Rusya Türkiye İşbirliği Kaçınılmaz - Prof. Dr. İlber OLTAYLI
Bizim Rusya'yla yakınlaşmamız lazım, buna mecburuz. Çünkü biz komşuyuz. Osmanlı ve Rusya mazide iki farklı imparatorluktu. Bu imparatorluklardan bir tanesinin modernleşmesi ve gelişmesi zayıftı. 18'inci asra kadar Osmanlı lmparatorluğu bir dünya gücüydü, üçüncü Roma'ydı. O devrin şartları içinde örgütlenmesi mükemmeldi. Ondan sonra yeni dünyaya uyamadı. Rusya bu konuda bizim bir parça önümüzde gitti. Bugün ise durum değişik. Uzun ve başarısız bir Sovyet iktidarı dönemi ki, kesinlikle Türkiye ve Rusya'nın sulh dönemi. Ama ruhi bakımdan büyük bir gerilim var. discount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilocialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon
Rusya Türkiye İşbirliği Kaçınılmaz Prof. Dr. İlber OLTAYLI
Sıcağı sıcağına Osetya'dan başlayabilir miyiz? Orada yaşananları değerlendirebilir misiniz?
Çeçenler, talihsiz bir millet. Çilekeş bir millet kötü bir tanıtıma uğradı. Küçük toplumlar bazen çok kolay aldatılıyor. Her "müttefikiz" diye koşana kucak açıyorlar. Daha önce suikaste kurban giden Cehar Dudayev'deki karizmatik otorite, şimdiki liderlerin hiçbirinde yok. Sözde her biri birer kahraman, her biri birer baş olacak. Bir keşiş (rahip) arkadaşım vardı. Meşhur bir Kafkasalog. Ermenice, Gürcüce bilir. Türk dilleri bilmez. Iki üç tane de Kafkas'ın küçük enteresan dillerini bilen bir uzman. Son karşılaşmamızda, Benedikten (tarikatinden) çıkmıştı, evlenmiş bir kız çocuğu olmuş. Görüştüğümüzde "kızım küçük olmasa, Çeçenlerin yanına savaşmaya giderdim" demişti. Eski Katolik keşişe bu sözü söyleten Çeçen toplumuna, büyük sempati vardı. Daha uzun süre Çeçen davası çıkmaza girdi. Çok yazık oldu. Rusya da bunu çok güzel takdim etti: "Bunlar hayduttur ve El-Kaide'nin dostudur" diye. Gel de temizle.
Biraz daha geriye gidersek... Soğuk savaş sonrası değişen dünya şartlarıyla birlikte Rusya-Türkiye ilişkileri nasıl gelişebilir?
Bizim Rusya'yla yakınlaşmamız lazım, buna mecburuz. Çünkü biz komşuyuz. Osmanlı ve Rusya mazide iki farklı imparatorluktu. Bu imparatorluklardan bir tanesinin modernleşmesi ve gelişmesi zayıftı. 18'inci asra kadar Osmanlı lmparatorluğu bir dünya gücüydü, üçüncü Roma'ydı. O devrin şartları içinde örgütlenmesi mükemmeldi. Ondan sonra yeni dünyaya uyamadı. Rusya bu konuda bizim bir parça önümüzde gitti. Bugün ise durum değişik. Uzun ve başarısız bir Sovyet iktidarı dönemi ki, kesinlikle Türkiye ve Rusya'nın sulh dönemi. Ama ruhi bakımdan büyük bir gerilim var. Bu uzun soğuk harbin en kritik noktası da şüphesiz Ismet lnönü devri. Bunda, Ismet Paşa iktidarının yani o zamanki Halk Partisi anlayışının donuk, köşeli düşünen kaba tutumu rol oynadığı gibi, hiç şüphesiz dünya şartları da rol oynadı. Bir insanın Stalinist Rusya gibi bir komşusu olması çok büyük bir talihsizlik. Yani biz lsmet Paşa iktidarını çekinceden ve bağnazlıktan dolayı eleştiriyoruz ama komşunun da Stalin Rusyası olduğunu unutmamamız lazım. Evet şurası bir gerçek ki, Türkiye, sınırdan içeri sığınan Ahıska kabilesini geri verdi. Bireyleri de geri verdiği oldu. Bu tabü çok korkunç birşey. Ama siz o zamanki Türkiye'yi yönetenlerin de nasıl bir paniğe kapıldığını, yandaki insanın arogansından nasıl bir dehşete düştüğünü hesaba katarak yargılayın lütfen. DP devrinde de bu bağnazlık devam etti. Bununla beraber, Viyana'da bulunduğum yıllarda Doğu Enstitüsü'ndeki raporlardan okuduğuma göre Türkiye, Demirel iktidarı zamanında Rusya'ya yanaşmaya başlamış. Çok önemli bir şey bu.
Bugüne gelip Rusya'nın ve Türkiye'nin şimdiki durumuna bakarsak...
Şimdi durum değişmiş. Mühendislik ve tıp inkılabımızı yapmış, sanayimizi kurmuş ve elektrikifasyonu tamamlamış bulunuyoruz. Komünist iktidarımız olmamasına rağmen, memleketin elektrikifasyonunu Sovyetler kadar hızlı bir biçimde tamamladık. Malum ya, Lenin'in bir lafı var; "Komünizm demek Sovyet iktidarı artı memleketin elektrikifasyonu" der. Ve Türkiye sanayi cemiyeti vasfına ulaştı. Bunun getirdiği ağır tahrip ve problemler de var. Fakat değişik bir ülkeyiz. Askerimizi kendi silahımız ve kendi giysimizle besleyebiliyoruz. Bu arada ordumuz tabü çok büyük nitelik değişikliği geçirdi. Çok müthiş bir kurmay sınıfı var. Eğitim veren bir ordu. Zirai meselelerimiz halledildi. Sağlık sorunlarımız büyük ölçüde çözüldü. Tabü devam eden problemler de var. Bizim Türkiye'de bugün için tek sorunumuz, etnik... Şimdi böyle bir Türkiye'nin Sovyetler Birliği'nin karşısındaki tutumu değişti. Devir artık ne Stalinist devir ne de Kruşçev devri. Rusya, bu Türkiye'yle partner olmak zorunda. Benim gördüğüm kadarıyla bunu hepsi anladı. Putin çok iyi anlamış vaziyette, o diğer liderlerden daha isabetli bakıyor. Devlet ve polis mekanizmasına daha fazla hakim. Devletin ve Rusya'nın kuwetini de daha iyi biliyor, zaaflarını da... Dolayısıyla bizim bu ortaklığa devam etmemiz gerekiyor.
Geçmiş dönemlerde Rusya-Türkiye ittifakları yaşandı mı?
Adriyatik'teki Iyon Adaları meselesi. Napolyon'a karşıydı. 18'inci ve 19'uncu asrın dönüm noktasıdır. Türkiye bundan kazançlı çıktı. Savaş belasının dışında kaldı o kısa dönemde. Biliyorsunuz, Mısır ve Akka olayı dışında Napolyon Savaşları'nda bulunmadık. lkincisi şüphesiz Sovyetlerle ittifakımız var. lstiklal Harbi'nde Rusya'yla savaşmamamız, hem mali hem de stratejik bakımdan, cepheyi çok rahatlattı. Bunun dışında sıcak ve aktif bir dostluğumuz olmadı. Ama 2'nci Cihan Harbi'nde bile kapışmamamız bir kazanç. Yine soğuk savaş döneminde de soğuk savaşın zararları oldu. Demirel dönemindeki yakınlaşmaların faydaları oldu.
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra neler oldu? Bu bağlamda Rusya-Ukrayna ilişkilerine de değinebilir misiniz?
Sovyetler dağıldı ortaya çok iyi şeyler çıkmadı. Mesela, Ukrayna maalesef iktisadi bağımsızlığını, "enerji bağımsızlığını" - böyle bir tabir kullanmamız lazım artık - elde edebilmiş bir ülke değil. Memleketin zenginlikleri, hatta 1920'lerin başında olan zenginlikleri, Komünist bürokrasinin yarattığı ağır tahribat ve kötü miras yüzünden bir türlü organize olup da ilerleyemiyor. Alimleri var, teknik bilgisi var, zengin bir toprak var ama hiç biri hiç birşey ifade etmiyor. Ukrayna neredeyse yiyeceğini zor temin eden bir ülke konumunda. Sanayisini yenileyemiyor, enerji kaynakları zaten yok. Kömür bugün için, artık makbul birşey değil. Ve bu durumu büyük bir çekişme halinde olan Ruslar, stratejik tehdit aracı olarak kullanıyor. Rusya, bir yandan da verdiği petrolün, gazın parasını alamıyor. Yani o da bir rezalet, çünkü devamlı beslemek zorunda. Aralarında Kırım gibi bir problem var. Rusya'da büyük teknik birikim var.llmi birikim, zenginlik var.
Bir parentez açarsak, Kırım'daki Türk azınlığın durumu için ne dersiniz?
Kırım probleminde Süleyman Demirel, kendine has üslubuyla çok esaslı bir iş becerdi. Oradaki Osmanlı Imparatorluğu kalıntısı azınlığını, ki sürülmüş ve geri dönmüşlerdi, Türk kültürel azınlığı haline getirdi. "Size bunları emanet ediyorum" dedi ve anlaşmalara girdi. Dolayısıyla bizim Osmanlı lmparatorluğu'ndan kalma himayemiz altındaki azınlıklara; Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan, Suriye ve Irak'taki gibilerine, bir de Kırım ilave edildi. Bu önemli; çünkü sınırlar her zaman değişir. Mutfak tarafı dışarda kalır, tuvalet burada kalır. Yatak odası dışarıda kalır, oturma odası burada kalır. Bunun gibi birşey. Bunu yapmamak, umumi ahlak ilkelerine aykırı. Onun için himaye etmeniz lazım... Siyasi ve içtimai hayatımızda lmparatorluk bizim çekirdeğimiz olduğu için, bundan dolayı dışarıda kalan azınlıklarımıza himaye göstermek zorundayız. Önümüzde çok büyük sorunlar var.
Ruslar yönetim devrimini başarabildiler mi? Türk müteşebbisinin bu noktada oynayabileceği roller olabilir mi ?
Maalesef yönetim devrimini başaramadılar. Mazide management vardı. Süpermarketleri Ruslar kurdu, lunapark maarif komiseri Luna çarsky'nin icadıdır. Yeni toplumda bu yok. lşte bunu tamamlıyor Türkiye. Bu önemli ve Türk teşebbüsünün risk alma faktörüne, Avrupa sahip değil. Kaldı ki, bir de Çin var. Çin çok büyük ve ehil bir kuvvet, çok becerikli bir millet. Rusya'nın en azından Sibirya toprakları tehdit altında. Orta Asya da aynı şekilde. Böyle bir faktör var. Ve gelecekte, Rusya ile Türkiye arasındaki iktisadi işbirliği coğrafya yüzünden kaçınılmaz. lşbirliği yapıldığı takdirde her iki taraf için de pazarlama kolay olacak. Yanıbaşımızdaki 150 milyonluk pazarı ihmal edemeyiz. Herşeyiyle buraya muhtaç. Yani tatil yapmak için, meyve-sebze için, birtakım yatırımlar için, zanaat dalları için buraya muhtaç. Bizim de en başta enerji kaynağımız orası... Bunları göz önünde tutmak zorundayız.
Askeri bakımdan Türkiye ve Rusya artık stabiliteye kavuştu. Bu iki kuwetin ittifakı kaçınılmaz. Tarih boyunca savaşarak birbirlerini tanımış iki şövalye bunlar, birbirlerine karşı alışkanlıkları ve Tabi askeri saygılan da var. Rus politikasının kabalığı dışında, askeri savaş teknik leri ve ilişkileri çok daha şövalyece olmuştur. O bakımdan bu iki kuvvetin bir arada bulunması kaçınılmaz. Rusya, Türk askeri faktörünü ihmal edemiyor, karşısında görmektense yanıbaşında görmeyi tercih ettiği bir kuvvet. Bu büyük bir değişiklik. Mazideki kadar karşı karşıya gelemez. O iş bitmiş artık. Bu durum da yakınlaştırıyor iki tarafı. Maalesef Rusya'nın kendine has hoyratlıkları var politikada. Bu son terör olaylarında da görüldü.
İlişkilerimizin kültürel boyutu...
Kültürel ilişkiler; her zaman ihmal ettiğimiz şey. Rusya'dan anti-komünist soğuk savaş döneminde, bizim bürokratların çoğu cahil olduğu için - kendini modern zanneden Dışişleri de buna dahil - konuların mahiyetlerini kavrayamadıklarından çok çekindik. Mesela herkes anti-komünistti, herkes soğuk savaş içindeydi ama Harvardlılar gidip Rusya arşivleri boşaltmakta tereddüt etmedi, çalıştılar Almanlar, Hollandalılar, lngilizler hepsi aynı şeyi yaptı. Rusya'nın o meşhur Türkolog falan yetiştirmesi, Sovyet devrin de bitti. 60'lardan itibaren Bolşoy baleye derin devlet mensupları ve lstanbul burjuvasının birkaç ferdi gider, seyreder. Ben çok hazin vakalar biliyorum. Bir üniversiteli genç seyretmek için bedava bile bulsa takip edilir. 60'lı yılların başında gezmek mümkün değil, Rusya'ya belirli çevreleri belirli seyahat acentaları götürür Senin gitmen söz konusu değil, imkan yok zaten başın derde girer. Kitap bulunmaz. Rus filolojisinin Ankara'da kitap mecmuası yok. Tarih kurumuna bir kitap gelse oradan almak için aylarca beklersin Bir kere bu işin kapatılması lazım. Rusya ve Türkiye'nin kültürel ilişkileri böyl oluruna bırakılamaz.