Siyaset22 Temmuz 2005 00:00

Halkın İçinde... Halkla Birlikte... Erol Manisalı

Burhaniye'de başlayıp Milas'ta sona eren konferanslarımda coşkulu insanlarımızla tanıştım. Aydınlarımız, işçilerimiz, öğrencilerimiz, emeklilerimiz salonları doldurdular. Burhaniye ve Milas'ın arasında Aliağa, Güzelbahçe (İzmir), Urla ve Fethiye vardı. Düzenleyiciler olarak Atatürkçü Düşünce Dernekleri ve CUMOK'lar çoğunluktaydılar. - Konferans ve söyleşilerde sorunların nedenlerini bulmaya çalışırken çözümlerin neler olabileceğini tartıştık... - Ulusalcı siyasel partiler -eğer varsa- güç birliğine gitmek zorundaydılar. - Bu güç birliğinin tabanında, ''kesinlikle sınıfsal örgütlenmeler bulunmalıydı'' . Siyasal partiler ''bu sınıfsal tabanla işbirliği kurabildiği oranda'' çözüm söz konusu olabilecekti. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardssymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo

- Türkiye'de ordu tarafsız kalamazdı. Ordu, ''Türkiye'nin tarafında ağırlığını koymak zorundaydı'' . Türkiye parçalanmak istenirken ''Ordunun ben tarafsızım demek lüksü bulunamazdı'' .

- Türkiye'nin tarafında olmak ne demekti? Türkiye'nin tarafında olmak Cumhuriyetin, gerçek demokrasinin, güçlü bir sosyal devlet yapısının savunulması demekti...

- Türkiye'nin bazı dış odaklara (ve AB'ye), tek yanlı bağlanmasına karşı durmaktı...

- Türkiye'de gayri milli İslamcı çevrelerin, gayri milli sermaye çevrelerinin ve bölücülerin, ''yönetimdeki etkilerinin ortadan kaldırılması'' demekti.

- Türkiye'nin sessiz ve sivil darbelerle sömürgeleştirilmesine, etkili bir biçimde karşı durmak demekti.

- Lozan'ı tartışmaya açan dış odaklara karşı ''yeni denge politikalarına gidilmesi'' demekti...

10 gün boyunca 6 salonu (ve bahçeyi) bu Temmuz sıcağında hınca hınç dolduran insanımızın isteği buydu. Beni dinlemek için Fethiye'ye ta Kaş'tan, Datça'dan gelen; Aliağa'ya Dikili'den, Menemen'den, Manisa'dan ulaşan yurttaşlarımla söyleştik, koklaştık, gönüldaş olduk.

Yüreklerimizi ve kafalarımızı birleştirdik.

Haraç-mezat Türkiye...

- Aliağa'da Petrol-İş'ten gelen sendikacı dostlar Petkim için konuştular: ''Bugün Petkim 10 milyar dolara kurulamaz; ama, üçte birine haraç mezat satılmak isteniyor.''

 

- Kim bunlar? Batı emperyalizminin adamları mı? Konferanslarımı dolduran binlerce yurttaş bunu soruyor.

 

- Ege'de işçi, köylü, sanayici isyanda: Neden ulusal tarım politikamız yok? Bizi yabancı şirketlerin esiri yapan yöneticilerin amacı ne?

 

- Sorularını yanıtlıyorum: Çıkış yolu mu? Zarar gören köylüyse, işçiyse, sanayiciyse dişlerini göstersin, örgütleşsin, siyasallaşsın ve ısırsın. Demokrasi budur. Brezilya nasıl yaptıysa, Venezüella nasıl yaptıysa biz de yaparız. Örgütlenin, birleşin ve dişlerinizi gösterin. O da yetmez; ısırın, işte o zaman anlarlar ve saklanacak yer ararlar.

 

Onlar azınlıkta; siz çoğunluksunuz...

 

- Gerçek demokrasi ''hakkınızı alma gücünü göstermekle sağlanabilir'' .

 

İşçiler, aydınlar, çiftçiler, gençler kızgın: Karartmaya rağmen her şeyi görüyorlar. Ama örgütlenip dişlerini, tırnaklarını henüz gösteremiyorlar. Sıkıntı bundan kaynaklanıyor.

 

ABD ve AB Lozan'ı masaya yatırmak istedikçe, artık bıçağın kemiğe dayandığını anlıyorlar.

 

Yediden yetmişe herkesin yumruğunu sıkması gerekiyor. Başka bir yol yok. Bu sessiz ve sivil darbeleri kırmak zorundayız.

 

Halk her şeyi görüyor, henüz yumruğunu sıkmakta zorlanıyor. 6 konferansta, bunu buram buram hissettim...