Siyaset15 Temmuz 2005 00:00

KAN TUTULMASI - Hüseyin MÜMTAZ

Yukarıdaki başlık, ‘’Ay Tutulması’’ndan mülhemdir kıymetli okuyucu ve dondurucu soğuk fakat bol yıldızlı bir şark gecesinde asla ehlileştirilemeyen, asla esir edilemeyen başını dolunaya doğru kaldırıp uluyan boz yeleli bir alfa kurdu simgesini anımsattığı için tarafımızdan ‘’öyle’’ olması uygun görülmüştür.             Siz hiç sirkte gösteri yapan bir kurda rastladınız mı?            Fakat devranın sarkacının bozulduğu, bıçağın kemiğe dayandığı zamanlarda kimin gözünü daha fazla kanın bürüyeceği asla tahmin edilemez.            ‘’Kan tuttu’’ derler..O zamanlar, değişik zamanlardır.At izinin it izine karıştığı, düzenin bir türlü ayar tutmadığı zamanlardır.Amerikan AP haber ajansına bir demeç veren PKK ‘’yöneticilerinden’’ Murat Karayılan, Türkiye’nin kendileriyle diyalog kurmadığı sürece eylemlerine devam edeceklerini söylemiş. ABD’nin politikalarında bir değişiklik olduğunu bildiklerini ifade eden Karayılan, "ABD Ortadoğu’yu değiştirmeye geldi. Kürtlere bu konuda büyük söz hakkı düşüyor” diye de ilave etmiş. micardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

İyi etmiş..

‘’Şimdiye kadar dirisini dünya kullandı, biraz da biz kullanalım’’ icadını önce devrin MİT Müsteşarı aracılığı ile bir öğle yemeğinde basına açıklatan, ardından 2000 yılı Ocak ayı’nda 7.5 saatlik bir liderler zırvasının ardından; ‘’Türk milleti adına karar veren’’ bağımsız Türk yargısının Öcalan hakkında verdiği idam kararını, anayasayı askıya olarak başbakanlıkta beklemeye alan Ecevit-Bahçeli-Yılmaz üçlüsüne; boyunlarındaki bu idam fermanının hesabı mahşer vakti elbet sorulacaktır.

30 bin şehit ailesinin iki elleri elbette yakasına yapışacaktır bu ‘’kerametli liderlerin’’.

Sen ‘’İstiklal’’ ne demek bilir misin ey okuyucu?

TDK Sözlüğüne göre ‘’bağımsızlık’’ demektir.

Sen eğer tam bağımsızsan…

Bağımsız olduğunu düşünüyor; egemenliğin değil tamamının; bir kısmının bile ne olursa olsun, hiçbir kayıt ve şart altında devredilemeyeceğini düşünüyorsan…

Ve Cumhuriyet, derini ile, sığı ile tarihinin en uzun aylarını, günlerini, saatlerini yaşıyorsa…

Cumhuriyet ve devrimler ilk günkü gibi tehlikedeyse..

Ve eğer AB, Lozan’ı değil, Sevr’i tanıyor ve siyasi-ekonomik kapitülasyonların yanında adli kapitülasyon da uygulamaya kalkıyorsa…

DGM’lerini kaldır ve Öcalan’ı yine yargıla diyorsa….

Öyleyse önce ‘’Bağımsızlık Mahkemeleri’’ kurmalısın..

Kulağına pek mi yabancı geldi, öyleyse Türkçeleştirelim..

‘’İstiklal Mahkemeleri’’..

Ama birer de Kılıç Ali ve Ali Çetinkaya bulmalısın..

Ha,  ufak bir pürüz oluyor o zaman.. Eğer öyleyse, Ali Bey Adası’na da bundan böyle katiyen Cunda dememeye de bir zahmet katlanmalısın.

Hem ‘’İstiklâl-i tam’’cılık, hem Cundacılık oynayamazsın.

Ve sonra da ilk iş olarak Öcalan’ı ‘’ASMALISIN’’..

Büyük harflerle.

Hemen ve derhal hem de.

Müttefiklerimizle beraber Nato bağlamında, Nato amaçları uğrunda ve  ‘’gelişen yeni strateji ve konseptler ışığında’’, (bunu 11 Eylül Crusade’i diye tercüme et lütfen) TMMM’ler kurduk…(Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi).

Peki ‘’müttefiklerimizin’’ tutumu nasıl?

Biz tek başımıza, o TMMM’ler filan olmadan, 1999 öncesi PKK’nın köküne kibrit suyu ekerken gerektiğinde ‘’sınır ötesi’’ne filan gidebiliyorduk.

Şimdi AB Büyükelçileri hem de Ankara’da yemekte Başbakan’a ‘’Güneydoğuda asker kullanma’’ diyorlar.

Kara Kuvvetleri Komutanı ne demişti?

‘’Terörle Mücadelede AB Uyum Yasaları sayesinde 1999’un gerisindeyiz. Terör örgütü ise 1999 seviyesinde’’.

2003’ün tamamında sadece beş şehit veren TSK, geçen yılın Haziran ayından bu yana 114 askerini kaybetti.

Terör örgütünün döşediği mayınlar 114 şehidin 54 tanesinden sorumlu oldu.

Son iki ayda ise tam 20 şehit verildi.

Türkiye’de artık yine trenler devriliyor.

Yine yol kesilip asker kaçırılıyor.

Ve artık ilk defa terörist cenaze törenleri, terörist slogan ve bayraklar eşliğinde yapılıyor.

İlk defa terörist cenaze evlerine resmen taziyeye gidiliyor.

Leşlerin törenlerinde askere taş atılıyor.

Digor’da bölüğe roketatarla saldırılıyor.

Eşkiyalar baş, Türkmenler ayak oluyor.

Habur’dan öteye gitmeye kalkarsan artık pasaportuna Kürdistan kaşesi vuruluyor.

‘’Kürdistan’da’’ PKK var. Güney komşumuz, TMMM ortağımız, müttefikimiz Amerika’nın yardım ve yataklığında hayatiyetini pek güzel devam ettiriyor.

Amerikan ve belki de Yahudi askerlerinden aldığı eğitimle artık mayın harbine bile başladı..

Amerika, İstanbul saldırısındaki iki suçluyu Ebu Garib’te tutuyor. Ama vermiyor. Amerika’nın yeni Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad, ‘’Irak’tan isteyin, muhatabınız Irak’tır’’ diyor.

Halilzad’ı tanıyacaksın ey okuyucu..  Birinci tezkere devrinin, görüşmeleri yürüten Amerikan heyeti başkanı idi.

Sonra Afganistan’a Büyükelçi oldu. Şimdi Bağdat’ta..

Gezici bölgesel vaiz, anlayacağın..

Kerkük’ü Kürdistan’ın başkenti yapınca da yine aynı ağızla ‘’Irak’a başvurun, muhatabınız onlardır’’ diyeceklerdir.

Ve TMMM ortağımız, dost ve müttefikimiz Amerika ‘’PKK’ya ancak kendi sınırların içinde ve fazla insan hakları ihlalli yapmadan müdahale edebilirsin’’ diyor.

Aynı Amerika Bin Lâdin’i Afganistan’da, Saddam’ı Irak’ta arıyor.

Amerika’ya gidecek Türk Milletvekillerinin eşyalarını, üstünü başını taa İstanbul Atatürk Hava Limanında arıyor.

Vatandaş aranınca haber olmuyor, vekil aranınca olay oluyor.

TMMM ortağımız, güneydeki diğer komşu ve müttefikimiz İngiltere’nin BBC’si, Londra’da bomba patlatanlar için ‘’terörist’’, Çeşmede patlatanlar için ‘’Kürt Askeri Güçleri’’ terimini kullanıyor.

İşte böyle bir ortamda; 9 Temmuz'da Hakkâri'nin Çukurca ilçesi yakınlarında PKK militanlarınca yola döşenen mayının patlamasıyla şehit olan üç askerden, piyade çavuşu Ender Alper için Ankara Kocatepe Camiinde tören düzenleniyor. Tören sırasında şehidin annesi Gülesin Alper, cenazeye katılan Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'e yaklaşarak, "Bir helikopteriniz yok muydu? Davul-zurna ile gönderiyoruz, böyle geliyorlar" diyor.

Erdoğan sessiz kalıyor. Özkök ise; Murat Yetkin’e göre ‘’Askerlerin şehit olmasının vatanda güvenli yaşamanın bedeli olduğu’’; Hayrullah Mahmud’a göre ise, “Sadece sizin evladınız bu vatan için şehit olmadı ki!’’ cevabını veriyor.

Her ikisi de söylenecek söz müdür Allah Aşkına?

Her iki cevap da; bir şehit anasına tarih ve millet önünde, tarihe not düşülen bir törende verilecek cevap mıdır?

            8000 Boşnağın katledildiği Serebrenitsa katliamının 10’uncu yıldönümü timsah gözyaşları ile anılıyor.

Ama hayrettir, bu digital çağda 10 yıldır katliamın sorumluları Sırp General Ratko Miladiç ve zamanın Sırbistan Devlet Başkanı Radovan Karaciç halâ ‘’bulunamıyor’’.

Batı en ufak bir yaptırım uygulamıyor.

Üstelik ‘’katliama’’, batı komşumuz, dostumuz Ortodoks Yunan gönüllülerin de katıldığı meydana çıkıyor.

Berlin duvarının yıkılışı alkışlanıyor ama Kudüs’te tarihin en büyük duvarı yapılıyor; kimse ses çıkarmıyor.

Ama AB’liler güneydoğuda asker kullanmayın diyor, ABD’liler sınırlar içinde kalın diyor.

Ve biz bunlarla TMMM kuruyoruz.

Bu devleti, Cumhuriyeti sokakta mı bulduk?

Hani ‘’kanla irfanla kurmuştuk?’’

Hani ‘’cehennemler kudursa’’….

‘’Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanıydık?’’

Harbiye Marşı’nı da nostaljik bir türkü haline mi getirdiniz ağalar, beyler bu AB sürecinde?

Ağalar, beyler…

Ve de efendiler….

Fakat kıymetli okuyucu;

Bu zamanlar tekin zamanlar değillerdir.

Devlet kurulacağı, devletin varlık ve bağımsızlığının korunacağı böyle zamanlarda…

Kimin gözünü kanın daha fazla bürüyeceği asla tahmin edilemez.

Böyle işler, böyle zamanlarda hesaba kitaba sığmaz. 15 Temmuz 2005

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”