Siyaset11 Ocak 2005 00:00

Türkiye Ortadoğu’ya Liderlik Yapabilir mi? - Dr. Abdullah Özkan

Bugünkü haliyle Türkiye Ortadoğu’da inisiyatif alabilecek durumda değildir. Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi alabilmek için milli davası Kıbrıs’tan taviz veren bir ülke, başka ülkeler nezdinde saygınlık uyandırabilir mi? İç ve dış borcu neredeyse bağımsızlığını tehdit eder hale gelmiş, IMF ve Dünya Bankası’nın elinde oyuncak olmuş bir ülke hangi sorunun çözümünde nasıl hakem rolü üstlenebilir? symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün İsrail ve Filistin ziyareti sonrası yapılan açıklamalarda Türkiye’nin bundan sonra artık Ortadoğu’da daha etkin roller üstleneceği ifade edildi. Hem Gül’ün hem de Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarında da bu nokta dikkat çekti.

Cevabı aranan soru şu: Türkiye Ortadoğu’da etkin bir rol oynayabilir mi? Hatta, Gül’ün ziyareti sırasında gündeme getirilen İsrail-Filistin sorununun çözümünde Türkiye arabulucu olabilir mi?

Türkiye’nin Ortadoğu’da etkin bir rol üstlenmesi, sorunların çözümünde arabulucu olması, liderlik yapması elbette hepimizin arzuladığı bir husustur. Ne var ki, Ortadoğu gibi bir bölgede, Türkiye’nin bugünkü konumuyla “oyun kurması”, stratejik kararlara katkıda bulunması, önderlik yapması sanıldığı gibi kolay gözükmemektedir.

Her şeyden önce Türkiye’nin çok uzun süredir Ortadoğu’yu ihmal ettiği bilinmektedir. 54. hükümet döneminde kurulan ve İran’ın da içinde bulunduğu D-8 projesini saymazsak, Türkiye’nin bölgeye yönelik hiçbir ciddi yönelimi, ekonomik, siyasal ve sosyal işbirliği yoktur. Bu kadar yıl ihmal edilen, görmezden gelinen, üstelik de hemen ülkemizin yanı başında olan Ortadoğu ülkeleri ile birden ilişki kurmak güç olacaktır.

 

Kaldı ki, mevcut iktidarın Irak politikası, Türkiye’nin Ortadoğu bölgesine yönelik liderlik perspektifini zedeleyecek unsurlar taşımaktadır. Siyasal iktidarın üs ve limanlarımızı Amerikan askerlerine açması, İncirlik üssünü Irak’ı işgal eden askerlerin lojistik merkezi haline getirmesi, Türk kamyonların halen işgal askerlerine malzeme taşıması Ortadoğu ülkelerinin halkları tarafından büyük tepkiyle karşılanmaktadır.

Türkiye’nin dış politikasını Batı eksininde yapılandırması ve Avrupa Birliği’ni “vazgeçilemez amaç” olarak görmesi de önemli bir handikap olarak değerlendirilmektedir.

 

Türkiye’nin Ortadoğu’da sorun çözen, inisiyatif kullanan, oyun kuran ve stratejik kararlarda katkısı olan bir ülke olması için sözden çok daha fazlası gerekmektedir.

Bugün hem Başbakan Erdoğan’ın hem de Dışişleri Bakanı Gül’ün ifadeleri temenniden öteye gitmemektedir. Oysa “lider ülke” olmak için icraat yapmak, doğru kararlar almak ve saygınlık uyandırmak gerekir.

 

Bugünkü haliyle Türkiye Ortadoğu’da inisiyatif alabilecek durumda değildir. Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi alabilmek için milli davası Kıbrıs’tan taviz veren bir ülke, başka ülkeler nezdinde saygınlık uyandırabilir mi? İç ve dış borcu neredeyse bağımsızlığını tehdit eder hale gelmiş, IMF ve Dünya Bankası’nın elinde oyuncak olmuş bir ülke hangi sorunun çözümünde nasıl hakem rolü üstlenebilir?

Bu ve benzeri pek çok konu sayılabilir… Demek istediğimiz şudur: Türkiye’nin Ortadoğu’da liderlik üstlenme perspektifi doğru alınmış bir karardır. Ama bundan önce siyasal iktidarın bu liderlik görevinin şartlarını yerine getirmesi gereklidir. Şahsiyetli dış politika, AB ve ABD yörüngesinden kurtulmuş ve bağımsızlığına sahip çıkan bir yönetim, liderlik perspektifinin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Yoksa AB kapısında bekleyen, AB dayatmasıyla değerlerinden vazgeçen, ABD’nin baskılarına boyun eğen, IMF’nin elinde oyuncak olan bir ülkenin çıkıp da “ben başkalarına liderlik edeceğim” demesi, en hafif deyimiyle komik olur…