Siyaset14 Temmuz 2005 00:00

PKK 'nın DOSTLARI- ULUÇ GÜRKAN

Türkiye, son zamanların en büyük terör tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Ancak, ne acıdır ki, bu konudaki haberler, asker kaçırılması ve tren kundaklanması gibi istisnalar dışında pek önemsenmiyor. Sanki bir el, bu konudaki ulusal reflekslerimizi özellikle baskı altında tutmak istiyor. Türban ve imam-hatip okulları konularında şahin kesilen hükümet de bu konuda oldukça sessiz kalıyor. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

 

2000’li yıllara girildiğinde,Türkiye’de PKK terörünün beli kırılmış gibiydi. AKP iktidarının ilk yılında, 2003’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) terör mücadelesinde verdiği şehit sayısı beşe kadar düşmüştü.

Ancak terör, ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında Türkiye’de yeniden tırmanışa geçti. Haziran 2004’ten buyana TSK’nin PKK saldırılarında verdiği şehit sayısı 114’e ulaştı. Polisi ve siviliyle, toplam şehitlerimiz de 150’ye yaklaştı..

PKK’nın bu dönemde, mayın döşeme işine hız verdiği gözlendi. Son iki ay içinde, şehitlerimizin tamamına yakını canlarını, uzaktan kumandalı mayınların patlatılması sonucu yitirdi.

Diyorlar ki, PKK taktik değiştirdi. Sıcak çatışmaya girmek yerine fazla risk gerektirmeyen, mayın döşeme ve canlı bomba gibi eylem tarzlarına kaçıyor.

Bu kısmen doğru. PKK, Irak’ta Amerikan askerlerine karşı geliştirilen taktikleri Türkiye’de uyguluyor. Ancak, bunun yanında klasik terör eylemlerini de bütün şiddetiyle sürdürüyor.

Yedi yıllık bir aradan sonra, Tunceli Pülümür’de yolların kesilip halkın soyulması ve bir askerimizin kaçırılması, Kars’ın Digor ilçesindeki askeri birliğe roketatarlarla saldırılması, Batı Anadolu’da turistik yörelerde patlatılan bombalarla turistlerin de hedef alınması, bu konudaki son günlerin acılı örnekleri..

Türkiye, son zamanların en büyük terör tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor.

Ancak, ne acıdır ki, bu konudaki haberler, asker kaçırılması ve tren kundaklanması gibi istisnalar dışında pek önemsenmiyor. Sanki bir el, bu konudaki ulusal reflekslerimizi özellikle baskı altında tutmak istiyor.

Türban ve imam-hatip okulları konularında şahin kesilen hükümet de bu konuda oldukça sessiz kalıyor.

Hükümetin gelinen bu noktada, artan terör eylemlerinin bastırılması için ulusal bir eylem planını yürürlüğe koymak yerine, h ala “terör AB müzakerelerinin başlamasını zora sokmak ve reform sürecini baltalamak amacıyla tırmandırılıyor” endişesini tartışmaları, anlaşılır değildir. Bu tutumun, başların kuma gömülmesinden öteye bir anlamı olamaz.

Terör mücadelesi dahi “AB ne der” sorusuna endekslenince, PKK yandaşlarının her fırsatta hiçbir engelle karşılaşmadan sokaklara dökülmeleri ve ellerindeki PKK bayraklarıyla her türlü rezilliği yapmaları da, PKK’lı Murat Karayılan’ın haber ajansları marifetiyle Türkiye’yi, PKK’yı muhatap kabul etmedikçe silahlı eylemlerine devam etmekle tehdit etmesi de kimseyi şaşırtmamalı..

Türkiye’nin terörle mücadele konusunda, daha fazla zaman yitirmeden uyanması gerekiyor.

Öncelikle, ABD ve AB’ye endeksli politikasızlığa son verilmelidir. Türkiye’nin ABD ve AB ilişkilerindeki, çoğu kez ulusal çıkarlarını dahi görmezden geldiği duyarsızlığı, pek çok konuda olayları çığırından çıkarmıştır.

Örneğin ABD, PKK'yı Kuzey Irak’ta kendi eliyle besleyip yeniden Türkiye’nin başına bela etmesi yetmiyormuş gibi, Türkiye’nin kendi topraklarında yürüteceği mücadeleye de karışıyor. Bir ABD yetkilisi sanki lütfediyor, “Türkiye sınırları içinde kalması koşuluyla” TSK’nin terör örgütüne karşı “operasyon düzenlemeye hakkı olduğunu” söylüyor. Ancak, “büyük boyutlu insan hakları ihlalleri halinde durumun değişebileceğini” eklemeyi de ihmal etmiyor.

AB’ye gelince, PKK’nın bir terör örgütü olduğunu, ancak Çeşme’de 22 kişinin yaralandığı olaydaki gibi kendi yurttaşları zarar gördüğünde hatırlıyor. Bunun dışında, Güneydoğu’dan açıkça “Kürdistan” diye söz etmekten, Türkiye için “yerel ve bölgesel özerklik” temelinde “etnik ve dinsel azınlıklara” dayalı federasyon tartışmaları açmaktan kaçınmıyor.

Türkiye’nin terör mücadelesinde, 1990’lı yılların ikinci yarısında uyguladığı ulusal eylem planını yeniden yaşama geçirmesi artık kaçınılmazdır.

Buna, ABD ve AB’den yüksek sesli itirazların gelmesi kaçınılmazdır. Ancak Türkiye yılmamalı, siyasi kararlılığını hiçbir koşulda bozmamalıdır. Bütün dünyaya anlatılmalıdır ki, El Kaide neyse, aslında PKK da odur. Aradaki tek fark, PKK’nın Batı’daki dostlarıdır.