Siyaset20 Temmuz 2005 00:00

Türkiye Kazan, Ab Kepçe… - Sadi Somuncuoğlu

Dışişleri Bakanı Gül, "AB, Türkiye''nin dönüşüm sürecidir.Ne yazık ki Türkiye kendi dinamikleriyle bunu 80 yılda gerçekleştirememiştir.Dolayısıyla dışarıdaki bir siyasi gücün desteğiyle yapıyor." diyebiliyor.85 yıl önce İstanbul''daki İngiliz Yüksek Komiseri Lord Darby de, Sevr heyetine, "Babıali şimdi adliye, maliye ve polis reformlarının temeli olarak bizim örgütlerimizi benimsemeye istekli ve azınlıkların haklarını garanti etmeye hazır." şeklinde telgraf göndermiş ama "Babıali, bu işte büyük devletlerden birinin yardımını, Türk bağımsızlığına zarar vermeyecek ve ulusal onuru kırmayacak biçimde kabule hazır." diye de eklemiştir..cialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnebuscopan link buscopan plus

Önceleri, "Buyur" eden Başbakan Erdoğan bile "Türkiye''ye diplomatlar geliyor, bakanlar geliyor.

Nereye gidiyorlar? Diyarbakır''a, Hakkari''ye.

Bu işi yapacağın yer Ankara.

Niye oraya gidiyorsun, ne yapmaya gidiyorsun, gerekçen ne? Maalesef bunlar terörü azdırıyor" dedi..

Onlar ki, BM''nin 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi''ni bilmezler mi? Diplomatların, bulundukları devletin kanunlarına ve nizamlarına uymakla ve söz konusu devletin iç işlerine karışmamakla mükellef olduğunu da….

Şimdi AB Temsilcisi Kretschmer''in sadece Haziran''daki faaliyetlerine bakalım; 6 Haziran''da Erzurum''da devlet görevlileri ile toplantılar yaptı.

Ziyaret amacının, gerçekleştirilen siyasi reformlarla ilgili bilgi almak olduğunu söyledi.

7 Haziran''da Artvin''de Vali, İl Jandarma Komutanı, Emniyet Müdürü ile Valilik''te basına kapalı toplantı yaptı.

Bu vesileyle "vatandaşlara seslenerek", "Haklarından tam olarak yararlanamadıklarını hissederlerse, yetkililere müracaat etmeliler ki, haklardan tam olarak yararlanabilsinler." dedi..

9 Haziran''da Trabzon''da, "PKK ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların artmış olmasını endişeyle takip ettiklerini" belirterek, "Kürt nüfus adına konuşan kişilere", terör eylemlerinde bulunanlarla aralarına mesafe koymaları çağrısında bulundu..

10 Haziran''da Samsun''da, "Siz siyasi açıdan önemli bir ülkesiniz, aynı zamanda büyük bir ekonomik güçsünüz.

Siyasi veya ekonomik istikrarsızlık söz konusu olursa, bu bizim de yararımıza olmaz" dedi.

Türkiye gibi çoğunluğu Müslüman bir ülkede misyonerliğin tehdit oluşturmadığını da öne sürdü..

15 Haziran''da Başbakanlık Konutu''nda, diğer AB büyükelçileriyle Erdoğan''a adeta muhtıra verip, "Güneydoğu''da askeri operasyonların durdurulup, sivil seçenekler üzerinde durulmasının" yanısıra, misyonerlikten şikayet edilmemesini, Patriğin "ekümenliğinin" tanınmasını, 6 Mart İstanbul olaylarıyla ilgili soruşturma sonuçlarının kendilerine ulaştırılmasını istediler.

Kretschmer''in, bu toplantıdan önce bizzat Vakıflar Genel Müdürlüğü''ne gidip, yasa çalışmalarıyla ilgili, "AİHM''e uymalısınız, hak ihlallerine göz yumamazsınız" diye adeta tehdit savurduğu da ortaya çıktı..

17 Haziran''da Denizli''de Vali ve yerel yöneticilerle görüşüp, Sanayi Odası''nda basın toplantısı düzenledi..

24 Haziran''da Ankara''da, yüzde 10 seçim barajının düşürülmesi hakkında görüşlerini açıklayıp, DEHAP''ın Güneydoğu''da güçlü bir ses olduğunu, ancak TBMM''de yer alamadığını söyledi..

Bunlara, Hollanda Büyükelçisi Gosses''ın Diyarbakır''da DEHAP''lılarla kapalı kapılar ardında yaptığı görüşmeleri, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk''in, Kars''a gidip, Belediye Başkanı ile görüştükten sonra, Ermenistan sınır kapısının açılmasını istemesini, daha sonra Artvin ve Trabzon''da yaptığı temasları ekleyelim.

Ne büyük tesadüf(!), ABD ve Almanya Büyükelçileri de geçen yıl tatillerini Karadeniz hattında geçirmişlerdi..

SEVR'' DEN DE İLERİ.

Bu gezilerin, görüşmelerin, hesap sormaların, her gün bu ülkenin bir yöneticisi gibi açıklama yapmanın anlamı nedir? Maksat Türkiye ile ilgili raporlara hazırlıksa, muhatapları Ankara değil midir? Kaldı ki, tüm sivil toplum örgütleri ile birebir temasları olduğu, adeta günlük rapor almakla kalmayıp, onları yönlendirdikleri bilinmiyor mu? Öyleyse bu keşif, inceleme ve talimatların, Güneydoğu''dan sonra Karadeniz''e bu ilginin izahının yapılması gerekmiyor mu? Kapalı kapılar ardındaki direktiflerin, artık kamuoyu önünde ültimatoma ve Türkiye''nin teftişine dönüştüğü açık.

Daha vahimi, maruz kaldığımız bu muamelenin Sevr''in de ötesine geçmiş olmasıdır.

Mesela adli kapitülasyonlar döneminde, yabancıları ilgilendiren hükümleri içeren yasa ve tüzükler "sefaretlerin onayı olmaksızın" yürürlüğe giremiyordu.

Şimdi her kanunun istedikleri gibi çıkarılması bir yana, kanun taslaklarımızı bile hazırlıyorlar..

Ya üslupları….

Sevr''deki Fransız temsilci, İstanbul eski Büyükelçisi Cambon bile, "Önemli olan çok duygusal bir millet olan ve önyargılarına saygı gösterilmesinde yarar bulunan Türklerin hassasiyetlerini incitmemektir.

Denetim olabildiğince az gösterişle yapılmalıdır.

İnce bir davranış içinde bulunulduğu sürece Türkü yönetmek de, denetlemek de mümkündür." demiştir.

Nereden nereye?....

Dışişleri Bakanı Gül, "AB, Türkiye''nin dönüşüm sürecidir.

Ne yazık ki Türkiye kendi dinamikleriyle bunu 80 yılda gerçekleştirememiştir.

Dolayısıyla dışarıdaki bir siyasi gücün desteğiyle yapıyor." diyebiliyor.

85 yıl önce İstanbul''daki İngiliz Yüksek Komiseri Lord Darby de, Sevr heyetine, "Babıali şimdi adliye, maliye ve polis reformlarının temeli olarak bizim örgütlerimizi benimsemeye istekli ve azınlıkların haklarını garanti etmeye hazır." şeklinde telgraf göndermiş ama "Babıali, bu işte büyük devletlerden birinin yardımını, Türk bağımsızlığına zarar vermeyecek ve ulusal onuru kırmayacak biçimde kabule hazır." diye de eklemiştir..

Ne oldu da bugün bağımsızlığımız, milli onurumuz yok sayılır hale geldi? Ey Ankara, bunlar içine siniyor mu? Böyleyse devam et…Yoksa gereğini yap!..