Siyaset18 Temmuz 2005 00:00

DOĞU CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!

Hükümetin gafleti, Kuzey Irak’taki durum, terörü yine azdırmış vaziyette. Amerikalı General Myers’in Türkiye’ye hitaben, “terörde muhatabınız biz değiliz Irak Hükümetidir” sözü, kalkan şehit cenazeleri ile beraber meseleyi yine gündemin birinci sırasına oturttu. Büyük Oyun ortada ; bir taraftan PKK eylemleri azdırarak - Türk askerlerini, sanki yabancı devlet ordusuymuş gibi, bizim topraklarımızda esir alıp, koz olarak kullanarak, APO nun, bir şekilde, yeniden yargılanma yoluyla, serbest bırakılmasını sağlamak.. İlk başta imkansız gibi görünen bu düşünce bile yaşadıklarımızı hatırlarsak hiçde hayal olmayacak bi durum.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis coupons printable link discount prescription drug cardescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilorenovation vejle renovation skive renovaarcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cena

 

Hükümetin gafleti, Kuzey Irak’taki durum, terörü yine azdırmış vaziyette. Amerikalı General Myers’in Türkiye’ye hitaben, “terörde muhatabınız biz değiliz Irak Hükümetidir” sözü, kalkan şehit cenazeleri ile beraber meseleyi yine gündemin birinci sırasına oturttu. Büyük Oyun ortada ; bir taraftan PKK eylemleri azdırarak - Türk askerlerini, sanki yabancı devlet ordusuymuş gibi, bizim topraklarımızda esir alıp, koz olarak kullanarak, APO nun, bir şekilde, yeniden yargılanma yoluyla, serbest bırakılmasını sağlamak.. İlk başta imkansız gibi görünen bu düşünce bile yaşadıklarımızı hatırlarsak hiçde hayal olmayacak bi durum.

 

”Olmaz” demeyin; Leyla Zana ve çetesi nasıl serbest bıraktırıldılar? Fakat bu, TC Devletini sıkıştıran kıskacın silahlı tarafı . Kıskacın diğer tarafı da , Avrupalıların ve bizim gafil, “aydınların” silahları bırakma çağrılarıyla, TC'ni , “diyalog ve barışçı çözüm” masasına oturtmak! Araçlar değişik ama amaç aynı!

 

 

Bizim o çok şey bilen,kendi dillerince sessiz devrim yapan hükümet, ABD’nin, daha doğrusu Talabani ve Barzani’nin laflarına kanıp, tutup bir pişmanlık yasası çıkarttı, hapishaneleri boşalttı. Güya bu pişmanlık yasasından sonra ABD, Kandil Dağı’na müdahale edecekti. Pek tabii Tayyip Erdoğan Hükümeti tecrübesizliğinde ve basiretsizliğinde bir hükümetin kanabileceği bu vaatler, sadece hapishanelerin boşalıp, PKK’nın kuvvetlenmesini temin etti…Bu süreç tamamen terör örgütü lehine oldu ve toparlanmış olarak yeniden ortaya çıktılar. Tabi, Irak Savaşı sırasında ortada kalan askeri malzemelerde bunların eline geçti..

 

Bu arada, hem Talabani’nin Cumhurbaşkanı olması, hem Barzani’nin Kuzey Irak’ın mutlak hakimi haline gelmesi, PKK’yı müthiş bir hareket imkanına kavuşturdu. Şimdi de terörün dozajını arttırmaya, Türk Ordusu’nu fiilen hedef almaya, AB’deki dostlarıyla ülkeyi zorlamaya çalışıyorlar.

 

Şimdi, birkaç fiili tespit yapalım:

 

-         Kuzey Irak’ta  PKK Barzani’nin fiili himayesi altında. Bu himaye zamanında Suriye Başkanı Hafız Esad’ın Abdullah Öcalan’a verdiği himayenin ötesinde. Bir çok PKK militanına da Irak vatandaşlığı ve pasaportu verilmiş durumda.

-         Kuzey Irak, Afganistan’dan sonra dünyanın sayılı afyon üretim merkezlerinden biri olmuş durumda. Bölücü örgüt akaryakıt kaçakçılığından aldığı payın yanı sıra, esas bu afyon üretiminin getirdiği gelirlerden de yararlanıyor. Zaten kimse aldanmasın, Kuzey Irak’a görülmekte olan zenginleşme Bağdat’taki merkezi hükümetin kişi başına yolladığı petrol parasından ziyade, önemli ölçüde bu afyon üretimine de dayanıyor. Zaten böyle olmasaydı, zenginlik petrol parasına dayansaydı, Kuzey Irak’ta gördüğünüz zenginleşmeyi, Irak’ın her yerinde görürdünüz…

-         Terör örgütü ve siyasi uzantısı, bireysel haklar ve hukuk peşinde değil, Türkiye’yi bölme peşinde.

-         Örgüt Türkiye’nin içine son aylarda 2500-3000 militanını sokmuş vaziyette.

-         Örgüt, özellikle mayınlarla yürüttüğü faaliyetini çok ciddi istihbarata dayandırıyor; askerin haberleşmesini rahatlıkla dinliyor. Buradan edindiği bilgilere göre pusu atıyor.

-         Kaçırdığı Türk askerlerine, savaş esiri muamelesi yapıyor.

-         Haftanin Kampında bulunan örgütün fiili lideri durumundaki Murat Karayılan, ABD’nin yanı sıra, AB ülkeleri ile temas içinde. Karayılan, AB üyesi ülkelerden federasyon konusunda destek aldığını saklamıyor.

-         BBC’nin Kürt teröristlere “milis” demesine güya kızan ve yandaş gazetelerinin tabirine göre, “kafası atan” Tayyip Erdoğan ektiğini biçiyor ama halen farkında değil.

 

İmralı’ya tıkıldıktan sonra DGM duruşmalarında idam korkusuyla köpekleyen katil, idam tehlikesi ortadan kalktıktan ve Avrupalılar da, yeniden yargılanması talebiyle, ona kol kanat gerdikten sonra, arslan kesildi, PKK'yı Kongragel uzaktan kumanda ile yönetiyor. Ve herkes ondan korkuyor . Öylesine ki zavallı Hikmet Fidan’ın cenazesine hatırasına kimse sahip çıkmadı…Rivayete göre, bölgede Kürtler arasında APO’nun ve PKK nın etkisi azalıyormuş. Masal. Bakın “meşru” parti olmak iddiasındaki DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan , TC Devletine saldıran PKK ile “problemimiz yok” diyor.

 

Avrupalılar Güneydoğu sorunu AB içinde veya AB “ile” çözülebilir " derlerken, bizim güya Türk kökenli, Alman milletvekilleri, PKK ile arabuluculuk önerirlerken- dostumuz(?) ABD’nin yaptıkları da nedir.?


Önce aba altından sopa ; TSK PKK'ya karşı, sınırlar içinde operasyon yapabilir , ama insan haklarına rivayet koşuluyla.! Sınır dışına çıkamaz yoksa!....

 

“Sen binlerce mil öteden gelıp, kendi çıkarların için Irak’ı işgal edeceksin, Bir taraftan terörden yakınırken,Irak’ta inanılmaz insan hakları ihlallerinin faili , sanığı olacaksın , sonra da Türkiye’nin teröre karşı mücadelesine “insan hakları” diye engel olmaya kalkacaksın ! “ Küstahlığın daniskası; Irak’ta insan hakları sicili malum ABD Ordusunun komutanı bize insan hakları dersi vermeye kalkıyor.Ama dahası var; TSK sınır dışında Kuzey Irakta operasyon yaparsa, buna karşı “bağımsız” Irak devletinin söyleyeceği çok şey olurmuş…Irak'ın bağımsız olduğunu kime yutturuyor?

 

 

Eğer siz kendi sorunlarınıza sahip çıkmıyor, gerekli mücadeleleri vermiyorsanız her türlü felakete davetiye çıkarıyorsunuz demektir. Türkiye de böyle yapıyor. İnanılmaz bir tembellik ve ardından gelen saflık içinde uluslar arası işbirliğinden medet umuyor.Terör örgütleri devletlerden çok daha esnek ve hızlı hareket edebiliyorlar. Güvenlik güçleri önlem almakta zorlanıyor.

 

Güvenlik güçlerinin, özellikle de polisin üzerine öylesine çok gidiyoruz, onu öylesine güçsüzleştiriyoruz ki, bu kişilerin görevlerini yapması imkansızlaşıyor. Sonuç;

 

Türkiye’nin şehirlerinde teröristler ‘Biji Apo’ diye bağırıyor ve sonrasında ellerini kollarını sallayarak evlerine gidebiliyorlar. Anayasanın değiştirilemez yasalarına muhalif yada rejim değişikliği için imza kampanyaları açabiliyorlar.  PKK’yı öven kitaplar rafları süslüyor. Ölü teröristler için görkemli eylemler düzenleniyor, bölge belediyeleri  onlara özel hizmet sunumu yapıyor. Toplumda kamplaşma son hızla yükseliyor. Öcalan için açlık yada oturma eylemleri yapılabiliyor.Tüm bunların neticesinde açılan bir soruşturma için sözde insan hakları yaygaraları,demokrasi nakaratları başlıyor. Topluma aydın sıfatıyla kendini tanıtmış kişiler ise olayı günlük rant gibi işleyerek başka telden çalıyor.

 

 Oysa unutuyoruz. Terörist sadece bomba koyan kişi değildir, ona destek veren kişi de teröristtir. Batı’da tanım böyle konulur. Amerika’da bir kişi çıkıp Üsame-Bin-Ladin’i över ise anında tutuklanır;hapisteki terörist için ‘Çok yaşa’ diye slogan atarsanız terör yasası çerçevesinde tutuklanırsınız. Türkiye ise terörü öven, onu yücelten yayınlarla dolu:

 

En son örnek Adalet bakanlığı intihar saldırısından sonra ortaya çıktı. Başarısız bir intihar saldırısında bulunan DHKP-C üyesi Eyüp Beyaz’ın ardından TAYAD başta olmak üzere DHKP-C militanları açıktan ‘Eyüp Beyaz Ölümsüzdür’ şeklinde sloganlar attılar. Eğer polis bu kişileri tutuklasaydı Hürriyet, Milliyet gibi ciddi bulvar gazeteleri basarlardı yaygarayı, ‘demokrasi elden gidiyor, hani insan hakları’ diye. Nitekim koca bir şehir aynı grup tarafından taciz edildiğinde bu kişiler kışkırtıcıların yanında yer almadı mı? Eğer bir teröristi kalabalık bir sokakta, Adalet bakanlığı’na intihar saldırısında bulunduğu için haklı buluyor, o kişiyi gönülden destekliyor, alkışlıyor, kahraman ilan ediyorsanız, siz de teröristsiniz demektir. Bu grup sadece sokakta da bağırmıyor, dergi çıkarıyorlar. Bu dergi basılıyor, dağıtılıyor ve Ankara’nın herhangi bir gazete büfesinde de satılabiliyor. Dergi baştan sona intihar saldırısını (onların deyimiyle ‘feda eylemi’) övüyor. Yenilerinin yapılmasını gerektiğini iddia ediyor. Ve dergi liselerde, üniversitelerde ücretsiz dağıtılıyor. Dergiyi basan matbaa belli, yayıncısı belli, dağıtıcısı belli…

 

Bizim Liboşlar “artık şartlar değişti” diyorlar. Sormak gerek; bu şartları kim, kimler değiştirtti ve PKK’yı kim hortlattı? ABD ye AB ye uyum uğruna , Üniter devletin altını oyanlar ve tüm kırmızı çizgilerimizi solduranlar ve gözlerimizin önün de Kürdistan’ın kurulmasına, ve Türkiye'yi, kurulacak ve sınırları içimize kadar ulaşacak bir Kürt Federasyonuna razı olacak hale getirenler!

 

 

Özetle bizler Türkiye’de PKK veya DHKP-C destekçilerine izin veriyoruz, serbestçe yayın yaptırıyor, sokaklarda eylem yaptırıyoruz. Karşı önlem aldığında kendi polisimizin kafasına ‘medya copu’yla vuruyoruz… Ardından da Almanya, ABD gibi ülkeleri teröre sessiz kalmakla, hatta onunla mücadele etmemekle suçluyoruz. Kendi insanını, medyasını terör konusunda eğitemeyen, bilgilendiremeyen, yasalarını ‘adam gibi uygulayamayan’ bir devletin dış dünyadan bir şey beklemeye hakkı yoktur. Bu felaketlere davetiye çıkarmaktır. Davetiye ile çağrılan geldiğinde de şaşırmak şaşırtıcıdır.

 

Ülkenin yıllardır kötü yönetildiği gerçeğini artık çok kimse görüyor. Dondurulmuş kalıplara uymayı büyük beceri sayan “monşerlerin” özentilerini dış politika sandık. Kalıplaşmış sözlerle yürütülen basit polemiklerin iç politika olduğuna inandık. Bağımsız denilen bir devletin ne gibi plan ve programları olması gerektiğini, nasıl köklü bir strateji yürütebileceğini bilemedik. “Millî” kelimesiyle nitelendirdiğimiz kurumlarımızın bilmediğimiz, tanımadığımız güçler tarafından yönlendirilmesini yadırgamadık. Bu durumdan utanç duymayacak bir gevşekliğe, umursamazlığa sürüklendik.


Türkiye üzerinde siyasi baskı uygulayabilmek için teröristleri silahlandıran ve onlara her türlü lojistik desteği sağlayan ülkelerin, dost görünmelerine inandık. Yabancı istihbarat servislerinin kendi hizmetlerinde kullandıkları terörist başını paketleyip postalamalarını hem onların dostluk davranışı gibi gösterip hem de belirli siyasi partilerin başarısı olarak sunarak şu garip kamuoyunu oyuna getirip oyunu almak için kullandık. Aslında çeşitli pazarlıklarda kullanılmak üzere tezgâhlanan bu oyunu sanki ülkenin lehine imiş gibi görüp göstermek istedik. İnanmadığımız senaryolara başkalarını inandırmaya çalıştık. Ülkenin başına dert olacağını, ayrıca uluslararası siyaset arenasında aleyhimize bir koz olarak önümüze sürülebileceğini düşünemedik.


Şimdi ne oldu? Tekrar başa döndük. Yine erlerimiz, genç subaylarımız pusulara düşürülüp şehit ediliyor. Hem de daha planlı ve sinsi eylemlerle… Acaba niçin bu konuda da hesaplı kitaplı, ayrıntılı bir proje uygulanmıyor?

 

Hayatının baharında Hakk’a yürüyen bir erin şehit haberinin ardından “Doğu cephesinde kayda değer bir şey yok!” diye ahmakça bir yorum duyarsanız şaşmayın! Bu gidişle yakında bunu da göreceğiz.