Bazı Düşünürlerimize Bayılıyorum Doğrusu... - Erol Manisalı
<P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana">1) Türkiye - AB (ve Batı) ilişkilerinin normalleştirilmesi için; <?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:p></o:p></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana">a) ''Gümrük Birliği'nin yırtılıp atılması gerekir'' diyemiyorlar. Bu belgenin bir sömürge belgesi olduğunu bildikleri halde susuyorlar. <o:p></o:p></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana">b) AB'nin kesin olarak bir tarih vermesi zorunludur, ''Siyasi irade yoksa görüşme de olmaz'' demeye korkuyorlar. <o:p></o:p></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana">c) Müzakere sürecinin diğer aday ülkelerde olduğu gibi ''normal'' olması gerekir, böyle kepazelik olmaz diyemiyorlar. Bu koşullarda masaya oturulmaz demekten kaçınıyorlar. <o:p></o:p></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana">d) Lozan'ı delen AB taleplerinin hiç konuşulmaması gerekir, bu koşullarda görüşme yapılamaz demeye korkuyorlar. Hatta ödleri patlıyor!.. <o:p></o:p></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana">2) Meclis karar almalı ve AB ile ilişkiler yeniden düzenlenmeli demeye dilleri bir türlü varmıyor. <o:p></o:p></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><SPAN style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana">Biz AB'ye tek yanlı bağlanmak yerine AB ile yan yana yaşamayı tercih ederiz. İktisadi ve siyasi ilişkilerimizin geliştirilmesini biz de istiyoruz. Ancak bunun karşılıklılık esasına göre yürümesini arzuluyoruz, demeleri gerekmez mi? <o:p></o:p></SPAN></P><div style="display:none">claritin mazilo <a href="http://www.speeddatingmixers.co.uk/blog/blog/page/Claritin-Mazilo">claritinekombo</a> claritin mazilo</div>
Ekranlarda eski diplomatları, akademisyenleri, siyasileri izliyorum. Gündemdeki konu Avrupa ve Türkiye'nin AB ile ilişkileri. Konuşulan başlıklar şöyle:
- 17 Aralık belgesinin nasıl işleyeceği, doğurduğu sakıncalar...
- Brüksel'in Haziran 2005 zirvesinde görüşmelerle ilgili kararın, 17 Aralık Ankara Anlaşması'na neler eklediği, sorunların nasıl arttığı ve Türkiye'yi nasıl bir felakete götürdüğü...
- Gümrük Birliği ve Ankara Anlaşması'na ilişkin protokolün imzalanması ile Kıbrıs'ın, yani Rumların nasıl tanınmış olacağı meselesi...
- AB'nin Türkiye politikasındaki sorunlar diye sürüp giden uzun bir liste.
Bu konularda konuşmacı olarak ekranlarda görülen eski diplomatlarımız, akademisyenlerimiz ve siyasilerimizin birçoğu, gerçekten çok bilgili. Çok güzel değerlendirmeler yapıyorlar. Diplomasinin ince kıvrımlarını zarif esprileri ile süsleyerek bir nakış gibi işliyorlar adeta!
Ama belli bir noktaya geldikten sonra yarış atının engeli atlamamakta direnmesi gibi duruveriyorlar. Hepsi değil ama yüzde doksanı böyle. Sıralayalım...
1) Türkiye - AB (ve Batı) ilişkilerinin normalleştirilmesi için;
a) ''Gümrük Birliği'nin yırtılıp atılması gerekir'' diyemiyorlar. Bu belgenin bir sömürge belgesi olduğunu bildikleri halde susuyorlar.
b) AB'nin kesin olarak bir tarih vermesi zorunludur, ''Siyasi irade yoksa görüşme de olmaz'' demeye korkuyorlar.
c) Müzakere sürecinin diğer aday ülkelerde olduğu gibi ''normal'' olması gerekir, böyle kepazelik olmaz diyemiyorlar. Bu koşullarda masaya oturulmaz demekten kaçınıyorlar.
d) Lozan'ı delen AB taleplerinin hiç konuşulmaması gerekir, bu koşullarda görüşme yapılamaz demeye korkuyorlar. Hatta ödleri patlıyor!..
2) Meclis karar almalı ve AB ile ilişkiler yeniden düzenlenmeli demeye dilleri bir türlü varmıyor.
Biz AB'ye tek yanlı bağlanmak yerine AB ile yan yana yaşamayı tercih ederiz. İktisadi ve siyasi ilişkilerimizin geliştirilmesini biz de istiyoruz. Ancak bunun karşılıklılık esasına göre yürümesini arzuluyoruz, demeleri gerekmez mi?
İşte o kıvrak, zeki, siyasetin ve diplomasinin inceliklerini ekranda biçimsel olarak kullanan diplomatların, akademisyenlerin, siyasilerin yüzde doksanı bunu söyleyemiyorlar. Çünkü bunu söylemek, emperyalizme karşı durmak anlamını taşır. Emperyalizme açıktan karşı durmaya cesaretleri yok. Ya da çıkarları bunu gerektiriyor.
Bana, onların dizine oturup sadece sakalları ile oynayanları anımsatıyorlar. Hele bir tanesi çok ilginçti, her şeyi çok güzel anlattı, Türkiye'nin nasıl kazıklanmakta olduğunu zarif bir üslupla sergiledi, ama en sonunda ''Biz bu yolda yine de devam etmeliyiz, AB ile ilişkilerimiz mevcut çizgisinde yürümeli'' diye konuşmasını tamamladı. Pes doğrusu...
Esas meseleye girmeden...
İşte aydınlarımızın, akademisyenlerimizin, siyasilerimizin birçoğu ''esas meseleye girmeden'' çözüm arıyor görüntüsü içindeler. Ben şuna benzetiyorum: Bir arabayla 100 km'ye en az benzinle nasıl gidileceğini, motor tekniğini vs. düzenleyerek çok iyi değerlendirmeler yapıyorlar. Ama o arabanın nereye gittiği ile hiç mi hiç ilgilenmiyorlar. Arabanın uçuruma götürülmekte oluşu, onların ilgisini çekmiyor.
Çünkü bu konuya girmek demek ''sonuçlar yerine sebeplerle uğraşmak demektir'' . Sebeplerle uğraşmak istemiyorlar. O zaman sistemi eleştirmeleri gerekir.
Onlar ise esas patronlar yerine tetikçilerle oyalanmayı tercih ediyorlar.
Esas ipleri tutanların dizlerine oturmuşlar, onların sakalları ile oynuyorlar. Kıvrak, zeki, zarif hatta alımlı bile diyebiliriz; ama, sebeplere girmeyince bir anlam taşımıyor.
Onlar sadece ''show'' yapıyorlar... Hem de bile bile... Gayrimeşru yapılanmayı meşrulaştırmış oluyorlar adeta...