Jeo-Kritik9 Mayıs 2005 00:00

Açık İstihbarat Jeo-Kritik - 25 Nisan 2005

Düşünenler için JEO - KRİTİK / 25 Nisan 2005 Yazılmayanları yazmaya devam ediyoruz... Sayın okurlarımız, Dopdolu bir Açık İstihbarat Jeo-Kritik sayısı ile karşınızdayız. Konu başlıklarımız; - İki Şehir Üzerinden İki Kanadın Hikayesi: Trabzon; Mersin'in Devamı Değil, Cevabı - Kavgam İmgesi Nereden Çıktı?: Türk Milliyetçiliğinin "Aryanlaştırılması" - Mollalarla Hahamların Kontrollü Savaş Senaryosu: (Yeni Haçlı Dalgasında Türkler Yine Sorun) - Erdoğan için sonun başlangıcı - Doğru'nun L Dönüşü ve "Fethullah Gülen" fenomeni - Biz Duyduk - Siz de duydunuz mu?discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Düşünenler için
JEO - KRİTİK

Yazılmayanları yazmaya devam ediyoruz...
25 Nisan Pazartesi


İki Şehir Üzerinden İki Kanadın Hikayesi

Place Your Graphic Here
Trabzon; Mersin'in Devamı Değil, Cevabı!

Son günlerde yaşanan olaylara "duygusal" düzlemde baktığınızda; Mersin-Trabzon hattında yaşanan gelişmeler; medyatik bir söylemle "bir milletin silkinişi" olarak yorumlanabilir; bu silkinişin "linç psikolojisini" körüklediği anları gözardı etme pahasına.

"Sosyolojik" ve "siyasi" bir bakış; Türkiye'deki toplumsal huzursuzluğun ve yıllardır şahsiyetsiz kadroların Türkiye'yi getirdiği noktanın yarattığı patlamanın "olumlu" ve "olumsuz" yanlarını tahlil edebilir.

Daha derin bir bakış açısı ise; Türkiye'de çeşitli dış odaklara angaje; karikatürize ismi ile "derin devletin" çeşitli kanatları arasındaki çatışmanın derinleştiğini görür.

Mersin'de yaşanan BAYRAK olayı ile; Trabzon'da yaşanan linç vakası;

Türkiye'de farklı dış merkezlere angaje kanatlar arasındaki taktik atışmanın ciddi bir boyuta ulaştığının göstergesidir.


Ne Mersin; bir kaç çocuğun "yerde bayrak sürüme" olayıdır;

Ne Trabzon; bir kaç dernek üyesinin bildiri dağıtmasına tepki olayıdır;

Mersin'deki operasyona; birileri Trabzon ile yanıt vermiştir.

Analizin tam metni için tıklayın

 

 

"Kavgam" İmgesi Nereden Çıktı?

Place Your Graphic Here
Türk Milliyetçiliğinin "Aryanlaştırılması"


Son günlerde; toplumda yükselen dip dalgayı kontrol edilebilir bir noktaya çekmek isteyenler, Türk Milliyetçiliğine yönelik en nitelikli hamlelerinden birini gerçekleştiriyorlar.

Akşam gazetesinin; yeni bir misyonla sahneye sürülerek ilk işaret fişeğinin atıldığı bu yeni oyunda hedef; köklerini tarihten alan ve insanlığın bütün değerlerini özünde barındıran Anadolu üzerinde kurgulanan Türk Milliyetçiliğinin; "seçilmişlik" kavramı ve "ezoterik psikolojik temellerle" yolundan saptırıp; içinin boşaltılması hedeflenmektedir.

Bu; bugüne kadar çok farklı saldırılara maruz kalmış Türk Milliyetçiliğine yönelik uzun vadeli ve nitelikli bir saldırı olup; kendilerini hangi terminoloji ve ideoloji ile tanımlarlarsa tanımlasınlar; yaklaşan emperyal dalga karşısında dünya milletlerinin de sorumluluğunu üzerinde taşıyan ve tarihin en küresel milli duruşlarından birini sergilemesi gereken vatanseverlerin bu yeni "Hitlerizasyon" kampanyasına karşı net bir duruş sergilemesi gerekmektedir.


Yazının tam metni

Mollalarla Hahamların Kontrollü Savaş Senaryosu

(Yeni Haçlı Dalgasında Türkler Yine Sorun)

Hep birlikte dinliyoruz, okuyoruz...

ABD'nin İran'ı; İran'ın ABD'yi "şeytan" ilan ettiği bir dünyada ve ABD'nin Suriye-İran ekseninde yeni bir saldırı dalgasına hazırlandığını her vesile belli ettiği bir ortamda;

ekranlara ve köşelere taşınan stratejistler; ABD'nin niyetinin ne olduğunu, çoğu zaman ABD merkezli düşünce kuruluşlarının web sitelerinden okudukları raporları temel alarak kamuoyuna açıklıyorlar.

Temel tez çok bariz olduğu için; stratejistlik yeteneği, ABD'nin nasıl ve ne zaman saldıracağı, ne hedeflediği gibi soruları cevaplama noktasında gösterilmeye çalışılıyor.

Bu stratejist hengamesi arasında; Türkiye'nin düşünmesi gereken olasılık matriksi sürekli dış merkezlerin açık istihbarat olarak dünya kamuoyuna sunduğu koordinatlar üzerinden kurgulanıyor.

Sözkonusu olasılık matriksi; "sıradışı" olasılıkların da gözönüne alınarak çeşitlendirilmesi gerekiyor. Özellikle; Ortadoğu'da yaşanabilecek bir kaosun ülkemizin bekaası için yaratabileceği sorunlar gözönüne alındığında; güvenlik kurmaylarının en düşük olasılıkları bile olasılık matriksine dahil etmeleri gerekiyor; "komplo teorisi" gibi yaftalara aldırmadan.

Ekteki yazı; Türklere karşı tarihte daha önce de işbirliği yapmış olan İran ve Kudüs merkezli iki yapının bugün de arka planda gizli bir anlaşma yapmış olabileceği gerçeğine somut tarihsel veriler ve jeo-politik gerekçelere dayalı bir tezle dikkat çekiyor.

Yazının tam metni


Biz Duyduk - Siz de Duydunuz mu?

Bazen elimize öyle bilgiler ulaşıyor ki; sizlerle paylaşıp paylaşmama konusunda ciddi tereddütler yaşıyoruz.

Yaptığımız tetkikler elimizdeki bilginin %90 doğru olduğunu gösterse de; bilginin hassasiyeti dolayısı ile %10'luk yanlış olma riski bizi düşündürüyor.

Tam bir dezenformasyon sirkine dönen ülkemizde; eleştirdiğimiz noktaya düşmek istemeyeceğimiz de açık.

Bu nedenle artık bu bilgileri "Biz Duyduk, Siz de Duydunuz mu?" köşesinde dikkatinize sunup; en azından kendi kaynaklarından bunları kontrol etme şansını okuyucularımıza sunmanın doğru olacağını düşündük. Bir de siz bakın bakalım; doğru muymuş?

  • Hablemitoğlu'nun öldürülmeden önce üzerinde çalıştığı esas dosyanın; "İsrail'in Gap ve Genetik Projeleri" dosyası olduğunu?

  • Polisten adam kaçırmakla gündeme gelen ve Türkiye Cumhuriyetine kafa tutan Bayram sülalesi ve Van'daki şebekelerinin; CIA tarafından İran-Azerbaycan ekseninde; özellikle İran'ın kuzeyindeki Azeri bölgede kullanıldığını ve bu bağlantıları nedeniyle Cumhuriyet'e ve devlete kafa tutacak kadar kendilerini dokunulmaz hissettiklerini?

  • Irak'a sigara girişinin kontrolünün Ermenistanlı bir işadamına ait firma üzerinden gerçekleştiği ve bu firmanın ortağının İlham Aliyev olduğu?

  • Barzani'nin yeğeninin çeşitli musevi "işadamları" aracılığı ile Türkiye'ye döviz büroları aracılığı ile sıcak para soktuğunu?




Forum Alanımızı Denediniz mi?

Açık İstihbarat; forum alanı ile vatanseverlerin düşünce meydanı alanı olma yolunda hızla ilerliyor.

Çeşitli konu başlıkları altında düzenlenmiş dinamik tartışma alanlarımıza sizleri de bekliyoruz.

Forum alanımıza ulaşmak için tıklayın

Bağlantıya Geçmek İçin

Bu e-bülteni başkalarına da yollayabilirsiniz

Bültene üye olmak için

bilgi@acikistihbarat.com

adresine
bir e-posta yollamanız yeterli.

Sorularınız, yorumlarınız ve eleştirileriniz için

Tel : 0 532 5959046

bilgi@acikistihbarat.com

 


Editörün Notu


Sayın Okuyucu;

Bayrağımız üzerinden sahnelenen iç ve dış kaynaklı ve çoğu beceriksiz bir dizi operasyonun ardından karışan sahnenin kapanışında Mehmet Ali Talat isimli;

geçmişi ve bugünü ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti düşmanı bir şahsın

bir Türk Devleti'nin başına Cumhurbaşkanı olması;

Türkiye'de Devletin; sığ ve derin bütün katmanları ile paralize olduğunun tescilidir.

Çeşitli katmanlarda, çeşitli çapta yerli ve uluslararası rant şebekeleri tarafından paralize edilen bu sistemin; bu ülkenin sahibi olan vatandaşlara verdiği mesaj nettir :

Eğer;

Vergini ödeyen; devletini ve milletini sevip, iyiliği için kendi çapında faaliyetler gösteren bir vatandaş isen;

onbinlerce insanın kanına girmiş, devletine küfrederken başka devletlere hizmet için bir ömür harcamış üç beş kuruşluk adamlar kadar değerin olmaz.

Mesajın bu kadar net olduğu ortamda; bu devletin ve milletin sahiplerinin bu mesaja cevabının da aynı netlikte olması gerekmektedir.

Saygılar

Behiç Gürcihan
Açık İstihbarat


ERDOĞAN İÇİN

SONUN BAŞLANGICI


17 Aralık Brüksel zirvesinin; zirve menüsünü "flaş haber" olarak geçen ebleh sunucuların eşliğinde "zafer" olarak duyurulduğu dakikalarda (bkz tam saati : 16-17 Aralık 03:30) yayınladığımız;

"AB Win / ABD Win / Tayyip Lose"
başlıklı özel Jeo-Kritik'te
; aynen şu ifadeyi kullanmıştık :

Brüksel'de Türkiye'nin AB üyeliğinden çok; Tayyip Erdoğan'ın siyasi kariyeri belirleniyor.

Karizmasını kiralayan liderin siyaset alanlarını başkalarını devrede devrede sürdürdüğü siyasi kariyeri için kum saati birileri tarafından Brüksel dönüşü devreye sokulacak.

Veri filtrelerinin AB-ABD merkezli odaklardan tarafından kirletildiği uyarılarına aldırmadan kendisini dev aynasında görmeyi sürdüren Başbakan; ağzına pelesenk edilen "Win-Win" stratejisinin gerçek açılımının ne olduğunu öğrendiğinde kendisi için çok geç olacak

İşte bu "zaferin" hemen sonrasında; Başbakan'ın da kendi ağzı ile itiraf ettiği üzere "düğmeye basıldı" ve halk tabiri ile Tayyip Erdoğan'ın karizması; Cihan'dan düştüğü günden bu güne en ağır darbelerinden birini aldı ve almaya devam ediyor.

30 Eylül tarihli Jeo Kritik bülteninde yeralan; "Krizden Ranta, Ranttan İktidara Dayanan Merdiven - Zina Krizinin Anatomisi" başlıklı yazıda da belirttiğimiz üzere Tayyip Erdoğan'ın bizzat kendisi tarafından altyapısı hazırlanan erken seçim sürecinin kontrolünden çıktığını gözlemliyoruz.

Bizim bazı işadamlarımız kendilerini MOSSAD'ın eğittiği (İstanbul'da bir eğitim alanları bile mevcut) özel korumalara teslim ederler. Bu bir bakış açısı ile "güvenlik"; diğer bir bakış açısı ile zaaftır. "Beni MOSSAD dışında kimse öldüremez" demektir.

Başbakan'ın da kendisini Egemen Bağış-Cüneyt Zapsu-Ömer Çelik gibi bir üçlü bir veri filtresine teslim etmesi; bir bakış açısı ile "enformasyon", diğer bir bakış açısı ile "dez-enformasyon" anlamına gelebilir.

Bu üçlünün kim olduğunu siz okuyucularımıza hatırlatmamıza gerek yok.

Tayyip Erdoğan'ı yükselirken "enforme" eden ve kartvizitlerinde "veri filtresi" yazacak kadar maksatlarını açığa vuranların, Erdoğan'ın "düşüş sürecinde" ne rol oynadıklarını etüd etmek ; Türk siyasi hayatında tekrarlanan bir oyunu açığa çıkarmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Türkiye'de lider; karizmasını perde arkasındaki güçlere kiralar ve bu liderin kiralama anlaşmasına sadıklığını kontrol altında tutmak için yanına özel adamlar yerleştirilir.

İktidar sarhoşluğu ile kuşatılmışlığının farkına varmayan lider; "karizma" aşamasında gerçek bir lider aşamasına geçmeye karar verdiği noktada; ipleri ona önce hafifçe sonra sert darbelerle hatırlatılır.

"Düğmeye basılmaz"; lideri ayakta tutan diyaliz makinasının "düğmesi kapatılır" ve lider kanının kirlenmeye başladığını hisseder.

Veri filtreleri; önce liderlerin havasını kirletir.



DOĞRU'NUN L DÖNÜŞÜ

ve

"FETHULLAH GÜLEN"

FENOMENİ


"Doğru" ve "Yanlış"; statik değil, vektörel kavramlardır; yani bir noktadan diğerine doğru uzanırlar.

"Doğru" başlayıp, "Yanlış"a uzanan süreçler olduğu gibi; "Yanlış" başlayıp, "Doğru"ya yönelen süreçleri de kaydetmiştir tarih.

Bu süreçlerde hüzünlü olan; "Doğru" 'yu temsil edenleri takip edenlerin, bu bayrağı taşıyanların "Yanlış"a yönelmeleri sonucu karşılaştıkları sondur.

Farkına varanlar için sonuç; hayalkırıklığı ve öfkedir ama en azından trenden zamanında atlayıp, kendi yollarını çizme şansına sahip olurlar.

Farkına varmayıp; hala aynı trende kalmaya devam edenler açısından ise sonuç; farketmeden yanlışa rota çevirmektir.

Psikolojik harpte; bu "Doğrunun L Dönüşü" olarak adlandırılmıştır.

Önce; "Doğru"yu temsil eden bir odak yaratılır ve takip eden kitlenin bu odağa güveni sağlanır. Daha sonra bu "Doğru" imaja sahip olan odağın yönü yavaş yavaş değiştirilerek; kitlenin sözkonusu odak ile birlikte yön değişmesi hedeflenir.

Son zamanlarda medyada yeni bir imaj çalışması ile gündeme oturtulan ve Ankara'daki imamının yoğunlaşan trafiğini incelediğimizde Türkiye'ye dönüşünün yakınlaştığını anladığımız Fethullah Gülen merkezli fenomen buna güzel bir örnektir.

Onbinlerce insan; bir ismin arkasından "İslam" adına gitmiş ve güvenmiştir. Fakat zamanla; bu isim; Vatikan merkezli "Dinlerarası Diyalog" kavramının arkasına sığınarak; İslam'ı sulandıran ve Hristiyanlaştıran dinamiklerle aynı kare içine girmeye başlamıştır.

Kontrolü altındaki yayınların İsa Mesih propagandası yapmaya kadar vardığı nokta; kendi takipçileri arasında bile ciddi soru işaretleri uyandırmaya başlamış ve "Hocaefendi" olarak andıkları bu ismin, ABD merkezli yürüttüğü çalışmalarda; ABD ve İsrail'e karşı bir duruş sergilemediği gibi; İslam'ı hedef tahtasına oturtanları sevindirecek psikolojik altyapıları kurmaya çabalaması bu şüpheleri derinleştirmeye devam etmektedir.

Bu noktada; Nurettin Veren gibi, şaibeli ve tartışmalı bir ismin; Gülen cemaatini "deşifre" eden bir konumda gündeme oturtulması; cemaat dışına değil, içine yönelik bir amaca hizmet etmekten başka bir işe yaramamaktadır.

"Fethullah Gülen" fenomenine dahil olmayan kitleler için zaten Nurettin Veren ve gibilerinin ağzından yapılan deşifrasyonlar; bilinenin tekrarından başka bir anlam taşımamaktadır.

Cemaatin içinde olup da; Fethullah Gülen'in İslam adına misyonunu sorgulamaya başlayanların şüphelerinin derinleştiği bir noktada, Nurettin Veren'in yeniden sahneye sürülmesi, Veren'in grup içindeki tartışmalı kimliği dikkate alındığında, sözkonusu ayrışma sürecini dondurmaktan başka bir işe yaramamıştır.

Dolayısı ile; "Fethullah Gülen"'in "Doğru"yu temsil ettiğine inanarak trene binenler; trenin ince bir kavisle "Yanlışa" doğru rota çevirmeye başladığı noktada trenin yönünü sorgulamaya başlamışken; Nurettin Veren ismi; "Doğru"'nun L dönüşünden dikkatleri başka yöne çevirmiş ve cemaat içinde ciddi bir maskeleme işlemi görmüştür.

Türkiye'de "Doğru"yu temsil ettiğine inandıkları odaklar peşinde gidenlerin; ne tür bir düşünsel aldanma süreci ile karşı karşıya olduklarına güzel bir örnektir; Fethullah Gülen fenomeni.

Herkesin; "imam"ını da; bu imamı çevreleyenleri de çok iyi takip etmesi gerekir.

En tehlikeli "Yanlış"; onlarca "Doğru" arasına saklanandır.

 



Açık İstihbarat


www.acikistihbarat.com

© 2005 Açık İstihbarat