RİVAYETLER MUHTELİF - Hüseyin MÜMTAZ
İki yıl sonra Cumhurbaşkanı Sezer'in görev süresi dolacak. Yeni Cumhurbaşkanını şimdiki Meclis seçecek. Akepe bu Meclis kompozisyonuyla, yeni Cumhurbaşkanını tek başına seçebilecek çoğunluğa sahip. Dolayısıyla Recep Tayyip'in Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasının önünde herhangi bir engel yok. Bütün mesele Çankaya'ya çıkarken; a) Başbakanlığı ve parti liderliğini kime bırakacağı ve b) İktidar yetkilerine yenilerini de nasıl ekleyeceği.. Başkanlık, eşittir modern padişahlık mı olacak acaba? Bu denklemin en önemli bilinmeyeni; aslında artık yavaş yavaş bilinmeye başlayan faktörü ise askerin tutum ve davranışları.. Ne diyordu Yetkin yazısında; "Orgeneral Hilmi Özkök, Türkiye'nin önemli reformları gerçekleştirdiği bu dönemde ülke için bir şans kabul ediliyor."renovation vejle site renova
Gazete bu haberi; "Komutandan Akepe'liye Tepki" manşetiyle veriyor. (Cumhuriyet 6 Ocak 2005 Taşra baskısı)
Ya haber yanlış, ya manşet..
"Komutan" eğer tepki gösterdiyse haberin; "Komutan -İstiklal Marşına bile saygı göstermiyorsunuz- dedi" şeklinde yazılması gerekirdi.
"Komutan" düşüncelerini İl Başkanına değil de haberde yazıldığı şekliyle "göstermiyorlar" üslubuyla ve yakın çevresindekilere söylemişse bunun adı tepki filan değil, ilgilinin arkasından söylendiği için resmen "dedikodu" olur.
Nerede geçen yıllarda Menemen'de her yakaladığı yerde "ilgililere" "giydiren" sınıf arkadaşım Tuğgeneral Kâzım Usta, nerede Ayhan Taş!
Kâzım Usta'nın bu davranışının nasıl karşılandığını merak edecek olanlara not; kendileri şimdi "emekli" bir paşadır.
Aslında Akepe'nin ilk üç ayından itibaren askerde "tepki göstermek" değil, "suskunluk" prim yapmaya başlamıştır.
Akepe'nin ilk YAŞ'ında açıkça ve yüksek sesle sergilenen, "Şerhler irticaya cesaret vermiştir" tavrı sonraları "derin bir sessizliğe" bürünmüştür.
Demek ki ya irtica kalkmıştır, ya şerh..
Ya da Akepe ile ilişkiler bir şekilde "şiirsel" bir hâle getirilmiştir..
Korgeneralliğinin ikinci senesinde Akepeli Milli Savunma Bakanına müsteşarlık yapan, son iki senesini Kıbrıs'ta geçiren ve bu süre içinde a) İstiklal Marşı söyleme özürlü Talat'ın başbakanlığı ile sonuçlanan Aralık 2003 milletvekili seçimlerinin ve b) Kıbrıs'ın satışı demek olan BM/AB/ABD yapımı Annan Plânı doğrultusundaki Nisan 2004 referandumunun "olaysız" sonuçlanmasındaki performansı ve "suskunluğu" ile dikkatleri ve puanları toplayarak başarıları nedeniyle de orgeneral olan paşamızın "sisteme akreditasyonu" bu yeni tavrın önemli ve sembolik bir örneğidir.
Konu bir süredir "art alanda" zihnimi meşgul ediyor fakat bir türlü yazıya dökülemiyordu.
Murat Yetkin'in şu cümlesi uyandırdı:
"Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Türkiye'nin önemli reformları gerçekleştirdiği bu dönemde ülke için bir şans kabul ediliyor. Belki özel bir dönemin, özel koşullarının, özel yönergelerini de gözden geçirmek ister diye kayda düşelim istedik." (6 Ocak 2005)
Paşaların yargılanması ile ilgili duruşmaya, gazetesinin "sakallı" bir mensubunun alınamamasını eleştiriyordu yazısında Yetkin.
Belli yerlerde belli kıyafetlerin, konunun ve yerin ciddiyetine uygun kullanılması mutlaka "gözden geçirilmeliydi" Yetkin'e göre.
Bunu diyen Yetkin acaba beş yıldızlı herhangi bir otelin lokantasında akşam yemeğine "kravatsız" girmeye yeltenip de kabul görmüş müydü?
Merak edilmesin, "kıyafet" konusu çok yakında "toptan" çözülecektir.
TBMM Başkanı Arınç, Mazlum-Der Genel Başkanı Ayhan Bilgen başkanlığındaki İnanç Özgürlüğü Platformu üyelerini, TBMM Başkanlık Divanı Salonu'nda kabulünde başörtüsünün, Türkiye'de çözülmesi gerekli bir sorun olduğunu bildirmiş.
Sorun iki yıl sonra Recep Tayyip'in "Köşke" çıkarılmasıyla, bir daha gündeme gelmemek üzere çözülecektir kıymetli okuyucu.
İki yıl sonra Cumhurbaşkanı Sezer'in görev süresi dolacak. Yeni Cumhurbaşkanını şimdiki Meclis seçecek. Akepe bu Meclis kompozisyonuyla, yeni Cumhurbaşkanını tek başına seçebilecek çoğunluğa sahip. Dolayısıyla Recep Tayyip'in Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasının önünde herhangi bir engel yok. Bütün mesele Çankaya'ya çıkarken; a) Başbakanlığı ve parti liderliğini kime bırakacağı ve b) İktidar yetkilerine yenilerini de nasıl ekleyeceği..
Başkanlık, eşittir modern padişahlık mı olacak acaba?
Bu denklemin en önemli bilinmeyeni; aslında artık yavaş yavaş bilinmeye başlayan faktörü ise askerin tutum ve davranışları..
Ne diyordu Yetkin yazısında;
"Orgeneral Hilmi Özkök, Türkiye'nin önemli reformları gerçekleştirdiği bu dönemde ülke için bir şans kabul ediliyor."
CHP'nin olmadığı bir ortamda Emin Şirin uzunca süredir "tek kişilik muhalefet" gibi çalışıyor, boşluk dolduruyor.
Yeni Basın Yasası ile ilgili olarak diyor ki;
"AKP yasaları keyfi ve taraflı uyguluyor, hele de bu Basın Yasası'nın ilgili maddesini... Diyelim ki, Recep Tayyip Erdoğan'ın görev yaptığı sırada İstanbul Belediyesi ile ilgili bir soruşturma varsa, bu yasayı harekete geçiriyor ve hiç kimse kalem oynatamıyor. Ama, işine gelen bir başka konuda, yasayı harekete geçirmek bir yana, Yargıtay olayında ya da Oramiral'in yargılanması olayında gördüğümüz gibi, bilgiler, kasetler, fotoğraflar basına sızıyor, hiç sesini çıkarmıyor. Yanlış olan budur." (Yalçın Doğan. 6 Ocak 2005)
Paşaların sanık sandalyesine oturtulmasındaki "zamanlamaya" biz de dikkat çekmiştik.
Siyasi iktidar uzunca bir süredir, askerin kesesinden hovardalık yapıyor, askerin sırtından "imaj düzeltiyor", paralel düzeyde "toplum mühendisliği" yapıyor.
Ben işte tam bu noktada daha dün; Avrupa Güvenlik Araştırmaları Merkezi (CESS) ile Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nce (ASAM) yürütülen "AB Sürecinde Yönetişim ve Silahlı Kuvvetler" adlı çalışmada, Türkiye'deki sivil - asker ilişkilerinde sorunun parlamenterlerden kaynaklandığı yargısına varılmış olmasını, son derece titiz bir şekilde planlanmış bir "kara mizah" olarak değerlendiriyorum.
Elde ettiği sonuçlar, AB Komisyonu'nun hazırladığı raporların altyapısını oluşturan grup, Hollanda'nın AB dönem başkanlığında oluşturulmuş ve finansmanını Hollanda Dışişleri Bakanlığı karşılamış. Türkiye'deki asker-sivil sorunu ile ilgili yukarıda aksettirdiğimiz yargıya ise, toplantının gündemini belirleyen ve çalışma grubuna başkanlık eden eski Hollanda Savunma Bakanı Wim Van Ekelen varmış..
Çalışma grubunun hazırladığı raporlar, Avrupa Birliği Komisyonu'na sunuluyormuş. Komisyon, çalışma grubunun sivil - asker ilişkileri konusundaki raporlarını "öncelikli olarak" dikkate alıyormuş. Grubun ikinci toplantısı 11 - 12 Şubat'ta Ankara'da gerçekleştirilecek ve toplantıda, parlamenterlerin "savunma ve güvenlik kültürü" konusundaki yeterlilikleri masaya yatırılacak, sivil - asker ilişkilerinin AB'ye uyumlaştırılması için sivillerin savunma alanındaki uzmanlıkları değerlendirilecekmiş.. 2 gün sürecek toplantının bir bölümünün TBMM çatısı altında yapılması ve NATO Parlamenterler Asamblesi üyesi Vahit Erdem'in de konuşmacı olması planlanıyormuş.
Bilindiği gibi CESS ve ASAM çalışmalarının ilk toplantısı Eylül 2004'te Ankara'da düzenlenmiş, bu toplantıda Hollanda Genelkurmay Başkanı General Dick Berlijn, Türk Genelkurmayı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması gerektiğini savunmuştu.
Bu şartlarda ve Yetkin'in dikkat çektiği noktadan hareketle ben Özkök'ün son zamanlarda çeşitli internet sitelerinde dolaşan uçuk senaryolarda belirtildiği şekilde istifa edeceğine katiyen ihtimal vermiyorum.
Adı açıklanmayan bir Akepe milletvekiline göre güya Özkök istifa ettirilip Savunma Bakanı yapılacakmış ve CESS-ASAM toplantılarında öngörüldüğü gibi Genelkurmay da Bakanlığa bağlanacakmış.
Böylelikle, "Özkök'ün şans olarak kabul edildiği dönem içinde Türkiye, önemli reformları" gerçekleştirebilecekmiş.
"Önemli reform" kavramı kendinden menkuldür kıymetli okuyucu ve Türkiye'nin AB'ye yamalandığı bu mütareke dönemi benim için fevkalâde "menfi önemi" haizdir.
Özkök'ün istifası bir yana ben 2006 Ağustos'unda bitecek görev süresinin şu veya bu bahaneyle uzatılacağını, "önemli reformlardan" sayılan Recep Tayyip'in Köşk'e çıkabilmesi için gereken sürenin usulet ve suhuletle atlatılabilmesi için desteğinden yararlanılacağını düşünüyorum.
Özkök'ün süresi bir yıl uzar, 2007'de Cumhurbaşkanlığı, pardon Başkanlık seçimleri, belki de milletvekili seçimleri kazasız belasız atlatılarak "görev" tamamlanır.
Bu sürece Soros ve Edelman muhibbi STÖ'lerin ne ölçüde müdahil olacağını, sonuç planlandığı gibi çıkmazsa, yâni Recep Tayyip ve Akepe seçimi kaybederse de kimlerin nasıl tepki göstereceklerini ve nelerin olacağını da hep beraber "seyredeceğiz" anlaşılan..