Siyaset12 Temmuz 2005 00:00

"HER ŞEY VATAN İÇİN!" PEKİ HANGİ VATAN İÇİN?! - Hayrullah Mahmud

Acılı anne Başbakan Erdoğan’a feryat ediyor; “Davulla zurnayla gönderiyoruz. Bize cenazesi geliyor. Gençlerimiz hep ölecek mi?!” diye... Başbakan Erdoğan, bu soruya cevap vermiyor, susuyor.Erdoğan’ın suskunluğu devam edince, devreye “Hocam” diye hitap ettiği, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök giriyor.Acılı anneyi azarlarcasına bir cevap veriyor: “Sadece sizin evladınız bu vatan için şehit olmadı ki!”Eğer bu ülkede kendisine emanet edilen bir vatan evladı ölmüş ya da öldürülmüş ise... Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök bilmeli ki, bunun sorumlusu O’dur.O acılı anneye hesap verecek olan da O’dur!O Mehmetçiğin canını korumak için gerekli önlemi alacak olan da O’dur.Çünkü; asker ocağında bu vatan için görev yapan her Mehmetçiğin babası da O’dur!..Acılı bir baba, acılı anneye öyle cevap vermez.Peygamber Ocağı’nın bir neferinin acısını böyle paylaşmaz. Bu üslup insanlığa sığmaz.cialis forum cialis prodaja cialis bez receptacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon

Kocatepe Camii’nde dün acı vardı!..

Gözyaşı vardı!

Feryat vardı!

Bir de yıkılan devletin gölgesi vardı!

Camii’nin bir yanında 39 yaşında, doktorunun ikazına rağmen tenis oynayıp, “spor aşkı” uğruna, yaşama gözlerini kapayan AKP Ağrı Milletvekili Mehmet Melik Özmen vardı.

Diğer yanda ise taze bir fidanken, Hakkari Şemdinli’de mayına çarpan aracın içinde “vatan aşkı” uğruna şehid olan Mehmetler’den, Piyade Çavuş Ender Alper vardı.

Her ikisi de “musalla taşı”nın üstünde yatıyordu.

Dün Kocatepe’den göğe gözyaşları, feryatlar yükseliyordu.

Hele şehit annesinin haykırışı karşısında insanın etkilenmemesi mümkün değildi.

Başbakan da, bakanlar da, milletvekilleri de, sivil asker bürokratlar da dün Kocatepe’deydi.

Kimi ölen milletvekili için oradaydı, kimi de şehid asker için...

Allah hepsinin taksiradını affetsin.

Kederli ailelerin acılarını paylaşıyor, başsağlığı diliyorum.

Başbakan Erdoğan, AKP Milletvekili Özmen’in cenaze namazının ardından, bir ara Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’le birlikte şehid olan askerin, annesinin yanına başsağlığı dilemek için gitti.

Anne acılı...

Anne öfke dolu...

Anne akan kanın durdurulmasını istiyor.

Anne PKK’nın ardındaki AB’den hesap sorulmasını istiyor.

13 ayda 114 şehit az bir rakam mı?!

Acılı anne, oğlunun kanının yerde kalıp kalmayacağını “devletin yetkili ağızları”ndan öğrenmek istiyor.

 

DEVLET ADAMLIĞI?!

 

Acılı anne Başbakan Erdoğan’a feryat ediyor; “Davulla zurnayla gönderiyoruz. Bize cenazesi geliyor. Gençlerimiz hep ölecek mi?!” diye...

Başbakan Erdoğan, bu soruya cevap vermiyor, susuyor.

Gözünde gözlükle acılı anneye bakıyor.

Can Ataklı’nın star ekranlarından, gözlük takmanın adabını bilmediği için eleştirdiği Erdoğan, put gibi acılı annenin karşısında dikiliyor.

Ne tek kelime ediyor ne de acıyı paylaştığını belli eden bir jestte bulunuyor.

Mimik dahi yok, put gibi dikeliyor.

İnsanın bazen boğazı düğümlenir, konuşamaz.

Bilirim.

İşte böyle zamanlarda sadece gözler konuşur.

Yürekler konuşur.

Tek kelime etmese de, acını paylaştığını bilirsin!..

Şairin dediği gibi, “gözler kalbin aynasıdır, yalan nedir bilmez onlar”.

Erdoğan, şehit anneye gözlerini dahi gösteremiyor.

Gözlüklerinin ardına saklanıyor.

Erdoğan’ın suskunluğu devam edince, devreye “Hocam” diye hitap ettiği, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök giriyor.

Acılı anneyi azarlarcasına bir cevap veriyor:

“Sadece sizin evladınız bu vatan için şehit olmadı ki!”

“Evladın ölmüş olabilir ama sen kiminle konuştuğunun farkında mısın?!” gibisine bir söz bu!

Doğru!..

Nice canlar, bu vatan uğruna ölmedi ki!

Nice şerefsizler de, o verilen canlara aldırmadan, hayasızca bu vatanı satmaya cür’ret etmedi ki!

Yazık!

Kuvva-i Milliyeciler bu vatan için can’lardan bir can’ı daha dün toprağa verdi.

Kuvva-i İnzibatiyeciler’in suskunluğunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum.

Ki...

Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın!

Eğer bu ülkede kendisine emanet edilen bir vatan evladı ölmüş ya da öldürülmüş ise...

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök bilmeli ki, bunun sorumlusu O’dur.

O acılı anneye hesap verecek olan da O’dur!

O Mehmetçiğin canını korumak için gerekli önlemi alacak olan da O’dur.

Çünkü; asker ocağında bu vatan için görev yapan her Mehmetçiğin babası da O’dur!..

Acılı bir baba, acılı anneye öyle cevap vermez.

Peygamber Ocağı’nın bir neferinin acısını böyle paylaşmaz.

Bu üslup insanlığa sığmaz.

“Ateş düştüğü yeri yakar” diye boşuna söylememişler.

Malesefki, bazıları bu tür acılar başlarına gelmeden, neyin ne olduğunu anlamıyorlar.

Mehmetçiğinin canını koruyamayan, acısını paylaşamayanlar, bu devleti nasıl korur gerçekten merak ediyorum?!

 

MASKE DÜŞÜRMEK?!

 

Nitekim...

Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında” başlıklı eserinde olduğu gibi Ankara’nın dörtbir yanı kuşatılmış durumda!

Soros’un “devlet yıkan sivil toplum çalışması”nda görev alan herkesin tek tek maskesi düşüyor.

Sivil asker bürokratından, işadamı, gazeteci, medya patronuna dek birçok isim bu ihanet operasyonunda figüran olarak görev aldığını itiraf ediyor.

İtiraf etmeyenleri ise “vücud dilleri” ele veriyor.

Atatürk’ün Türkiye’sinin yıkılması için işadamlarına “Paranızı yurtdışına çıkarın” diye akıl verenler, şimdi Karamehmet örneğinde olduğu gibi, borcunu ödemeye kalktığında, adamın anasından emdiği sütü burnundan getiriyor.

Neden?!

Niye?!

“Milli sermaye” olunca, “kara para” soruşturması yapan kurumlar, TMSF ve Özelleştirme İdaresi üzerinden, Türkiye’nin tüm nakit merkezlerini almak için ihaleye giren yabancı şirketlere de aynı soruşturmayı yapıyorlar mı?!

Gelen para “ak” mı “kara” mı?!

Nereden biliyorlar?!

ABD’de emlak kuraldır:

Apartmandaki daireni satmaya karar verdiğinde, önce apartman sakinlerine teklif edersin.

İlgilenen çıkmazsa, ilan verip satışa çıkarırsın.

Ya Türkiye’de?!

Erdoğan, “50 milyar dolar”lık, üzerine “Arap sermayesi kılıfı çekilmiş Yahudi parası” ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm “nakit” üreten şirketlerini ve “stratejik kurumları”nı, perde arkasında İsrail’in olduğu, tek yabancı adrese peşkeş çekmeye çalışıyor.

Ankara’da birileri de oturmuş, öküzün trene baktığı gibi yaşanan bu gelişmeleri seyrediyor.

“Borcumu ödeyeceğim, beni siz yanılttınız” diyen “milli sermaye”ye ise “Çin işkencesi” yapıyor.

Yapılıyor!..

AKP’nin Eşbaşkanları’ndan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise kendisini “Yanlış yapıyorsun!” diye eleştirenleri, “Baykuş” olmakla itham edip, şöyle diyor:

“Hortumla mücadele ediyorum. Her şey bu vatan için!”

Mayına çarpan trende, mayına çarpan askeri aracın içinde ölen Mehmetçik de aynı şeyi söylüyor:

“Her şey bu vatan için!”

Fotoğraf ortada!..

Bu kesimlerden her ikisi de “Her şey bu vatan için” diyorsa, herkes şurasını çok iyi bilmeli ki, birileri ya doğru söylemiyor ya da bir başka vatanın menfaati uğruna çalışıyor.

Şehid Mehmetçiğin annesinin feryadı, kimin hangi vatan için içinin yandığını net olarak ortaya koyuyor.

Ya Erdoğan?!

O hangi vatan için çalışıyor?!