|
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yerini bağımsız devletlere bıraktığı, daha değişik bir anlatımla iki kutuplu dünyanın sona erdiği bir dönemde Türkiye, Avrupa’nın çevresinden, Avrasya diye tanımlanan yeni bir siyasi ve ekonomik gerçeğin merkezine oturmuştur. Genelde Orta Asya, Kafkasya ve Karadeniz ülkelerini kapsadığı şekliyle tanımlanan Avrasya, sadece potansiyel olarak dünyanın en önemli enerji üretim bölgelerinden biri olmasından dolayı değil, aynı zamanda, yerel altı ve yer üstü zenginliklerinin çok yoğun olduğu bir bölge olması nedeniyle de çok büyük önem kazanıyor.
Uzun yıllardır ülkemizde ve bölgemizde oynanan oyunlar, kurulan tuzaklar ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin Avrasya’ya egemen olma çabalarının bir sonucudur.
Türkiye, Avrasya içinde yer alan ve bilinen ülkelerce de körüklenen istikrarsız üç bölgenin Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya’nın kavşağında yer alıyor. Hatırı sayılır siyasi ve ekonomik güçlükler ve bunlara eşlik eden çeşitli etnik ve toprak uyuşmazlıkları hâlâ bölgeyi kasıp kavuruyor.
Bütün olayların çok uzun yıllar bu bölgede yaşanması ve yoğunlaşması rastlantı değildir. Bunlar Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının sonrasında bilinçli olarak ekilen bunalım, kargaşa ve çatışma tohumlarının doğal sonuçlarıdır.
Türkiye’nin uzun yıllar siyasi ve ekonomik istikrara kavuşamamasının nedenleri arasında, daima bilinçli olarak ekilen bunalım, kargaşa ve çatışma tohumlarının doğal sonuçları bulunduğu gibi; bilinçli olarak engellenmesi ve kösteklenmesi de bulunmaktadır. Son dönemlerde yaşananlar bunun en iyi göstergeleridir.
Türkiye neden siyasi ve ekonomik istikrara kavuşmamalıdır? Bunun bilinen bir çok nedeni olmakla birlikte en önemli neden Türkiye’nin jeopolitik konumudur.
Türkiye bir taraftan Doğu ve Batı, diğer taraftan Güney ve Kuzey arasında bir enerji köprüsü ve terminali görevini yapma olanağını sağlayan çok önemli bir konumda bulunuyor. Gerçekten, coğrafi konumu ve halihazır siyasi ekonomik koşulları Türkiye’yi bölgenin petrol ve doğalgaz nakli için en güvenli, çevresel bakımdan en bağımsız köprü ve terminali durumuna getiriyor.
Araştırmalara göre, dünya enerji arzında, potansiyel olarak dünyanın en önemli yeni enerji üretim bölgelerinden birisini Hazar Havzası oluşturuyor. Bu havza, dünyada rezerv olarak Ortadoğu ile Rusya’dan sonra üçüncü sırayı oluşturuyor. Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’ın üretim ve tüketim olanakları göz önüne alındığında, 2010’da yılda 100-150 milyon ton ham petrol ve yaklaşık 100 milyar metreküp doğalgazın dışsatıma hazır olacağı tahmin ediliyor. Ortadoğu, Orta Asya, Kafkasya petrol ve doğal gazı için en önemli pazarların ABD, İngiltere, Japonya, Almanya, Fransa, İtalya ve diğer sanayileşmiş Batı ülkelerinin olduğu tartışmasız.
Temel sorun, uluslararası pazarlara açılan denizlere çıkışı olmayan bir bölgeden Hazar petrol ve doğal gaz dışsatımını gerçekleştirebilmek. Gerçekten de Hazar petrol ve doğal gazını dünya pazarına taşımak için güvenli ve etkin biçimde işletilen boru hatları ağına ve nakliye güzergâhına ihtiyaç var. Bu bağlamda Türkiye, bir yandan Doğu ile Batı, diğer yandan Güney ve Kuzey arasında enerji köprüsü olabilecek durumda. Coğrafi konumu ve halihazır siyasi ve ekonomik ortam, bölgenin petrol ve doğalgazını uluslararası piyasalara taşımak için Türkiye’yi ideal bir transit yolu durumuna getiriyor.
Irak, Rusya, Kafkasya ve Hazar “erken petrolleri”nin dünyaya pazarlanması için şimdiden kullanılan veya kullanılması planlanan boru hatları ile deniz taşımacılığı güzergâhı da Türkiye merkezli. Irak-Yumurtalık Petrol Boru Hattı’na ilaveten inşasına başlanan Bakü-Ceyhan Petrol ve Doğalgaz Boru Hattı, Mavi Akım Projesi, İran ve Türkmen doğalgazının Avrupa’ya taşınması için yaşama geçirilen boru hattı akla ilk gelebilen projeler. Bu projelerin denizden olsun karadan olsun kesiştiği tek nokta Türkiye. İdeal transit yolu üzerindeki İstanbul ve Çanakkale boğazlarına, kapalı Marmara Denizi’ne sahip tek ülke Türkiye. Karadeniz, Ege ve Akdeniz’deki karasuları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin konumu petrol tüketen ülkeleri Türkiye üzerinde planlar yapmaya ve onu bağımlı kılmaya itiyor.
Uzmanlara göre su, çok yakın gelecekte petrol kadar ağırlığa sahip olacak. Su, sanayi ve tarımsal kullanımda hayati öneme sahip, kıt bir kaynak sayılıyor. Yeni bin yılda küresel ısınmanın olumsuz etkileri, ülkeler ve bölgelerin farklı boyutlarda su yönetimi sorunları ile karşılaşmaları nedenleriyle su, kuşkusuz, çok önemli stratejik bir faktör haline gelmiştir. Avrasya’da halihazırda yer altı ve yer üstü kaynakları ile bu çok önemli stratejik faktöre sahip olan tek ülke Türkiye’dir.
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) tam olarak gerçekleştiğinde, Belçika, Danimarka, Hollanda, İrlanda ve Lüksenburg’dan daha büyük ve İsrail’in üç misli, Yunanistan’ın yarısı, İngiltere’nin üçte biri ve İtalya’nın dörtte biri ölçüsünde bir yarı-çöl durumundaki bölge sulu tarım nedeniyle iklimi de dahil olmak üzere tamamen değiştirecek. Yabancı ve yerli sermayenin çok önceden bu bölgeyi sahiplenmesi, enerji, tarım ve gıda sektörüne yönelmesi boşuna değil.
GAP, başlıca 22 yüksek baraj ve 19 hidroeliktrik santralinin inşaasını öngören bir çok alt projenin birleşiminden oluşuyor. Uzmanlara göre,bu bölgede 2020 yılında 1.7 milyon hektar tarım arazisi sulanacak ve 2020 yılında 27 milyar kilovatsaat elektrik üretilebilecektir. Bu proje TİME Dergisi -24 Ocak 1994 ile Infrastructure Finance Magazine -1993 de “modern dünyanın yedi harikasından biri” olarak tanımlanmıştır.
Nüfus artışının yanı sıra hızlı kentleşme nedeniyle, dünyanın gıda talebinin önümüzdeki 15-20 yılda büyük ölçüde artacağı öngörülüyor. 1990 ile 2020 yılları arasında, dünya tahıl talebinin yüzde 55 ve dünya et talebinin yüzde 75 artacağı tahmin ediliyor. Gıda talebindeki bu artışların tarımsal üretim ve pazarlama üzerinde önemli baskılara yol açması kaçınılmaz olacaktır. Bu da Avrasya da GAP’ın ve dolayısıyla Türkiye’nin önemini bir kez daha arttıracak.
Türkiye’nin önemini arttıracak olan diğer önemli faktörlerin başında alternatif enerji kaynakları ile yer altı maden zenginlikleri de gelmektedir. Petrol kaynaklarının kullanım sürelerinin sınırlı olması petrole bağlı enerjiye gereksinimi olan ve sanayisi gelişmiş Amerika, Avrupa ve Doğu Asya ülkelerini alternatif enerji kaynaklarına yöneltmektedir. Petrolden sonraki alternatif enerji kaynaklarının başında ise “bor madeni” gelmektedir. Bor madeni günümüzde yüksek teknolojilerde kullanılmakta ise de çok yakın bir gelecekte alternatif enerji kaynağıdır. Dünyada bilinen rezervlerin yüzde 70’e yakını ise ülkemizde bulunmaktadır. Bu rezerv 300 yıllık enerji üretimine eş anlamlıdır.
Belirtilenler dışında ülkemizin diğer yer altı ve yer üstü zenginlikleri dikkate alındığında Türkiye’nin gelecek yüz yıldaki önemi ve değeri daha iyi anlaşılmaktadır.
ABD’nin Irak ile ilgisi olmadığı halde, Karadeniz’de Sinop, Samsun ve Trabzon; Akdeniz’de Mersin, İskenderun deniz limanlarımızı, İstanbul Boğazı’nın iki yanındaki Çorlu ve Sabiha Gökçen hava alanlarımız ile Afyon, Konya,Batman, Gaziantep, Malatya ve Adana’daki hava alanlarımızı istemesi ve yüz binlerce askeri ile sivil memurunu GAP bölgesi dahil ülkemize yerleştirmek istemesi, ABD ile batılı müttefiklerimizin Akdeniz’de çok büyük bir uçak gemisi gibi duran Kıbrıs’ı Irak krizi ile birlikte aynı anda gündeme getirilerek “ver kurtul” anlayışını toplumda egemen kılmak istemeleri göz ardı edilmemelidir. İnsanın aklına istemeden de Avrasya işgâl edilirken, Türkiye’de hile ile mi işgâl ediliyor? Türkiye kuşatılıyor mu? Sorularını akla getiriyor!
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni bir kez daha okuyorum. Büyük önder “İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgâl edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir” diyor ve Türk istikbalinin evlatlarına sesleniyor: “ İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”
Çok söze gerek yok. Bugün her Türk yurttaşının Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni bir kez daha anlayarak okuması gerekiyor....
|