Piyasanın Görünen Eli, Görünmeyen Eli... Erol Manisalı
Serbest piyasa ekonomisi ya da liberal ekonomi ''işleri piyasanın önderliğine bırakır'' . Ya da bırakmış gibi görünür. ''Piyasa hangi malların ve hizmetlerin, nasıl ve kimin için üretileceğini belirler'' gibisinden düşünülür. Piyasa bir ''gizli el gibi'' ifade edilir. Bu gizlilik (ve görülmezlik) aslında hiç de gizli olmayan, apaçık bir şeydir. İşler ortalıktadır ama, bu işlerin ''nasıl yürütülüp kotarıldığını'' sadece kimileri anlar. Diğerlerine de uzaktan seyrettirilir. O diğerleri ise tarlada sapanı çeken ve sonra da önüne konan otu yiyen, çok affedersiniz, merkepler gibi değerlendirilirler. cialis manufacturer coupon open drug coupon card
İstihdam edilen eleman, bir ''element gibi'' görülür. Otunu yiyen merkep, yani tüketici ise bir robottan farksızdır.
- Onun nerede, nasıl çalışacağına piyasa (yani sistem) karar verir.
- Onun hangi malları ve hizmetleri tüketeceğini ise yine piyasa mekanizması belirler.
- Hatta televizyonda nelere güleceği, nelere ağlayacağı bile ''piyasa'' tarafından öngörülür.
İşte bu nedenle piyasa kutsaldır. ''Papalık'' falan gibi bir şeydir! Hatta ondan bile üstündür. Vatikan''dakiler de piyasanın (ve sistemin) bir parçasıdırlar. Onlar da ''piyasa adına'' hareket ederler. Piyasa (ve sistem) Papa''ya 1982''de git Polonya''da ortalığı karıştır der ise Papa sistem gereği bunu yapmak zorundadır. Piyasa her şeyin üzerindedir.
Burada din ve piyasa işleri biraz iç içe geçmiştir. Başkan Bush , ''Tanrı istediği için Irak'a girdik'' derken piyasanın öngörülerinde, dinin sadece bir araç olduğunu ispatlar.
''Piyasa'', Batı''nın kapitalizmi ve çıkarıdır...
''Piyasa böyle istedi'' diyenler, Batı böyle istedi demek yerine işi piyasanın üzerine yıkarlar. Batı kapitalizmi demek, onun çıkarları doğrultusunda ortaya koyduğu öngörüleri demektir. Bizdeki ''en liberal'' piyasa savunucuları Batı kapitalizminin (ve emperyalizminin) yerli taşeronlarıdır. Onlar biraz ''layt'' pozisyonda olmakla birlikte işlerini yine de yürütürler.
Liberal piyasa bize yapacaklarımızı söyler, gösterir diyenler aslında Batı''nın dev şirketlerinin, Soros gibi sermaye çevrelerinin yerli ortakları durumundadırlar.
Aslında piyasa bir şey söylemez. Onun elleri, kolları perde arkasındaki güçler tarafından oynatılır. Hacivat-Karagöz''ün Yalova Safası gibi tüketicilere bu oyun seyrettirilir.
- Piyasaların nasıl olacağını Batı''nın dev şirketleri belirler.
- Batı''nın güç odakları, büyük sermaye çevreleri belirler.
- IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar bu güç odaklarının ve Batılı devletlerin güdümündedir. Türkiye işlerini IMF''ye veya AB''ye havale ettiği zaman Türkiye''de ekonomiyi ve siyaseti, ipleri ellerinde bulunduran bu güçler yönetmeye başlar.
Ya bizim piyasa
Borsaya bakalım; İstanbul Borsası''nı, ellerinde kâğıtları bulunan yüzbinlerce insan mı yönetir? Kesinlikle hayır. Yapılan araştırmalara göre bir yabancı banka tek başına yüzde 40 yönlendirme gücüne sahipmiş. Yanına iki grup daha koyun, eder üç. Yani üç grup borsanın gidişatını belirliyor.
- Bu sözlerime itiraz edenler çıkabilir. Canım ne olacak yani, koca Fransa''yı da 500 aile (ya da şirket) yönetiyormuş, olur böyle şeyler diye düşünebilirsiniz.
- Evet orda da oligarşi var, doğru; ancak onlar piyasa düzeninin ''kazanan tarafındalar''. Patron da, işçi de, köylü de, işsiz de kazanıyor. Türkiye kaybeden tarafta; yerli sanayici kaybediyor, işçi kaybediyor, köylü kaybediyor. İşsizlik ve dış borç artıyor.
- Bizim piyasayı başkaları yönetiyor. Piyasa işin lokomotifi; siyaseti, savunmayı, kültürü, eğitimi iktisatla birlikte sürükleyerek sömürgeleştiriyor.
- Liberal piyasa düzeni, Türkiye''nin dışarıya bağlanmasının itici gücü oluyor. Ulusal politikalar gayri milli hale geliyor. Piyasayı kontrol eden güçler Lozan''ı masaya yatırıyorlar. Piyasa, Lozan''ı istiyor diyorlar. Türkiye''yi AB''ye ve dev tekellere bir mavna gibi bağlamak isteyen güçler Lozan''ı dayatıyorlar.
O zaman bu ''serbest piyasanın'' Türkiye''ye olan bedelini görmemiz gerekiyor. Serbest piyasa, esaret getiriyor; ülkeyi sömürgeleştiriyor.