YABANCI YATIRIMIN YARARINA DAİR 6 PALAVRA - James Petras
Ortodoks ekonomistlerin, çokuluslu şirket sözcülerinin ve basının yabancı yatırımla ilgili olarak yaydıkları pekçok palavra var... Palavra 1- Yabancı yatırım yeni girişimler yaratır, pazar kazanır veya pazarı genişletir, yerel teknolojik “know-how”ı ilerletecek araştırma-geliştirme çalışmalarını canlandırır.Gerçekte çoğu yabancı yatırımın ana istikameti kârlı kamu işletmelerini ve özel şirketleri satın almaktır. Böylece hazır pazarları ele geçirir ve buralarda da kendi merkezinde ürettiği teknolojiyi satar veya kiralarlar.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacialis walgreen coupon site cialis couponcialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponkamagra kamagra wikipedia kamagra gel
Pazar genişlemesi bakımındansa, sicil biraz karışık: Telekomünikasyon gibi kamu teşebbüslerinin kaynak kıtlığı çektiği bazı sektörlerde yeni yabancı sahipler kullanıcı sayısını arttırıp pazarı büyütmüş olabilir. Diğer durumlarda ise, suda, elektrikte ve ulaşımda olduğu gibi, yeni yabancı sahipler fiyatları çoğu kimsenin alım gücünün üstüne çıkartarak pazarı küçültüyorlar, özellikle de dar gelirli sınıflar açısından.
Palavra 2- Yabancı yatırım girdiği sanayinin ihracattaki rekabet gücünü arttırır; yerel ekonomiyi ise ikincil ve üçüncül alım satımlarla canlandırır.
Gerçekte yabancı yatırımcılar baştan çıkarıcı mineral kaynaklarını satın alıp ya çok küçük değerlerle veya hiç değer katmadan ihraç ederler. Çoğu mineral ya şirketlerin merkez ülkelerinde veya başka yerlerde işlenir, rafine edilir ve mamul hale getirilir, bu arada iş yaratır, ekonomiyi ve becerileri çeşitlendirir. Brezilya’daki dev demir madeni Vale del Doce 1990larda özelleştirildi ve yeni sahiplerine devasa kârlar getirdi. Şimdi denizaşırı ülkelere, özellikle de Çin’e ham demir cevheri satıyor. Çin demir cevherini ulaşım ve makine sanayileri ile iş yaratan metalürji teşebbüsleri için çeliğe dönüştürüyor.Bolivya’da gaz ve petrol sanayiinin1990ların ortasında özelleştirilmesi yeni sahiplerine 21. asırda milyarlarca dolar kazandırırken, petrolü ve gazı işleyen ve katma değerli mallara dönüştüren binlerce işçinin işsiz kalmasına yol açtı. Bu arada, dar gelirli yerli halkın bu alandaki ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmesi de cabası. Ham madde çıkarma işi az sayıda işçiyle yapılan sermaye yoğun bir iştir. İşleme ve imalat ise emek yoğundur ve iş yaratır.
Palavra 3- Yabancı yatırımcılar vergi gelirini arttırıp ülke hazinesini destekler ve ithalatı finanse edecek sağlam parayı temin ederler.
Gerçek şu: Yabancı yatırımcılar vergi sahtekarlıklarına girişirler, kamu kuruluşlarını satın alırken yolsuzluk yaparlar ve büyük çapta kara para aklama operasyonları yürütürler.
Mayıs 2005’te, Venezuella hükümeti 1990lardan itibaren hizmet sözleşmesi yapmış büyük, denizaşırı petrol şirketlerinin milyarlarca dolar vergi kaçırdığını ve dolandırıcılık yaptığını ilan etti. Bütün bir Rus petrol ve gaz sektörü türedi bir milyarder soyguncu oligark sınıfı tarafından çalındı. Tamamı da, bu oligarklardan ikisi olan Platon Lebedev ve Mikhail Khodorovsky’nin mahkeme ve mahkumiyet süreçlerinde ispatlandığı üzere, miyarlarca dolar vergi kaçırmış yabancı yatırımcılarla bağlantılıydı. Lebedev ve Khodorovsky 29 milyar dolar vergiyi ABD ve Avrupa bankalarının yardımıyla kaçırdı.
Çokuluslu şirketlerin ödemeler dengesi üzerindeki etkisi uzun vadede olumsuzdur. Örneğin, ihracat bölgelerindeki montaj tesislerinin çoğu makine, tasarım ve know-how şeklindeki bütün girdilerini ithal ederlerken, yarı-birmiş veya bitmiş ürünleri ihraç ederler. Bunun sonucunda oluşan ticari denge ihraç edilenlerin değerine oranla girdilerin maliyetine bağlıdır. Pekçok durumda ithal edilen ve yerel ekonomiye ödetilen bileşenlerin maliyeti ihraç edilen ürünlerin katma değerinden büyüktür. İkincisi, ihraç platformundan elde edilen gelirin çoğu sermayedarın cebine girer, çünkü başarının anahtarı kişisel imparatorluklar doğuran düşük maaş sistemidir.
Son onbeş sene içinde Brezilya’nın yaşadıkları yabancı yatırım ve dışardan finanse edilen yatırımın yol açtığı olumsuz dış dengelere örnektir. Brezilya 2004’te yabancı bankerlere 46 milyar dolar faiz ve anapara öderken, yeni kredi olarak sadece 16 milyar dolar aldı ki, bu da 30 milyar dolar açık demektir. Çokuluslu şirketler Ocak 2005 ile Nisan 2005 arasında Brezilya’yı 4.6 milyar dolar faiz, 3.7 milyar dolar kâr transferi, 1.7 milyar dolar “dış hizmetler”, 7.3 milyar dolar da borç anaparası ödemesi adı altında soydu. Toplam 17.3 milyar dolarlık bu maliyet, ticari faaliyetlerin getirdiği 12.2 milyar dolarlık fazlanın çok üzerinde. Başka bir ifadeyle, başını yabancı yatırımın çektiği ihracat modeli sadece yeni kısa vadeli borçlanmalara, büyük tarımsal şirket seçkinlerinin insafına terkedilmiş küçük ve orta ölçekli çiftçilerin işsiz kalmasına ve çevre tahribatına yol açtı.
Palavra 4- Borç ödemelerini sürdürmek uluslararası mali piyasalardaki iyi mali pozisyonu güvenceye almakta ve mali sistemin bütünlüğünü korumakta esastır. Her ikisi de sıhhatli gelişme için kritik önemi haizdir.
Tarihi kayıtlar ortaya koyuyor ki şüpheli koşullar altında girilen borç ve temsil gücü olmayan yönetimlerce alınan gayrı meşru kredilerin geri ödenmesi uzun vadeli mali vaziyeti ve iç mali sistemi tehlikeye sokar, 1976-2001 arası dönemde Arjantin’de görüldüğü üzere mali çöküşe yol açar.
Arjantin’in iç ve dış kamu borcunun önemli bir bölümü gayrı meşru bir biçimde alınmıştı ve kalkınmada çok küçük bir yararlığı söz konusuydu. Arjantinli ekonomist Olmos tarafından ülkenin dış borçlarının ödenmesine karşı açılan bir davada ortaya çıktı ki Citibank, First National Bank of Boston, Deutsche Bank, Chase Manhattan Bank ve Bank of America’nın dış borçları Arjantin hükümetince üstlenilmişti. Aynı durum denizaşırı bankaların şubeleri için de geçerli. Olmos davası, Arjantin’deki diktatörlüğün ve müteakip rejimin sermayenin dolar olarak akışını kolaylaştırmak için para birimini sağlam tutmaya matuf olarak nasıl borçlandıklarını da belgeledi. Yabancı krediler doğrudan Merkez Bankası’na gitti. Merkez Bankası da bu dolarları onları denizaşırı ülkelerdeki hesaplarına aktaran zenginlerin hizmetine sundu.1978-1981 arasında 38 milyar dolardan fazla para yurt dışına kaçırıldı. Yabancı kredilerin çoğu “ekonomik” açılımları, lüks ithalatı ve başta askeri teçhizat olmak üzere üretime dönük olmayan malların ithalatını finanse etmek üzere kullanıldı. Olmos davası büyük borçların kirli kaynaklarından birini de gösterdi: Arjantin rejimi yüksek faizle aldığı borç parayı, borcu aldığı bankalara düşük faizle yatırıyordu, böylece yabancı borçlara ilaveten milyarlarca dolar net kayıp oluşuyordu.
Palavra 5- Çoğu üçüncü dünya ülkesi, yerel kaynaklar yetersiz veya elverişsiz olduğundan, kalkınmada gereken sermaye için yabancı yatırıma bağımlıdır.
Neoliberal ekonomistlerin çoğunluğunun görüşünün aksine, yabancı yatırım denen şeyin çoğu aslında ulusal tasarrufların yerel teşebbüsleri satın almak ve yatırımları finanse etmek için ödünç alınmasıdır. Yabancı yatırımcılar ve çokuluslu şirketler hükümetlerce desteklenen kredileri kullanır ya da doğrudan doğruya yerel sigorta sistemlerinden veya mevduat ile emeklilik primine dayanan bankalardan borç alırlar. Meksika’daki ABD mahreçli çokuluslu şirketlerin emeklilik ülkenin fonlarından sağladığı finansmana dair son raporlar gösteriyor ki Banamex 28.9 milyar peso (2.6 milyar dolar), American Movil (Telcel) 13 milyar peso (1.2 milyar dolar), Fors Motor uzun vadeli kredi olarak 9.556 milyar peso ve kısa vadeli olarak 1 milyar peso, General Motors ise (finans kısmı) 6.555 milyar pesoyu bu yolla toplamıştır. Yerel pazarları ve üretim tesislerini ele geçirmeye dönük bu yabancı borçlanma modeli yaygın bir uygulamadır ve yabancı yatırımcıların bir ülkeye “taze sermaye” getirdiği yönündeki fikri geçersiz kılar. Bu, üçüncü dünya ülkelerinin sermaye kıtlığı dolayısıyla kalkınmak için yabancı yatırıma ihtiyacı olduğu fikrini de çürütür. Yabancı yatırımın davet edilmesi yerel tasarrufları yerel kamu ve özel yatırımcılara yönelmekten alıkoyar , yerli borçlanıcıları saf dışı bırakır ve onları yüksek faiz oranları uygulayan “gayrı resmi” borç vericiler aramaya mecbur eder.Yabancı yatırım yerli yatırımcıları tamamlamak yerine, yerel tasarrufları kapmak için onlarla borçlanma pazarındaki ayrıcalıklı konumundan rekabete girer, yerel borç vericilerden kredi almakta (denizaşırı) varlıklarını ve siyasi nüfuzlarını devreye sokarlar.
Palavra 6- Yabancı yatırımın savunucularının iddiasına göre ülkeye yabancı yatırımın girmesi başka yatırımları da çeker ve bir “kalkınma kutbu” hizmeti görür.
Hiçbir şey hakikatten bu kadar uzak olamaz. Karayiplerdeki, Orta Amerika’daki ve Meksika’daki yabancı sahipli montaj tesislerindeki tecrübeler, Asya’da, özellikle de Çin ve Vietnam’da yeni ucuz iş gücü kaynaklarının ortaya çımasıyla birlikte büyük bir istikrarsızlık ve güvensizlik yaşandığını söylüyor. Yabancı yatırımcıların –“patlayıp sönen” bir ekonomi yaratmak üzere- yeni ucuz işgücü bulunan bölgelere taşınma ihtimali yerli yatırımcılara göre daha yüksektir. Asya’nın rekabetiyle karşılaşan Karayiplerde, Meksika’da ve Orta Amerika’da yabancı yatırımın tercihi taşınmak olmuştur, yoksa teknolojiyi geliştirerek veya becerileri ilerleterek kaliteli ürüne geçmek değil. Yabancı yatırımın Hindistan’nın kalkınması üzerine etkisini inceleyen uzun dönemli bir çalışma bu yabancı yatırım ile büyüme arasında hiçbir korelasyon olmadığını bulguladı. (*)
Özetle, yabancı yatırıma dayanmak riskli, maliyetli ve kısıtlayıcı bir kalkınma stratejisidir. Faydalar ve maliyetler “gönderici” ile alıcı arasında eşitsiz bir biçimde dağıtılmıştır. Daha büyük tarihi resme bakınca ne ilk önce, ne sonradan, ne de en son kalkınanların hiçbirinin kalkınma stratejilerinin merkezine yabancı yatırımı koymamış olduklarını görmek sürpriz değil. Ne ABD, Almanya, Japonya 19. ve 20. asırda, ne de Rusya, Çin, Kore ve Tayvan 20. asırda sanayi ve finans kurumlarını geliştirmek için yabancı yatırıma bağımlı olmadı. Zikrettiğimiz dezavantajları dikkate alındığında, kalkınmakta olan ülkelerin önündeki yolun yabancı yatırımı en aza indirmek ve milli mülkiyeti ve yerel mali kaynakları, becerileri en üst noktaya çıkartmaktan, çeşitlendirilmiş bir ekonomi aracılığıyla yerel ve denizaşırı pazarları genişletmek ve derinleştirmekten geçtiği açıktır.
Yabancı yatırımın olumsuz ekonomik, toplumsal ve siyasi bedelleri üçüncü dünyadaki, özellikle de Latin Amerika’daki insanlar için açıktır. Bu, kitle hareketlerinin, hattâ -2005’de Bolivya’da olduğu üzere- devrimci mücadelelerin başlıca kaynaklarından biridir. Yabancı yatırım yönetimlerin en üst düzeyinde alınan siyasi kararların doğrudan bir sonucu olduğundan, kitle hareketlerinin hedefi yabancı yatırımcıları teşvik eden ve şımartan hükümetler oluyor. Toplumsal mücadelelerin devleti ele geçirmeye matuf siyasi mücadeleye dönüşmesindeki artışın nedeni, yabancı yatırım ile siyasi iktidarların sıkı bir biçimde birbirilerine bağlı olduğunun görülmesidir. 21. asırda, hiç olmazsa Latin Amerika’da, büyük çoğunlukça alaşağı edilen seçime dayalı rejimlerin hepsinin yabancı yatırımla derin yapısal bağları vardı: Ekvator’da Gutierrez, Bolivya’da Sanchez de Losada ve Mesa, Peru’da Fujimori.
Latin Amerika’da arkasına en büyük ve sürekli desteği alan lider tam da yabancı yatırım üzerindeki vergileri ve düzenlemeleri arttıran ve çoğalan devlet gelirlerini yoksul işçi ve köylü sınıflara dağıtan Venezuella devlet başkanı Chavez’dir. Şu soru yine de ortadadır: Sınıf bilinci ve enerjinin bu yeni karışımı yabancı yatırım yanlısı rejimleri yıkıp devlete dayalı geniş bir sınıflar ittifakı kurmanın ötesine geçebilir, “millileştirme”yi aşıp toplumcu bir ekonomiye doğru gelişebilir mi?
(çeviren: Tayfun Salcı)
(*) Tanushree Mazumdar, "Capital Flows into India" (“Hindistan’a Sermaye Akışı”), Economic and Political Weekly, Cilt. XL No. 21, s. 2183-2189