''KOMUTANLAR''IN KÜRESELLEŞMESİ - Hüseyin MÜMTAZ
Dünya Mimarlarını ‘’yerli televizyoncularımız’’ başka hiçbir yer kalmamış gibi Ayasofya’ya kurdukları sette canlı yayına alıyorlarsa…. Büyükşehir Belediyesi'nin Dünya Mimarlar Kongresi için hazırlattığı İstanbul Kent Rehberi'nde "Cumhuriyet'in ilanı, kentin tarihi statü ve prestijini zayıflattı" deniyorsa…. Sanki Selanik’te bir ‘’Birinci Kılıç-Kalkan Şenliği’’ düzenlenebilirmiş gibi; İTÜ Yunanistan’ın en ünlü Sirtaki hocalarından Yiannis Eleftheriou’yu grubuyla Türkiye’ye getirip de 1.İstanbul Sirtaki Şenliği 9-10 Temmuz 2005 tarihlerinde İTÜ Mimoza Kültür Sanat’ta gerçekleştiriyorsa….. İstanbul’un deniz ve hava limanlarında Amerika ve İsrail’e gidecek taşıtların mal ve yolcu denetimi Amerikalı ve İsrail’li güvenlik görevlilerince yapılıyorsa… İhraç mallarını çıkış limanlarında Rus görevliler denetlemeye başlamışlarsa…. Habur’dan çıkış yapacak kamyonlara karşı taraf ‘’Kürdistan’’ kaşesini vuruyor ve üstelik bu ‘’devlet’’ varlığını ve yaşamasını yıllardır İncirlik’ten Türkiye’nin izni ile kalkan Amerikan uçaklarına ve yıllık cirosunun 500 milyon dolar olduğu bizzat Meclis Akaryakıt Kaçakçılığını Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporda ifade edildiği gibi Türkiye’de kaçak satılan akaryakıta borçluysa…. Bırakın Antalya ve Mersin’i fakat Girne ve Lefkoşa bile Kürtleşmişse… Pitonun başını ezmek için okyanus ötesi komplolara girmeye hiç gerek yok…cleocin 150 mg read cleocin 300 mgbuscopan link buscopan plus
Olamaz mı, onlar da küreselleşemezler mi?
Neden şaşırıyorsunuz?
DHA’nın Manisa kaynaklı haberine göre (10 temmuz 2005 Milliyet) Manisa'daki Mevlithanlar Kültür ve Sanat Şöleni'ne katılan TBMM Başkanı Arınç, "Mevlithan ve hafızlar, bizim manevi komutanlarımız. Bu insanlar ülkemizin sigortasıdır" demiş.
Başbakanın Çanakkale’de Genelkurmay Başkanı’na ‘’Hocam’’ dediği bir ülkede TBMM Başkanı’nın da hocalara ‘’komutan’’ demesinden daha doğal ne olabilir?
Bülent Arınç'ın memleketi Manisa'nın 1250 metre yüksekliğindeki Spil Dağı'nda Manisa Belediyesi ile Türk Tasavvuf Musikisi ve Mevlithanlar Derneği tarafından organize edilen ve bu yıl 13'üncüsü yapılan Mevlithanlar Kültür ve Sanat Şöleni'nde Türkiye'nin en ünlü hafız ve mevlithanları bir araya gelmiş. Şölene Arınç'ın yanı sıra AKP Manisa milletvekilleri Hüseyin Tanrıverdi, Süleyman Turgut, İsmail Bilen ve Mehmet Çerçi de katılmış. Spil Dağı zirvesinde mehter takımı tarafından karşılanan Arınç, konuşmasında şölenin manevi açıdan büyük önem taşıdığını değinmiş ve "Bu özel günde hepimiz manen yıkandığımızı, maddi ve manevi gıda aldığımızı hissediyoruz. Mevlithan ve hafızlar deyince, Manisa'dan çok güzel insanlar yetişti. Bunlar bizim manevi komutanlarımız. Onlarla birlikte var olduk, onlar yetiştik. Bu güzel insanlar ülkemizin sigortasıdır" demiş. Manisa'nın Spil Dağı'nda düzenlenen şölende 3 bin kişiye yemek dağıtılmış.Yemeğin ardından Türkiye'nin ünlü hafız ve mevlithanları, Kuranıkerim ve mevlit okumuş. Daha sonra da itfaiye araçlarına takılan musluklardan aptes alınarak toplu öğle namazı kılınmış..
Böylelikle ve bir taraftan ‘’manevi komutanlarımız olan mevlithan ve hâfızlarımızın’’ kasko sigortamız olma derecesine yükselmesi sayesinde Müslüman dünyası ile; eş zamanlı olarak diğer taraftan da Fener’deki Rum Patrik Barthalemeos’un Kayseri’de yıllardır cami olarak kullanılan kilisede emrivaki âyini; arkadan Ürgüp’te hem âyin yönetmesi hem bu ‘’memleketin asıl yerlisi biziz’’ demesi sonucu Hıristiyan dünyası ile süratle bütünleşip küreselleşeceğimize inanıyorum.
İyi de aklım karıştı.. Mevlithan ve hâfızlar bizim manevi komutanlarımız ise; Patrik kimlerin manevi komutanı?
O da ‘’bizim’’ ise komuta etme keyfiyeti tehlikeli şekilde bölünmüş olmuyor mu?
Bizim değilse Türkiye’de ne işi var ve çat burada çat orada âyin düzenlemekle ne demek istiyor?
Tunceli'de düzenlenen operasyonda ölü ele geçirilen yasadışı Maoist Komünist Parti (MKP) üyesi 18 teröristten biri olan Tevhide Akıncı'yı (27) kefenlendikten sonra mezarlığa götürmek isteyen örgüt sempatizanları, Akıncı'nın halasının, "Biz Müslüman değil miyiz, cenaze namazı kılmadan nereye götürüyorsunuz?" tepkisiyle karşılaşıyor….
Sonunda Maoist Komüniste cenaze namazı kılınıyor.
Güzel yurdum benim.. Aynı anda batısında mevlithanlar, ortasında papazlar, doğusunda komüniste namaz..…
Özgürlükler ülkesi…
Kültürel zenginlikler ülkesi..
Bir mozaik şaheseri..
Peki ya hani ‘’Millî Devlet’’?
Kimsenin aklına bile gelmiyor değil mi?
‘’Küreselleşme’’ bir piton yılanıdır kıymetli okuyucu.. Kafasını dikmiş gözlerimizin içine bakıyor ve bizi ipnotize ediyor.
‘’Uyuduğumuz’’ an üzerimize atlayacak ve işi bitirip malı götürecek..
Sindirecek.
Alpaslan Işıklı’ya göre bizim gelmiş geçmiş bütün hükümetler döneminde içli dışlı olduğumuz IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü küreselleşmenin Polit Bürosu’dur.
Dışarıdan atamayla bakan bile göndermişlerdi hatırlayacaksınız..
Hem de milli sol ve milli sağ olduklarını ileri süren partilerin koalisyonunda..
a) Bölücü; b) Her dinden mürteci ve c) İşbirlikçiler (buna küresel sermayenin içimizdeki ajanları da dahildir) de küreselleşmenin yerli enstrümanlarıdır.
Yahudi sermayesi kılığında GAP’a gelir; Ermeni destekli Hariri sermayesi kılığında Telekom’a..
Soros ve ‘’Sivil Toplumun Örümceği’’ STÖ’ler kılığında Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’a..
Karşılaştığımızda Mustafa Yıldırım’a soracağım; ‘’Askeri Toplumun da Örümceği var mı?’’ diye…
Küreselleşmenin panzehiri; ‘’ilacı’’ milli devlettir.. Atatürk’ün kurduğu devlet..
Derini ile sığı ile..
Çünkü küreselleşme bölücülere, işbirlikçilere ve gericilere prim verir.
Özelleştirir, yerelleştirir.
Eyaletleştirir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde bu piton yılanına direnen, Cumhuriyetin ‘’dinamik’’, sadece iki kurumunun kaldığı endişesi taşıyorum..
Yargı ve Üniversite..
AB söylemi hariç tutulursa da Sayın Cumhurbaşkanı…
Türkiye küreselleşmeye karşı ancak a) Milli Birliğini güçlendirerek, b) Avrasya coğrafyasında Türk jeopolitiğine güvenerek kendini koruyabilir.
İyi de ‘’modern çağın emperyalizmi küreselleşme’’den bu kadar bahsedince onun ülkemizdeki amansız düşmanları Erol Bilbilik ve Türkel Minibaş’tan söz etmemek hiç olur mu?
Üstelik hem ‘’komutan’’ dedik, hem ‘’küreselleşme’’..
Her ikisi de Minibaş’ın ‘’ilacı’’.
Mart başı değerli Minibaş’la, Mayıs başı da yine değerli Bilbilik’le farklı mekânlarda ayrı ayrı keyifli sohbet olanağı bulduk..
Her ikisine göre de küreselleşme ve çok uluslu sermaye dünyadaki ve dolayısı ile Türkiye’deki bütün kötülüklerin kaynağı..
Doğrudur. Tamamen katılıyoruz, aynı fikirdeyiz.
Yalnız her ikisinin de ormanın bütününü görmekten tek tek ağaçların farkına varamadıklarını düşünüyoruz.
Kabul piton yılanının başı ezilmelidir ama nerede?
Amerika’da, Norveç’te yahut İngiltere’de yapamazsın bunu. Kolun uzun değil, yetişemezsin.
Önce ormanın tek tek ağaçlarındaki süne-kımıl gibi zararlılarla uğraşmayı neden denemiyoruz?
Ağaçları kurtarırsak, orman da kurtulmuş olmaz mı?
Norveç’in Kvaerner firmasının İstanbul’daki pazarını engelleyemedikten sonra; o kültür ve ruh birikimini sonraki nesillere aktaramayıp da şehrin yüzyılların imbiğinden süzülmüş rafine doku ve kültürünü varoş ahalisinin taşra zevkine teslim ettikten sonra Şirketi-i Hayriye’nin kuğu boyunlu vapurlarına nasıl kavuşacağınızı ümit ediyorsunuz?
Nasıl istersiniz vapurlarınızı?
Tıp, mühendislik ve dahi ekonomi öğrencilerinize kent kültürü zevkini verdiniz mi ki karşılığını alasınız…
Minibaş vapurunu isterken Heybeli’de genç kızların bacaklarına tükürülüyor.
‘’İlk öfke tükürüğü grubun en önünde yürüyen genç kızın bacağına atılmış, arkasından gelen öbür kızlar da ne olduğunu anlayamadan kendilerini bir anda yoğun bir tükürük saldırısının ortasında bulmuşlardı. Çevrelerini saran çarşaflı kadınlar bir yandan tükürüyorlar, bir yandan da, ''Bu çıplak bacaklarınızla aptesimizi bozuyorsunuz, sizi böyle gördükçe kocalarımızın da aptesleri bozuluyor!'' diye bağrışıyorlardı. Tükürenler, Heybeliada'nın yeni sakinleri, bu yeni ada sakinlerinin aptestlerini bozdukları için bacaklarına tükürülmeyi hak ettikleri düşünülenler ise kimi yaz kış Heybeliada'da yaşayan, kimi de adadaki yazlıklarına gelmiş ''adalılar'' dı. Adalı genç kızların tek suçları, bu yaz sıcağında kısa kollu bluzlar giymek, altlarına da birer şort geçirmiş olmaktı. Çarşaflı, türbanlı, tesettür pardösülü kadınlar Değirmen plajından dönen ''kendilerince aykırı'' giysili genç kızların yolunu kesmişler, onlara ''iyi bir ders'' vermişlerdi. ….Bir süredir Değirmen mevkiinde toplu namazlar kılınıyor, yukarıda kapalı duran Papaz Okulu'nun duvarlarında yansıyacak kadar yüksek sesle ilahiler okunuyor. Toplu namazlarla, bir ağızdan okunan ilahilerle coşan dini bütün kadınlar sonra hep birlikte kendileri gibi olmayan, kendileri gibi yaşamayan adanın öbür sakinlerinin yollarını kesip şortlu bacaklarına tükürüyorlar.’’ (Deniz Kavukçuoğlu. 6.7.2005)
Ama durun bir dakika… Papaz Okulu’nun açılmamasını istemek başka, kızlara tükürmek başkadır… Ben tükürüğü de çağdışı, ilkel buluyorum; papazların ‘’tevhidi tedrisat’’ kanununa aykırı olarak kendi bildikleri gibi, hiçbir denetime tâbi tutulmadan yetiştirilmesini de..
Kentli aydının vapurunu istediği ortamda kızların bacaklarına tükürülüyor ve ‘’karşıda’’ aynı anda görkemli bir Dünya Mimarlar Kongresi toplanıyorsa….
Dünya Mimarlarını ‘’yerli televizyoncularımız’’ başka hiçbir yer kalmamış gibi Ayasofya’ya kurdukları sette canlı yayına alıyorlarsa….
Büyükşehir Belediyesi'nin Dünya Mimarlar Kongresi için hazırlattığı İstanbul Kent Rehberi'nde "Cumhuriyet'in ilanı, kentin tarihi statü ve prestijini zayıflattı" deniyorsa….
Sanki Selanik’te bir ‘’Birinci Kılıç-Kalkan Şenliği’’ düzenlenebilirmiş gibi; İTÜ Yunanistan’ın en ünlü Sirtaki hocalarından Yiannis Eleftheriou’yu grubuyla Türkiye’ye getirip de 1.İstanbul Sirtaki Şenliği 9-10 Temmuz 2005 tarihlerinde İTÜ Mimoza Kültür Sanat’ta gerçekleştiriyorsa…..
İstanbul’un deniz ve hava limanlarında Amerika ve İsrail’e gidecek taşıtların mal ve yolcu denetimi Amerikalı ve İsrail’li güvenlik görevlilerince yapılıyorsa…
İhraç mallarını çıkış limanlarında Rus görevliler denetlemeye başlamışlarsa….
Habur’dan çıkış yapacak kamyonlara karşı taraf ‘’Kürdistan’’ kaşesini vuruyor ve üstelik bu ‘’devlet’’ varlığını ve yaşamasını yıllardır İncirlik’ten Türkiye’nin izni ile kalkan Amerikan uçaklarına ve yıllık cirosunun 500 milyon dolar olduğu bizzat Meclis Akaryakıt Kaçakçılığını Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporda ifade edildiği gibi Türkiye’de kaçak satılan akaryakıta borçluysa….
Bırakın Antalya ve Mersin’i fakat Girne ve Lefkoşa bile Kürtleşmişse…
Pitonun başını ezmek için okyanus ötesi komplolara girmeye hiç gerek yok…
Süne ve kımıl zararlılarını ilaçlayın..
Olmuyorsa o ağacı kesin.
Ağaçları kesin…
Kurtarın ormanı….
Ama önce evinizin önünü süpürün..
Sonra gücünüz yetiyorsa siz de Amerikalı ve İsraillilerin yaptığı gibi ‘’kaynağında’’ denetleyin ‘’melâneti’’..
Ama önce karar verin…
Cumhuriyetin dinamik bekçileri kim?
‘’Komutan’’ kim, ‘’hoca’’ kim?
Yeri gelmişken meraklısına not:: Genellikle sanıldığının aksine ‘’komutanlar’’ emrindeki askerleri ölüme götürmez, cadillac’la ‘’intihar cellatlığı’’ yapmazlar; tam tersine tek amaçları, görevi başardıktan sonra askerlerini bir eksiksiz kışlaya, ana ve babalarına teslim etmektir.
Ne diyorduk, pitonun görevi önce uyutmaktır…
Uyumayın öyleyse… Dört açın gözlerinizi..
Uyumak, ölüme eş.. 10 Temmuz 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”