BAYRAK'ın alet edildiği iki operasyon; biri kontrollü, biri kontrolsüz...
Mersin'e Trabzon ile Kim Cevap Verdi? Mersin'de yaşananlar; Bayrak üzerinden sahnelenen özel bir operasyonun bütün özelliklerini taşıyan kontrollü bir psikolojik operasyondur. Daha da ilginci; hemen ertesinde, Trabzon'da sahnelenen provokasyon ise; Mersin'in senaristlerine bir başka grup senaristin verdiği; "RESTİNİ GÖRÜYORUZ ve YÜKSELTİYORUZ" mesajıdır.
Bayrağımızın alet edildiği bu iki operasyon; Türkiye'nin dışla işbirliği içindeki "Derin Devlet" unsurlarının arasındaki çatışmanın net bir göstergesidir.
Geçenlerde bir haber "derin devlet" sözcüğünün Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne girdiğini belirtiyordu.
Kullanıla kullanılan içi boşaltılan bu kavramın herkes için ifade ettiği anlam farklı olsa da; neticede Türkiye'de anladığımız anlamda bir "derin devlet" kalmadığı; devletin çeşitli iktidar odakları arasında paylaşılması ile paralel olarak; derin devletin de, bu parçalanmayı yansıtmaya başladığı artık kahve sohbetlerine konu olmaya başladı.
Hele hele; Mehmet Ali Talat isimli, başka devletlere hizmet adına kendi devletine küfretmeyi profesyonel boyutlara taşımış bir ismin, bir Türk Devleti'nin başına Cumhurbaşkanı olması; bu ülkede MİLLİ bir derin devletin kalmadığının resmen tescilidir.
Ortada "derin devlet" diye caka satanlar; eninde sonunda bir NATO ihalesine, bir ABD lobisine, bir Alman vakfı üzerinden Alman BND'sine veya modern tefecilik(faktoring, v.s.) ağı üzerinden İsrail'e bağlı; kendini MİLLİ zanneden TÜREV DERİN DEVLETciklerdir.
Adam öldürmeyi, kaza süsü vermeyi, teknik takibi, büyük çaplı rant ihaleleri koparmayı (bkz. İnsansız Hava Uçakları İhalesi), hatta yasa çıkarmayı bilirler ama bir MİLLETİ ve DEVLETİ geleceğe taşımanın kurgusu ve stratejisine gelince; tek yaptıkları tercümanlık ve ahkam kesmektir.
Denktaş'la görüşmesi sırasında bile; "Türk Hükümeti" dedikten sonra, sahipleri adına sürç-ü lisan ettiğinin farkına varıp, "Türkiye Hükümeti" diyerek söylediğini düzelten bir şahsın; bir Türk Devleti'nin başına Cumhurbaşkanı olması, artık makama saygının bile bu ülkenin vatandaşları adına hayli zorlaştığını göstermektedir.
Devletin; bütün katmanları ile bu kadar çatallandığı ve türev derin devletçiklere bölündüğü bir ortamda; "derin devlet" gözlemciliği bilim olmaktan çıkıp bir sanat haline dönüşüyor.
Mersin ve Trabzon'da yaşanan ve yaşanmaya devam eden olayları algılamada ise bu gözlemci gücü devreye sokmak gerekiyor.
Bu devletin kadroları içerisinde; "Apo" gibi sempatik bir tınısı olarak bir lakapla anılan teröristbaşı ve temsil ettiği "ekol" ile Türkiye'nin "yeni" toplumsal yapısını belirlemek için pazarlık masasına oturulması gerektiğine inananlar olduğunu bilen bizler için; "derin devlet" kavramı Türkiye merkezli değil; Brüksel-Washington-Kudüs merkezli çoklu bir yapıya dönüşüyor.
Etüdümüzü biraz daha somuta indirgemek için; "derin devlet" gözlemciliği adına size iki gösterge sunalım. Bunlar:
SkyTürk
ve
Aydınlık Dergisi (İşçi Partisi)
Biri Karamehmet'e ait; , geçmişi deşildiğinde mevcut cilalı profili ile hayli tezat tablolar sunan bir grubun haber kanalı.
Diğeri; zamanında Abdullah Öcalan'ı ziyaret edecek kadar, zamanın konjonktürel derin güçlerine angaje Doğu Perinçek'in dergisi.
Son zamanlarda bu iki yayının çizgisinde dikkatli gözlerden kaçmayan ince ayarlar yapılıyor.
"Milliyetçi" kanatta yeralan ve Nihat Genç gibi isimleri vitrine çıkararak; milli güçlerin düşünsel zeminini zenginleştirmekte hayli önemli bir rol üstlenen SkyTürk'ün ; Bayrak ve Trabzon olaylarından sonra ekrana çıkardığı yorumcu profilinde ciddi değişiklikler gözleniyor.
17 Aralık gecesini Türk Milleti'ne zafer gecesi olarak yutturmaya çalışan sunucuların karşısına oturtulanların; Milli çizgiden gittikçe AB merkezli çizgiye kaydığı gözleniyor. Örnek olarak; Eser Karakaş gibi Brüksel'den fonlanan beyinlere; "Bayrak" olayını, "siz bu tarz kışkırtmaları nasıl yorumluyorsunuz" şeklinde bir soru ile pasladıktan sonra çıkacak sonucu tahmin etmek zor değil.
Neticede; İran'daki Turkcell ihalesinin de etkisi ile, ABD ve İsrail ile arasındaki mesafeyi açıyormuş görüntüsü veren Çukurova Grubu; Bayrak olayından sonra bu çizgisinde ince ayar gerçekleştiriyor.
Keza;
28 Şubat'ı "milli" bir vaka olarak yorumlamakta çekince görmeyen Aydınlık Dergisi'nin de;
TSK'ya yönelik eleştiri kervanına ufaktan katılmaya başladığını görüyoruz.
Bunun ilk sinyalini; Kıvrıkoğlu ile Karadayı Paşayı Atatürk'ün resmi altında, "ÖKK İnşaatı Yolsuzluğu Masalı" kapağı ile 20 Şubattaki sayısında veren Aydınlık;
bu sayıda; TSK'nın mevcut kadrolarını, eski kadrolara gönderme yaparak ve yazı içinde, mevcut soruşturmaya izin verenleri ima ederek eleştirmiş ve yazının bir yerinde; Amerikan Hava Harp Akademisi'nin Türkiye Masası şefi Albay Michael Robert Hickok'un bir makalesine göndeme yaparak şu cümleyi kullanmıştı :
| Hickok; Pentagon'un, dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'na yönelik düşmanlığını vurguluyor. "Daha aktif politika izleme girişimi büyük ölçüde orduya aittir" diyen Hickok; kendisinin yakın arkadaşı Çevik Bir'in İsrail ile geliştirdiği "aktif" dış politika ile Org. Kıvrıkoğlu'nun uyguladığı politika arasındaki farka dikkat çekiyor. |
Aydınlık'ın; İsrail'e angaje kadroları hedef tahtasına koymasına dikkat ediniz.
Bu; Aydınlık'ın "28 Şubat" sürecini "milli" bir süreç olarak savunduğu ve Çevik Bir'in bu süreçin baş vitrin unsurlarından biri olduğu hatırlanırsa daha bir anlamlıdır.
Aydınlık;
TSK'ya yönelik üslup değişikliğini; bu sayıdan tam altı sayı sonra, 3 Nisan sayısında;
"TSK İncirlik Tesis Komutanlığı" tabelasını da içeren bir fotoğrafın üstüne;
|
"Suriye ve İran'a Saldırı Üssü mü Olacak"
İncirlik'te Kader Günleri |
ifadesini yerleştirerek devam ettirmiştir.
Bu kapak; Aydınlık'ın; Mersin'deki Bayrak "yakma" olayını; "5 Amerikalı, 2 İsrailli" kapağı ile sunmasının hemen ertesindeki kapaktır.
Neticede; bugüne kadar TSK'yı "monoblok" olarak algılayıp, sunan Aydınlık; yaşanan yeni dönemle birlikte; belli ayrışmaları ima ve teşhir eden bir çizgiye doğru ilerlemektedir.
Hararetle savunduğu 28 Şubat sürecinin mimarlarının İsrail'le "ortak" oluşturduğu dış politikaları satır aralarında dahi olsa teşhir etme pahasına.
Dikkatle not edilmelidir.
Bu iki göstergeyi önümüze koyduktan sonra Mersin ve Trabzon olayları ile tespitimizi netleştirebiliriz.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki;
Mersin'de bir kaç çocuğun eline Türk Bayrağı'nı tutuşturup, yakmalarını söylemek ve kameraların gerekli görüntüyü almasından hemen sonra; bir görevli aracılığı ile çocukları olay büyümeden olay mahalinden uzaklaştırmak bir sahnelemeden ibarettir.
Neticede; Bayrak yakmaya veya yaktırmaya niyeti olan, o Bayrağı çocukların eline yanıcı maddeye bulanmış şekilde çakmağı ile birlikte verirdi.
Ayrıca; Kuzey Irak'taki peşmerge sürüleri Türk bayrağını yakarken galeyana gelmeyen;
askerinin başına çuval geçirilirken aklına bayrak asmak gelmeyen bir toplumun;
iki çocuk ile kurgulanan bir sahne üzerinden psikolojik bir girdaba sokulması; yaşanan olayın niteliği açısından hayli açıklayıcıdır.
Mersin'deki sahneyi kuranlar; perdenin açılışını da , kapanışını da tamamen kontrol altında tutmuşlardır.
Olay sonrasında yaratılan medya furyası ile birlikte; Türkiye'nin sokakları gelincik tarlasına dönmüştür. Duygusal düzlemde bakıldığında insanı gururlandıran bu tablo; farklı düzlemlerde gözlemcilere farklı mesajlar vermektedir.
Bu kontrollü psikolojik operasyonun üzerinden çok geçmeden yaşanan Trabzon vakası ise çok farklı mahiyettedir.
Olay; esnaf ağırlıklı bir mekanda (Bkz: Ecevit'i alaşağı eden, esnaf merkezli eylemler serisi) ve Trabzon gibi, Milli hassasiyetleri en üst düzeyde yaşandığı bir sosyo-politik merkezde gerçekleşmiş ve bu sefer sahneye; karşı tepkiyi kontrollü tutacak "çocuklar" değil (hiç kimse çocukları linç etmeyi düşünmezdi) ; karşı tepkiyi lince kadar götürecek, "dangalak" erişkinler alet edilmişlerdir.
Merkez Trabzon...sahneye konanlar erişkinler ve bu sefer sahne kontrollü bir boş alan değil; öfkeli bir esnaf kalabalığının ortası...
Kısacası;
Trabzon'da sahneyi kuranlar; kontrollü bir operasyonu değil, kontrolsüz ve ucu açık bir operasyonu hedeflemişlerdir.
Amaç; medyatik bir furya yaratmaktan çok, uzun vadeli toplumsal bilinçaltında derin bir çatlak oluşturmak ve en önemlisi;
MERSİN OPERASYONUNU DÜZENLEYENLERE;
"RESTİNİZİ GÖRDÜK ve YÜKSELTİYORUZ"
mesajını vermektir.
"Kürt" kartını kontrollü bir şekilde oynayarak, toplumsal mühendisliğe girişenlere; birileri;
| "bu kartı Milli bilinci yükseltmek için oynarsanız, biz bu dinamiği kontrolden çıkarıp, tersi bir kulvara sokarız" |
mesajını iletmiştir.
Burada taraflar kim sorusuna ise verebileceğimiz cevap şudur:
Bir tarafta;
KUVVET'le muhtemel çok ÖZEL operasyon yapma yeteneğine sahip kadrolar;
Diğer tarafta;
Trabzon gibi CIA'in paramiliter unsurlarının cirit attığı bir mekanda; CIA ile işbirliği yapmakta bir beis görmeyenler;
Sayın Okuyucularımız;
Milliyetçiliğin; yükselen dalga olduğu bir dönemde;
Dış odakların farklı kanatları ile (Bkz: Anglo-Sakson/Siyonist Cephe Bölünmeleri) işbirliği içinde oldukları için "Milli" gözüken taklit ürünlerle;
Gerçek Milli dinamikleri ayrıştırma konusunda çok daha özenli olmaya davet ediyoruz.
Küresel düzeni yöneten ve yönlendirmeye çalışan kadrolar arasında; dış kamuoyuna "şahin"/"güvercin" gibi tanımlamalarla yansıyan, yöntem ve sürecin takvimi konusunda ciddi ayrışmalar yaşanan bir dönemde; sözkonusu küresel kadrolar birbirleri ile mücadelelerini kendi merkezlerinde değil; kendilerine bağlı taşeron kadrolarla dış merkezlerde gerçekleştirmektedirler.
Örnek vermek gerekirse; ABD'nin yönetimini ele geçirmiş cunta ile sorunu olan karşıt kadrolar; sözkonusu cuntanın hareket alanını; Türkiye'deki dostları aracılığı ile Türkiye üzerinden daraltmaya çalışmaktadırlar.
Böyle bir ortamda; ABD'nin, kendi yönetimine oturmuş cuntası ile asenkron ABD kadroları ile Türkiye'de işbirliği yapanlar; "Anti-Amerikan" ve dolayısı ile mevcut konjonktürde Milli olarak algılanmaktadır.
Halbuki bu tarz "Milli" bir duruş; ne kadar iyi niyetli olursa olsun; ABD içi dengelerin türevi bir Milli duruş olup, dalgalanmalara fazlası ile açıktır.
|
Önümüzdeki süreçte,
Türkiye'nin Kürt kökenli vatandaşlarının; Türkiye'yi yeniden kurgulama projesinde nasıl ele alınacakları konusunda iki farklı kanadın çatışmasının sonuçlarını daha sık görmeye başlayacağız.
Bir tarafta küresel planla ve küresel hakimiyeti ele geçirmiş cuntalarla SENKRON kadroların; Öcalan-Zana-AB/D ekseninde, uzun vadeli konfederasyon tezi ile uyumlu bir makro planı, dış odaklarla işbirliği içerisinde yürütme çabası;
Diğer tarafta; küresel planla ASENKRON fakat bu asenkronluğu ancak dış dostlarının desteği ile sürdürebileceklerine inanan; niyette bağımsız ancak mekanizmaları ile bağımlı kadroların iyiniyetli fakat yetersiz ve uzun vadede miyop çabaları... |
BAYRAK;
ancak tam bağımsızlığı tam bağımsız yöntemlerle korumaya inanmış ve sebat etmiş dinamiklerin elinde hakettiği yüksekliğe erişecektir.
Türk Milliyetçiliği ve Kutsalları;
Başka devletlerin ve küresel dinamiklerin izin verdiği ölçüde değil;
Bu vatanın sahiplerinin hayalleri ve ülküleri ölçüsünde gelişecektir.
Saygılar
Açık İstihbarat
|