Ekonomi18 Temmuz 2005 00:00

Türkiye'nin önünü açalım! - Yiğit Bulut

Ekonomiye dair tespitler: Kur serbest dalgalı sistem adı altında tamamen yabancı oyuncular tarafından belirlenir hale geldi. Açtıkları pozisyonlara göre kuru aşağı basıp, faiz düşse bile aynı oranda reel faizi elde etmeyi başarabiliyorlar. Onlar bunu yaparken Türkiye Cumhuriyet tarihinin rekor 'cari açık' ve 'dış ticaret açığı' rakamları ile karşılaşıyor. Bu noktada ortaya şöyle bir söylem çıkıyor; canım nasıl olsa finanse ediliyor...Tabii edilecek, adam kuru aşağı basmak için parayı sokuyor, sen finanse ettik sanıp avunurken bu yöntem ile senin milli gelirinin belli bir bölümünü hortumluyor. Bu çark dönerken, sıcak para üstüne kurulan sistem üretime imkân tanımıyor. Üretim düşerken ortaya büyüyen ekonomide düşen istihdam gibi komik tablolar çıkıyor.naproxennatrium go naproxen kruidvatescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Yukarıdaki cümle son günlerde en çok duyduğum ve arkasını doldurabilen dolduramayan hemen hemen herkesin kullandığı slogan... Haklılar, tamam açalım ama nasıl yapalım? Önünden çekilelim de rahatça uçuruma mı yuvarlansın, yoksa önünden çekilerek ileriye gitmesi için özellikle doğruya yönlenmesi için yol mu göstermeye çalışalım...

Sevgili dostlar, lafı hiç uzatmadan yukarıdaki tanımlama hakkında düşüncemi, daha doğrusu önümüzün nasıl açıldığına dair fikrimi söylemek istiyorum; bugün Türkiye'nin önü gerek ekonomik gerekse siyasi açıdan açılıyor ama gidiş uçuruma doğru... Çok mu karamsar?

Gelin ekonomiden başlayarak özellikle 'ekonomik gerçekleri finansal olandan ayırarak' gerçeklerimizi sorgulamaya başlayalım...

İlk etapta görünen yüz olan ve sıcak parayı sistematik olarak bastığınız her ortamda olumlu algılanan finansal gerçekler: Borsa endeksi TL bazında tepe noktasını geçti, dolar bazında 2.20 cent zirvesini zorluyor. Endeks gidiyor ama yerlilerin katılımı olmadığı gibi şirketlerimizin halka açıklık oranları ve toplam değeri hâlâ ABD'deki bir şirketin 1/3'ünden daha az.

Övünülen sermaye piyasası anlattıkları gibi olmamakla birlikte halka ve reel ekonomiye doğrudan katkısı yok denecek kadar az...

Dolarda 1.770.000 seviyesinden başlayan gerileme trendi devam ediyor. Bunun anlamı; 2001 sonrası Türkiye'ye sıcak para sokanlar dolar bazında yıllık yüzde 10 ile yüzde 100'e kadar varan oranlarda kazanç sağlamaya devam ediyorlar. İşin ilginç tarafı bu sistem çalışırken kur oynamadığı veya dalgalanmadığı için bu giriş olanları 'sanki bizim dehamız yaratıyor' gibi sonuçlar üretiyor... Faiz sadece veri olarak algıladığınızda 16'lara kadar düştü hatta 15.60'ı test etti ama düşen kur ve enflasyon ile sorguladığınızda sonuç öyle değil. Türkiye hâlâ yüzde 10 üstünde dolar bazında faiz ödeyen nadir ülkelerden biri. Bu arada faiz düştü söylemi de doğru değil. Enflasyon yüzde 80 iken faiz yüzde 90 idi ve reel faiz yine bugün ile aynı seviyedeydi. Daha açıkçası düşen faiz değil, algılamada oynanan oyunun ürettiği yanılsamalar...

Sevgili dostlar, 'finansan olanı yani manipüle edilebilir' olanı aktardık, şimdi gelelim ekonomik gerçeklere...

Ekonomiye dair tespitler: Kur serbest dalgalı sistem adı altında tamamen yabancı oyuncular tarafından belirlenir hale geldi. Açtıkları pozisyonlara göre kuru aşağı basıp, faiz düşse bile aynı oranda reel faizi elde etmeyi başarabiliyorlar. Onlar bunu yaparken Türkiye Cumhuriyet tarihinin rekor 'cari açık' ve 'dış ticaret açığı' rakamları ile karşılaşıyor. Bu noktada ortaya şöyle bir söylem çıkıyor; canım nasıl olsa finanse ediliyor...Tabii edilecek, adam kuru aşağı basmak için parayı sokuyor, sen finanse ettik sanıp avunurken bu yöntem ile senin milli gelirinin belli bir bölümünü hortumluyor. Bu çark dönerken, sıcak para üstüne kurulan sistem üretime imkân tanımıyor. Üretim düşerken ortaya büyüyen ekonomide düşen istihdam gibi komik tablolar çıkıyor. Büyük zatlar bu gerçeği de şöyle açıklıyorlar; gelişen teknoloji ile işçi çıkarma gündeme geliyor. Evet, zaten ithalatı patlayan mallara bakarsanız hepsi işçi robot! Anlattıklarımız yetmezmiş gibi ortaya bir de 'Her şeyi satalım, açıkları finanse edelim' söylemi çıkıyor. Liberal olacağız ya! Bunu duyanlar da başlıyor tempo tutmaya; kaça olursa olsun satalım, özelleştirelim. Bu trend de meyvelerini veriyor; Türk Telekom telefon işletme tecrübesi olmayan bir şirkete birkaç yıllık kârına satılıveriyor... Bu noktada özel sektör şirketlerini de unutmamak lazım; çok yakında bankacılık, sanayi, elektronik ve medya alanında yerli şirket kalmayacak...

Yukarıda saydıklarımız 'finansal ve ekonomik', siyasi gelişmelere gelince... ABD'den bir general Türkiye Cumhuriyeti'ne 'isterse kendi sınırları' içinde harekât yapabilir iznini veriyor. Allah razı olsun! Türkiye'nin bütün kırmızı çizgileri pembeye dönüyor. Yıllardır savaşını verdiğimiz laik Cumhuriyet, İtalyan bir yetkili tarafından ayaküstü 'ılımlı İslam devleti' ilan ediliyor. Rum tarafı 'Kıbrıs' olarak tanınmak için gün sayıyor, ayrıca bu tanınma ile Rum gemileri Akdeniz'e yani Türk limanlarına inen petrolü de taşıyarak parsayı kapma yoluna giriyor. Büyükelçiler Başbakan'ı sorguya çekiyor. Bugüne kadar ölen 40.bin asker ve vatandaşımızı 'iç savaşta zayi olan' kabul eden AB'nin yazdığı yazı ile Türkiye'de resmi dairelerde İngiltere'de ölen 'terör şehitleri' için saygı duruşu zorlanıyor. Ermenistan, Türkiye'yi tehdit ediyor. TBMM yasaların maddelerini beşer beşer okumadan geçiriyor. Kaçak Kuran kurslarına izin veriliyor. Hükümet, Cumhurbaşkanı'na, yargıya, YÖK'e ve devletin diğer kurumlarına devamlı kafa tutuyor... Ve bütün bunlar olurken birileri bağırıyor: Türkiye'nin önünü açalım...

Sonuç: Dediğiniz doğru Türkiye'nin önünü açalım, açalım da uçurumdan rahat düşsün!