''ikinci'' ulusal programların hazırlanışına göz yumdular!..'Birinci'', ''ikinci'', ''üçüncü'', ''dördüncü'', ''beşinci'', ''altıncı'', ''yedinci'', ''sekizinci'', ''dokuzuncu'' AB uyum yasaları Meclis''ten geçirilirken, kaşlarını çatıp da "Arkadaşlar siz ne yapıyorsunuz?.." diye sorma gereği hissetmediler!..''Bölücü faaliyetlerin serbest bırakılmasına'', ''anadilde yayın hakkının tanınmasına'', ''cezaevindeki teröristlere af getirilmesine'', ''Leyla Zana ve arkadaşlarının serbest bırakılmasına'', ''Apo''nun yeniden yargılanmasına'' karşı ''kararlılık'' göstermekten kaçındılar!..Öyle ki Türk topraklarına Amerikan askerlerini konuşlandırmayı amaçlayan 1 Mart tezkeresi''nde bile "Biz karışmayız!.." diye topu sivil hükümete atmayı yeğlediler!.. ‘’
Şu şarkının günümüze tam uyan güftesi Fuat Edip Baksı’ya ait olup, Selahattin Pınar tarafından Hicaz makamında bestelenmiştir, gelin hep beraber okuyalım:
‘’Bir bahar akşamı rastladım size/Sevinçli bir telaş içindeydiniz…
Derinden bakınca gözlerinize/Neden başınızı öne eğdiniz?
İçimde uyanan eski bir arzu/Dedi ki yıllardır aradığın bu
ŞİMDİ SORUYORUM BÜKÜP BOYNUMU/DAHA ÖNCELERİ NERELERDEYDİNİZ?’’
Coğrafya belli, , hava şartları, günün doğuşu ve batışı belli, tarafların imkan ve kabiliyetleri belli…
‘’Durum’’ belli..
Peki ‘’Vazife?’’
Durumdan da vazifeyi şimdilik başkaları çıkarıyor ey millet..
Biz ise şarkı söylemeye devam… 22 Temmuz 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE