Siyaset11 Ocak 2005 00:00

Mütareke Basınından Sarıgül’e -Selim Somçağ

CNN-Türk’te masum görünüşlü bir program:  “Her Evde Bir Haber Var”.   Programın başrol oyuncusu Anadolu’nun dört bir köşesine giderek oralardaki hayattan kesitler sunuyor.  Bu programa daha önce de bir kere rastlamıştım.  O zaman Rize’nin ücra bir köyü tanıtılıyordu.   Dikkatimi iki husus çekmişti.   Birincisi,  bu köyden inşaat ustası olan bazı vatandaşlar Afganistan’da ABD’ye ait bazı inşaatlarda çalışmış veya halen çalışmaktaydılar.   Belli ki CNN Türk’ün bu köye odaklanmasının sebebi buydu.   Amerika’nın Afganistan’daki işgal harekâtı meşrulaştırılmak isteniyordu.  İkincisi husus köydeki vatandaşların Laz kökenli olmasıydı.   Yöreyi tanıyanlar bilir;  orada Laz kökenli olmak hiç bir şekilde Türk olmakla çelişmez;  Lazlık-Türklük diye bir dava yoktur.levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects

Rize’de halkın tabiriyle “dil bilen ve bilmeyenler”,  yani Türkçeden ayrı olarak Lazca da bilenler veya bilmeyenler vardır.   Konuya böyle bakılır.  CNN Türk ise bu konuyu da kaşımaya çalışmıştı.   Başrol oyuncusu şahıs,  100 küsur yaşındaki bir amca sorduğu soruyu anlamayınca bunu amcanın kulaklarının ağır işitmesine değil,  anadilinin Türkçe olmamasına bağlamıştı.   Yine yöreyi tanıyanların bileceği gibi,  Laz kökenli vatandaşlarımızın Türkçesinin zayıf olması gibi bir durum varit değildir.

Bu iki kötü niyet işaretine binaen bu programa mim koymuştum.   ( Gerçi CNN Türk’ün zaten ne olduğu belli de,  lâfın gelişi işte... )  Bugün bu programa bir daha rastlayınca kuşkularımın yersiz olmadığı kesinleşti.   Bu sefer program Van’ın Özalp ilçesinin Emek köyünde.   Başrol oyuncusu yine aynı zat.   Bu köyde hem Kürt kökenli yurttaşlar,  hem de 40 küsur yıl önce Trabzon’dan gelmiş göçmenler meskûn.   Malûm şahıs Trabzonlu göçmenlerden 70’lerinde bir amcayla sohbet etmekte.   Amca birkaç defa evlenmiş.   Programın ifadesine göre sonuncu eşi “Kürtmüş”.   Dikkatinizi çekerim;  Vanlı,  Özalpli değil,  Kürt.   Malûm şahıs amcaya diyor ki “Kürtlerden nasıl kız aldın?   Sana kız vermeyi nasıl kabul ettiler?”  Tipik bir ajan provokatör sorusu.  Bu soruya ne cevap verildiği önemli değil.   Sorunun amacı seyircinin zihnine “Normal şartlar altında Kürt kökenli yurttaşlarla etnik Türkler birbirine kız vermez” düşüncesini sokmak.   Amca tabiî sorudaki hileyi anlayamıyor.  CNN artistinin “Kürtler” ifadesini,  kızın ailesi olarak anlıyor.   “Ben bütün köylerden hayvan satın aldığım için beni herkes tanır.  Kız da kabul edince verdiler" diyor.  Böylece provokasyon teşebbüsü yarım kalıyor.   Fakat emir büyük yerden;  şöyle okyanuslar ötesinden.   Bu yüzden CNN’in artisti şansını yeniden denemek zorunda.   Bu sefer 60 yaşlarında,  cin gibi,  sempatik bir Kürt kökenli yurttaşla konuşmaya başlıyor.   “Karadenizliler buraya nasıl geldi?” diyor.  Vatandaş diyor ki, ” Burası Hazine arazisiydi.   O zamanki bakanlardan Ferit Melen bizi buraya yerleştirdi.   Bir de Trabzon’dan Lazları getirdiler.”  Artistten soru:  “Onların gelmesine karşı çıkmadınız mı?”   Birinci sınıf bir provokasyon teşebbüsü...   Vatandaş şaşkın: “Neden karşı çıkalım?   Devlet getirmiştir.   Onlara da burayı devlet vermiştir,  bize de.”   Daha sonra vatandaş kendi tabiriyle “Lazlarla” geçimlerinin çok iyi olduğunu,  onların çalışkanlık ve becerilerinin kendilerinden üstün olduğunu,  on hanenin bir kamyonla gelip şimdi zengin olduklarını anlatıyor.  Trabzonlu komşularını övüp duruyor.   “Kız verdik,  kız aldık,  enişte olduk" diyor.   Artist yine umduğunu bulamıyor.  Bu sefer ortada görünmeyen gençleri referans göstererek vatandaşa Karadenizlilerin onlardan kız aldığını,  fakat onlara kız vermek istemediğini söyletmek istiyor;  ama başaramıyor.   Bütün program Karadenizliler-Kürtler ikilemi üzerine kurulmuş.   Bu sözler,  özellikle “Kürt” kelimesi üstüne basa basa devamlı seyircinin kafasına vuruluyor.   Amaç açık:  İnsanlarımızı kutuplaştırmak,  ayırmak,  bölmek,  birbirine düşman etmek.   Yapılanların başka bir açıklaması olamaz.   Provokasyon dozajının nispeten düşük olması ise henüz daha aşırısına cesaret edememelerinden.   Ama tepki gelmedikçe zaman içinde dozajı yükselteceklerine emin olabilirsiniz.

Geçen gün yine mütareke basınının başka bir kanadı olan Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök’ün,  yabancılara arazi satışı konusunu Meclis’e getiren CHP İstanbul milletvekili Onur Öymen’e,  çarpıtma,  yalan ve demagojiyle dolu bir yazı yazarak saldırması malûm medyadaki saldırı dalgasının başka bir örneği.   Onur Öymen,  Kıbrıs ve AB konusunda emperyalist merkezlerin her istediğini vermeye niyetlenen,  fakat korkusundan bunu kamuoyundan gizlemeye çalışan AKP hükümetine karşı Mecliste en etkili muhalefeti yapan isim.   Dolayısıyla emperyalizmin ve yerli maşalarının hedef tahtasında.   Öymen’in Ertuğrul Özkök’ün yazısından yola çıkarak mütareke basınının her türlü millî sese uyguladığı çarpıtma,  hakaret etme,  beceremezse yok sayma şeklindeki hainane tavrıyla ilgili olarak yaptığı açıklamayı,  satılmış kalemlere verdiği cevabı da okumanızı tavsiye ederim. 

Mütareke basını neden bu kadar saldırganlaştı ve fütursuzlaştı?   Cevabı basit.   Patronları ABD Irak’ta batağa saplandı.   Irak üzerinden önce Ön Asya,  sonra da dünya hâkimiyeti projesi yürümüyor;  bunun için gerekenler askerî ve ekonomik olarak Amerika’nın boyunu aşıyor.   Bu projeye destek için iktidara getirdikleri AKP hükümeti de ABD’nin bütün istediklerini yerine getiremedi.   Çünkü 20 küsur yıldır dalga dalga gelen küresel saldırılara karşılık hâlâ Türk halkının önemli bir kısmı,  bürokrasinin belli kesimleri ve bizzat AKP grubunun önemli bir bölümü Türkiye’nin  parçalanmasına yol açacak emperyalist manevralara karşı uyanık.   Bu tablo karşısında ABD hedeflerine ulaşamamanın verdiği hınçla maşalarını yüksek perdeden havlatıyor.   Gerçi bir yandan artık bunların işe yaramayacağını kendisi de kabul ediyor ki,   inişe geçmeye başlayan AKP’ye destek vermek için CHP’yi karıştırmaya başladı.  

Kemalist gözle CHP ve Baykal’ı birçok açıdan ve çok sert eleştirmek mümkün.   Ancak emperyalizmin Türkiye’ye bu kadar yüklendiği,  Mecliste ABD ve AB’ye karşı teslimiyetçi bir çoğunluğun oluştuğu,  medyanın büyük bölümünün bu teslimiyetçi iradeye görülmemiş bir tek yanlılıkla destek verdiği bu zor dönemde CHP’nin Mecliste Amerikan tezkeresi,  Annan planı ve 17 Aralık konularında millî bir tavır sergilediğini kimse inkâr edemez.   AKP’nin patinaj yapmaya başladığı bu dönemde ABD’nin ilk amacı Sarıgül operasyonuyla ana muhalefeti güçsüz düşürmek,  parçalamak.   Böylece AKP’den gerçekleşmesi muhtemel kopmaların alternatif,  daha millî bir hükümet oluşumuna yol açmasını engellemek,  en azından zorlaştırmak.   Orta vadeli hedef ise  AKP’nin teslimiyetçi politikalarının,  IMF programının,  Amerika’nın Irak'ı işgalinin ve orada Türkmenlere ve güvenlik görevlilerimize yaptıklarının sonucu olarak toplumda gittikçe güçlenen milliyetçi dalgayı saptırmak.   Tabiî Amerika’nın gücü saçları briyantinli, ayakları pedikürlü, 12 ay solaryum yanığı,  yerine göre Anadolu çocuğu,  yerine göre “metroseksüel”,  her devrin adamı Sarıgül’ü Türkiye’de millîyetçi veya Kemalist önder yapmaya yetmez.   Burası Türkiye,  Gürcistan değil!   Buna karşılık görünen o ki Amerika’nın birinci hedefi ihtimal dahilinde.  Bu ihtimalin gerçekleşmemesi de CHPlilerin elinde.  Kronik Baykal muhaliflerinin de bu dumanlı havada ortaya çıkıp münafıklık yapmaları ise olacak iş değil!   Bunların şu anda yaptığı bozgunculuktur.   Mesele şu anda Baykal ya da CHP’de genel başkanlık meselesi değil.   Mesele şu anda Meclise yeni bir Annan planı ya da yeni bir Amerikan tezkeresi  geldiğinde buna karşı kalkan CHPli el sayısı 171’de mi kalacak,  yoksa bunun altına mı düşecek meselesidir.   2005 yılında bu sayı 171’de kalmaya devam ederse,   Mecliste Batı dayatmalarına karşı AKP içinden yükselen sesler de gürleşecektir.   Eğer Sarıgül bu 171’den önemli bir hisse koparmayı başarırsa bunlar Meclise gelecek emperyalist projelerin neferi olacaktır.   Böyle bir gelişme AKP içindeki gittikçe rahatsızlığı artan millî kesimlerin de açığa çıkma cesaretini kıracaktır.   Velhasıl CHP Meclis grubunun Sarıgül tarafından bölünmesi Türkiye’yi bölmek ve köleleştirmek isteyen dış güçlerin taktik bir zaferi olacaktır.