Asya24 Ocak 2005 00:00

Kıbrıs Konusu... 2005 Yılında Çözüm Ümidi Var Mı?-Aleksis IRAKLIDIS

Kıbrıs'ta ve Yunanistan'da son zamanlarda, 2005 yılında, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi yönünde yeni bir fırsat kapısının açılması olasılığından söz ediliyor. Çözümü reddedenler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmasının gerekli olduğunu keşfederek, şimdiye kadar takındıkları uzlaşmaz tavrı koruyorlar. Tassos Papadopulos ekolü, Kıbrıs'ın tanınmasının Kıbrıslı Rumlar lehinde bir çözümün elde edilmesine yönelik önşartları yaratacağına inanıyor. Ancak bu tavır ne gösteriyor? En azından, Avrupa'nın tümü ve dünya kamuoyu bu tavrı nasıl algılıyor? Kıbrıs Rum tarafının hala zafer 'kazanan-mağlup' taraf görüş çerçevesinde hareket etmekte olduğunu belirtiyor. discount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

Başka bir ifadeyle, Kıbrıslı Türkleri 'arkadan nasıl vuracağını' düşünüyor ve Kıbrıs'taki iki toplumun yararına olacak, hakkaniyete uygun bir çözümün nasıl bulunacağına bakmıyor. Kanaatimce, Kıbrıs Rum tarafının takındığı bu tavırla hızlı adımlarla taksime doğru yöneliyoruz. İktidarı kaybetmekte olan Denktaş'ın bu gelişmeden ne kadar memnun olduğunu düşünüyorum. Denktaş Papadopulos'tan daha iyi bir müttefik bulamazdı.

Öte yandan, barışmaktan yana olanlar, (Kıbrıslı Rumların üçte ya da dörtte biri) 2005 yılında yeni bir fırsattan söz ediyorlar. Bu çok iyimser tez şu düşünce çerçevesine dayanıyor:

1- Türkiye'nin 2005 yılında, uzlaşmalı ve çözümden yana bir tavır takınması dışında marjları yok.

2- Annan planının, Kıbrıslı Türklerin konumunu düşürmeden Kıbrıslı Rumlar lehinde düzelmesi için marjları var.

3- Kıbrıs Cumhuriyeti, özellikle Avrupa'nın gözlerinde tamamıyla güvensiz görünen Papadopulos dümeninde bulundukça, 'sert oyunlar' oynamak için çok küçük.

4- Biçimlenmiş olan durum, Papadopulos'un 'ulusal gurur' çizgisindeki hareketlerinin konuyu çıkmaza soktuğu, takındığı tavrın taksimi sabitleştiren bir 'milliyetçi körlük' oluşturduğu şimdi, her zamankinden daha açık bir şekilde belli oldu.

Ancak, bu tez de 4. boyutu dışında beni ikna etmiyor. Özellikle, Papadopulos'un ya da Hristofias'ın bu tür argümanlarla ikna edilebileceklerini anlayamıyorum. Tabii ki hayır. Rauf Denktaş bu tür argümanlardan ikna edildi mi? Ancak, Kuzey'de, duruma barıştan yana olanlar hakim oldu, Güney'de ise, AKEL'in işbirliğiyle, retçiler durumu ele aldı.

Diğer taraftan, retçilerin çözüm istemediği söylenemez. Çözümü, en azından resmen istiyorlar, çünkü 1974 yılı emrivakilerinin iptal edilmesini, Morfu ve Magosa'ya geri dönüşlerini istememeleri mümkün değil. Sorunu, bir devlet ya da 'sıkı' bir federasyon istemeleri oluşturuyor. Bunun anlamı, Kıbrıslı Rumların hakim olmaları, Kıbrıslı Türklerin ise, korunan 'azınlık' rolünü oynaması. Ancak, bu ne gerçekçi ne de hakkaniyete uygundur. Bu fırsat yarım asır önce, 1956'da, Makarios'un Harding planına 'hayır' demesi, Grivas'ın Kıbrıslı Türklere karşı barbarlıkları (1956-1958, 1964-1967) ve Makarios'un 1964'ten Türk işgaline kadar Kıbrıslı Türklere acımasız davranışı nedeniyle kayboldu. İzninizle, şu düşünce ile yazıma son vereyim: Kıbrıslı Rumlar -büyük çoğunluğu- 1974 oldu bittilerine kadar geçen dönemdeki durum için ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdıklarını anlamazlarsa, Kıbrıs konusu çözümlenmez ve de çözümlenemez. Kanaatimce, 24 Nisan 2004 referandumunda 'güçlü hayır'ın daha derin anlamı da bundan kaynaklanıyor: Kıbrıslı Rumlar hayır dediler, çünkü o dönemde işledikleri suçlarla karşı karşıya gelmek cesaretini bulamıyorlar.