Asya31 Mart 2005 00:00

Avrasya savaşı: Diktatörler, Soros ve ‘üçüncü yol’ arayışı - İbrahim Karagül

Kırgızistan’da bu olaylar olurken ABD, Afganistan’da dokuz tane askeri üs kurmak için çalışmalar yürütüyor. Özelde İran’ı kuşatmak, genelde ise Avrasya’ya tek başına hakim olmak çerçevesinde açılacak bu üslerle Kırgızistan’daki yönetim değişikliğinin birebir bağlantısı var. Banları daha önce tartışmıştık ama tekrar etmekte fayda var: Avrasya’nın kontrolü çerçevesinde Afganistan’ı işgal eden, Orta Asya’da askeri üsler açan ABD, bu stratejisinde yeni bir aşama başlatıyor: Ortadoğu, Güney Asya ve Orta Asya’nın kesişme noktasındaki ağırlığını artırıyor, bölgedeki varlığını kökleştiriyor.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo

Gürcistan, Ukrayna, Filistin, Lübnan ve Kırgızistan’da estirilen rüzgarı özgürlük hareketleri olarak pazarlayanlar, gelişmeleri farklı boyutlarıyla tartışanları derhal diktatörlerin safına itiyor. George Soros’un, ABD’ye bağlı kuruluşların rolünü sorgularsanız, ABD’nin güvenlik stratejileri ışığında gelişmeleri analiz etmeye kalkışırsanız kendinizi otoriter yönetimlerin, kanlı diktatörlerin safında buluyorsunuz. Pentagon’da üretilen, ülkeleri iç savaşa sürüklemeyi bile öngören, sivil toplum örgütleri üzerinden yürütülen çalışmalara odaklanırsanız, özgürlük düşmanı damgasını yiyorsunuz.

Irak işgaline karşı olanların Saddamcılıkla, Basçılıkla suçlandığı gibi, son derece haysiyetsiz ve seviyesiz ithamlarla gerçekleri gizlemeye çalışanların, bu köşede yazılanlardan rahatsız olmasından hiç tedirgin olmuyorum. Yaşananları, salı günkü “Yeni Gladio, Cengiz Han Stratejisi…” başlıklı yazımda ortaya konulan gerçeklerle izleyenlerin çoğalması, daha çok sayıda insanın özel bağlantıların peşine düşmesi elbette rahatsızlık uyandıracak.

Mesela ABD, son olarak Mısır’da altı sivil toplum örgütüne U.S. Agency for International Development (USAID) üzerinden bir milyon dolar para dağıttı. Bu parayla Büyük Ortadoğu Projesi için çalışmalar yürütülecek. Mısır basını, hangi örgütlerin ne kadar para aldığını, hangi gazetecilere, yazarlara ne kadar para dağıtıldığını bir bir ortaya döküyor. Tartışmalar, başka güçlerin o ülkedeki nüfuzu için roller üslenen sivil toplum örgütlerinin sorgulanmasına doğru gidiyor. Böyle bir sorgulamanın Türkiye’de de yapılmayacağını kim garanti edebilir? Tedirgin olduğum tek şey var; kitlelerin bir tür illüzyona maruz bırakılmasına karşı yeterince güçlü bir direnç sergileyememek…

Kırgızistan’a dönelim: Devlet başkan vekili olarak atanan Kurmanbek Bakiyev, “Dışarıdan tek kuruşluk yardım almadık ve kimseden yardım talep etmedik. Yöntemlerini kopyalamak için Ukrayna'ya ya da Gürcistan'a gitmedim'' demiş. Doğru, Ukrayna ve Gürcistan’a gitmediler ama geçen yıl 28 Şubat-14 Mart arası Washington’da ciddi bir eğitime tabi tutuldular. Para konusuna gelince; maden burada yazılanları inandırıcı bulunmuyor, o zaman International Heral Tribune gazetesinde dün yayınlanan West plays key role in Kyrgyzstan başlıklı yazıya dikkat çekelim ve nasıl finanse edilip örgütlendiklerini görelim.

ABD tarafından Freedom House üzerinden finanse edilen basın ve yine ABD tarafından finanse edilen demokrasi ve sivil toplum programlarının Kırgızistan ayaklanmasındaki belirleyici rolüne dikkat çekilen yazıda, 1992 yılında kabul Özgürlüğü Destekleme Yasası çerçevesinde bu ülkelere yoğun yardımların başlatıldığı, National Endowment for Democracy gibi kuruluşlar üzerinden binlerce insanın programlara tabi tutulduğu, ABD finansmanıyla çok sayıda sivil toplum örgütü kurulduğu, eğitim çalışmaları yapıldığı, internet imkanı sağlandığı, insanların CNN yayınlarına yönlendirildiği ve ABD finansıyla kurulan “bağımsız” gazeteleri okuma imkanları verildiği, ülkedeki Amerikan Üniversitesi üzerinden bir Amerikan modeli üretildiği, öğrencilerin ve siyasi liderlerin ABD’ye götürüldüğü belirtiliyor. Kurmanbek Bakiyev’in de bu çerçevede ABD’ye götürüldüğü not ediliyor. Devrimi, “bağımsız medya” ve sivil toplum örgütlerinin yaptığı belirtilen yazıda, Freedom House tarafından çıkarılan gazetenin tam 200 bin adet basılıp tüm ülkede dağıtıldığına dikkat çekiliyor ve ABD’nin Aksar Akayev’e karşı devrimi finanse ettiği net cümlelerle ortaya konuluyor.

Aslında buraya kadar, bazılarının saçmalamalarının ötesinde, tartışılacak bir durum yok. Tartışma, demokrasi ve özgürlük rüzgarının bu ülkeleri nerelere sürükleyeceği üzerinde yoğunlaşmalıydı. Ben gelişmelere ABD’nin Avrasya stratejisi üzerinden bakıyorum. Buradan hareketle, Orta Asya’da demokrasi ve özgürlüklerin yerleşeceğini dair bir inanç besleyemiyorum.

Kırgızistan’da bu olaylar olurken ABD, Afganistan’da dokuz tane askeri üs kurmak için çalışmalar yürütüyor. Özelde İran’ı kuşatmak, genelde ise Avrasya’ya tek başına hakim olmak çerçevesinde açılacak bu üslerle Kırgızistan’daki yönetim değişikliğinin birebir bağlantısı var. Banları daha önce tartışmıştık ama tekrar etmekte fayda var:

Avrasya’nın kontrolü çerçevesinde Afganistan’ı işgal eden, Orta Asya’da askeri üsler açan ABD, bu stratejisinde yeni bir aşama başlatıyor: Ortadoğu, Güney Asya ve Orta Asya’nın kesişme noktasındaki ağırlığını artırıyor, bölgedeki varlığını kökleştiriyor. Bu yayılma, Kırgızistan’dan Hazar’a hatta Doğu Karadeniz’e kadar kendini gösterecek. Yani Doğu Karadeniz’deki ABD varlığı ile Kırgızistan’daki ABD varlığı birbirini tamamlıyor. Böylece hem Rusya, Çin ve Hindistan gibi güçler karşısında varlığını güçlendiriyor hem de petrol ve doğalgaz kaynakları üzerindeki nüfuzunu güvence altına alıyor. Kırgızistan’daki askeri üssü ile Afganistan’da 83 milyon dolar bütçe ayırarak yapmaya başladığı yeni üsler, Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Türkmenistan’la ilgili askeri projeleri birbirini tamamlıyor. Önümüzdeki günlerde Fergana Vadisi, bütün bölgeyi derinden sarsacak gelişmelere sahne olabilir. İşte o zaman ABD tam anlamıyla Orta Asya’yı fethetmiş olacak.

Türkiye, 1991’den 200’li yıllara kadar ABD, İngiltere ve İsrail’i Orta Asya’ya taşıdı. Ama kendisi bu bölgelerde bir varlık tesis edemedi. Sebebi; başkalarının politikası için yollara düşmesiydi. Türkiye, yeni süreci sadece demokrasi ve özgürlük devrimleri olarak algılamaya devam ederse, korkarım Orta Asya’da hiçbir zaman olamayacak, Nahcıvan’dan öteye geçemeyecek.

Başa dönelim: Demokrasi adı altında yürütülen ABD kontrol stratejileriyle diktatörler arasında seçim yapmak zorunda değiliz. Üçüncü bir yol daha var: Orta Asya’nın gerçekten özgürlük isteyen güçleriyle buluşmak. ABD parasıyla kurulan sivil toplum örgütlerinin yetiştirdiği kadrolar, o topraklara özgürlük değil, ABD işgalini taşıyacak, bölgenin gerçek güçlerinin önünü kapatacak. Bize düşen o güçlerin önünü açmak. Gerçek devrim o zaman olacak.