Siyaset14 Temmuz 2005 00:00
Siz girin, biz alkışlayalım! - Emin Çölaşan
SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye’de inanılmaz olaylar yaşıyoruz. PKK terörü yine arttı. Son bir yılın bilançosu 100’den fazla şehit. Araçlar mayınlarla patlıyor, askeri birliklere roketle saldırılar düzenleniyor, polis noktaları kurşunlanıyor, demiryolları kesiliyor, trenler devriliyor. Uzun yıllardan beri bir olay da birkaç gün önce gerçekleşti. PKK Tunceli’de karayolunu saatlerce kesip bir askerimizi kaçırdı. Yetkililerden, bizi yöneten makamlardan tık yok! Olanı biteni seyrediyorlar! Ama haklarını yemeyelim, cenaze törenlerine katılıyorlar ve mesaj yayınlıyorlar! new prescription coupons sporturfintl.com online cialis coupons
Burada sizleri bıktırmak pahasına hep vurguluyorum. Bir ülke dışarıda saygınlığını yitirmişse, başka ülkelerin kucağına düşmüşse, olacağı budur. Niçin mi?
Recep Bey önceki gece televizyonda aslanlar gibi konuşuyor, ‘Gerekirse PKK’yı vurmak için Kuzey Irak’a da gireriz’ diyordu. Giremez!.. Çünkü Kuzey Irak artık Kürdistan... Ve Kürdistan, ABD’nin koruması altında!
Ne diyor ABD? ‘Kendi sınırlarınız içerisinde PKK ile mücadele edebilirsiniz. Ama bunu yaparken insan haklarını çiğnemeyin.’
Bize bu izni(!) verdikleri için kendilerine teşekkür ederiz!
Benzer görüşü AB savunuyor: ‘Başka ülkelerin sınırını aşamazsınız.’
Elalem senin ülkende istediği gibi at oynatıp terör yaratacak, ama bataklık yanı başında dururken, sen dışarıdan izin alamadığın için birkaç sivrisinekle uğraşacaksın.
Bir ülke onurunu, saygınlığını yitirirse, olacaklar işte budur. Elin oğlu icazet vermez, seni böyle aşağılar.
* * *
Aynı televizyon söyleşisinde Recep Bey bir konudan daha yakınıyordu:
‘Ülkemize gelen bütün yabancılar Diyarbakır’a falan gidiyor!..’
Günaydın beyefendi! Bu rezalete engel olması gereken herhalde biz değil, zat-ı alinizsiniz! Siz hükümet değil misiniz? Bu ülkeyi siz yönetmiyor musunuz?
Yanıtınız ‘evet’ ise, nasıl oluyor da bu yüz kızartıcı duruma göz yumuyorsunuz?.. Bu konudaki yakınmalarınızı o ülkelere, o devletlere bildirmeyip, televizyon konuşmalarında ağlaşmanız yakışık alıyor mu?
(İçimden bazen güçlü bir istek geçiyor: ‘Ah, keşke şimdi karşısında ben olsam da, kendisine şu soruları sorsam’ diyorum. Böyle ahbap çavuş ilişkisiyle söyleşiler yapıldığında çok fena oluyorum, tepem atıyor.)
* * *
Bir örnek daha vereyim. İstanbul’da birkaç yıl önce meydana gelen bombalama olaylarını yaratan elebaşılar meğer Irak’ta (başka suçlardan) cezaevinde imiş! Bizimkiler bunları ABD’den istemiş. Onlar da ‘Irak hükümetinden isteyin’ diye topu üzerlerinden atmış.
Şu olanlara bakın, ülkemizin ne durumlara düşürüldüğünü somut belgeleriyle görün. İşin bir acı tarafı daha: Avrupa Parlamentosu’ndaki ‘Türk’ milletvekilleri, Güneydoğu’da olanlar konusunda bildiri yayınladı:
‘Her iki taraf da barışçı çözüm arasın. Şiddete başvurulmasın.’
Ben bu ‘Türklere’ de helal olsun diyorum!
İçeriden ve dışarıdan nasıl kuşatma altında olduğumuzu görüyorsunuz.
Bu işler ekran söyleşilerinde ‘Gerekirse Kuzey Irak’a da gireriz’ demekle olmuyor. O zaman bizler de kendisine sesleniriz:
‘Girin de hem görelim, hem alkışlayalım!’
Daha fazlasını söylemek içimden gelmiyor!
Ülkemin içine düştüğü durumdan utanıyorum.
* * *
Ülkemizde bunlar olurken, insanlar kan ağlarken, bazılarının tek kaygısı var: ‘Aman istikrar bozulmasın, borsa düşmesin, sıcak para gelmeye devam etsin, devletin milletin mallarını satıp günü kurtaralım.’
Recep Bey önceki gece televizyonda aslanlar gibi konuşuyor, ‘Gerekirse PKK’yı vurmak için Kuzey Irak’a da gireriz’ diyordu. Giremez!.. Çünkü Kuzey Irak artık Kürdistan... Ve Kürdistan, ABD’nin koruması altında!
Ne diyor ABD? ‘Kendi sınırlarınız içerisinde PKK ile mücadele edebilirsiniz. Ama bunu yaparken insan haklarını çiğnemeyin.’
Bize bu izni(!) verdikleri için kendilerine teşekkür ederiz!
Benzer görüşü AB savunuyor: ‘Başka ülkelerin sınırını aşamazsınız.’
Elalem senin ülkende istediği gibi at oynatıp terör yaratacak, ama bataklık yanı başında dururken, sen dışarıdan izin alamadığın için birkaç sivrisinekle uğraşacaksın.
Bir ülke onurunu, saygınlığını yitirirse, olacaklar işte budur. Elin oğlu icazet vermez, seni böyle aşağılar.
* * *
Aynı televizyon söyleşisinde Recep Bey bir konudan daha yakınıyordu:
‘Ülkemize gelen bütün yabancılar Diyarbakır’a falan gidiyor!..’
Günaydın beyefendi! Bu rezalete engel olması gereken herhalde biz değil, zat-ı alinizsiniz! Siz hükümet değil misiniz? Bu ülkeyi siz yönetmiyor musunuz?
Yanıtınız ‘evet’ ise, nasıl oluyor da bu yüz kızartıcı duruma göz yumuyorsunuz?.. Bu konudaki yakınmalarınızı o ülkelere, o devletlere bildirmeyip, televizyon konuşmalarında ağlaşmanız yakışık alıyor mu?
(İçimden bazen güçlü bir istek geçiyor: ‘Ah, keşke şimdi karşısında ben olsam da, kendisine şu soruları sorsam’ diyorum. Böyle ahbap çavuş ilişkisiyle söyleşiler yapıldığında çok fena oluyorum, tepem atıyor.)
* * *
Bir örnek daha vereyim. İstanbul’da birkaç yıl önce meydana gelen bombalama olaylarını yaratan elebaşılar meğer Irak’ta (başka suçlardan) cezaevinde imiş! Bizimkiler bunları ABD’den istemiş. Onlar da ‘Irak hükümetinden isteyin’ diye topu üzerlerinden atmış.
Şu olanlara bakın, ülkemizin ne durumlara düşürüldüğünü somut belgeleriyle görün. İşin bir acı tarafı daha: Avrupa Parlamentosu’ndaki ‘Türk’ milletvekilleri, Güneydoğu’da olanlar konusunda bildiri yayınladı:
‘Her iki taraf da barışçı çözüm arasın. Şiddete başvurulmasın.’
Ben bu ‘Türklere’ de helal olsun diyorum!
İçeriden ve dışarıdan nasıl kuşatma altında olduğumuzu görüyorsunuz.
Bu işler ekran söyleşilerinde ‘Gerekirse Kuzey Irak’a da gireriz’ demekle olmuyor. O zaman bizler de kendisine sesleniriz:
‘Girin de hem görelim, hem alkışlayalım!’
Daha fazlasını söylemek içimden gelmiyor!
Ülkemin içine düştüğü durumdan utanıyorum.
* * *
Ülkemizde bunlar olurken, insanlar kan ağlarken, bazılarının tek kaygısı var: ‘Aman istikrar bozulmasın, borsa düşmesin, sıcak para gelmeye devam etsin, devletin milletin mallarını satıp günü kurtaralım.’