Siyaset6 Ocak 2005 00:00

Sarıgül vakası - Yücel Sarpdere

Aslına bakılırsa CHP içersindeki Sarıgül operasyonunun geçmişi Kemal Derviş’e dayanmaktadır. Kemal Derviş’in, Ecevit hükümetine IMF ve uluslararası finans merkezlerinin dayatması sonucu atanması sadece ekonomiyle sınırlı değildi. Nitekim Ecevit hükümetinin tasfiyesi, DSP’nin dağılış sürecinde Derviş’in rolü, ondan beklentileri daha açık bir biçimde ortaya koymuştu. DSP halledildikten sonra sıra yeni bir sosyal demokrat hareket yaratmaya gelmişti. coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardabilify link abilify

Bu yeni hareketin lideri Kemal Derviş olarak düşünülüyordu.
CHP’nin geride kalan kongresinde Derviş’in ismi partinin yeni lideri olarak medyanın belli kalemleri tarafından ısrarla öne sürülmüştü.
Kongrede Derviş’in ortaya koyduğu manifesto, bazılarınca salt Baykal’a karşı olarak algılansa da aslında o metin yeni sosyal demokrat partinin manifestosuydu.
Operasyon çoktan başlamıştı.
Çünkü, CHP yeni beklentileri karşılamaktan çok uzaktı.
Ne geniş kitleler için muhalefetin çekim merkezi olabilir, ne de laikçi, devletçi, lafızda bile olsa ulusalcı söylemleriyle küreselleşme denilen yeni dünya düzeninde eskimiş ve can sıkıcı olmaktan ileriye gidebilirdi.
Lakin tüm itelemelere, pışpışlamalara, parlatmalara karşın Derviş, birinci adam olma özelliklerini karşılayamamıştı.
Çaresi yok yenisine bakılacaktı.
Amerikan demokrasisinde çareler tükenmezdi!
***
Sarıgül’e şöyle dışarıdan kabaca bakıldığında bile ilk göze çarpan özellikleri nedir?
Tayyip Bey’le ne kadar da benzeşmektedir!
CHP’nin, etrafını çitlerle örmüş, elitist yönetici tabakasına karşın “halkçı” rolündedir!
Üstelik tıpkı Tayyip Bey gibi, belediyenin dolambaçlı labirentlerinde işlerin nasıl çözülebileceğini ayrıntılarıyla öğrenmiştir!
Yine Tayyip Bey gibi, İstanbul’da belediyeci olmanın avantajlarını kullanarak sermayenin tepe kesimlerinde dostluklar kurmuş, güven kazanmış, iş bitirmiştir!
“Yenileşmecidir!”
Medya ve egemen anlayış için “yenileşmenin” günümüzdeki karşılığı ise, Amerikanın güvenini kazanmak, küreselleşmeci olmak, uluslararası tekellerin tüm isteklerini ikiletmeden karşılamaktır.
Ve nihayetinde her ikisi de ABD’nin ılımlı İslam konseptine uygun davranacaklarını kanıtlamışlardır.
“Yenileşme” adına piyasaya sürülen Sarıgül’de Tayyip Bey’den farklı olan hangi görüş vardır?
Mesela, Sarıgül’ün ağzından ABD’nin Irak işgaline karşı bir şey duyan var mıdır?
Ya da İsrail ile ilgili?
Peki bu işin sonu ne olur?
Sarıgül kurultayda CHP’nin başına gelir mi?
Veya soruyu şöyle sormak gerekir:
Varılmak istenen yer Sarıgül’ün CHP’nin başına gelmesi midir, yoksa CHP’nin DSP gibi paramparça edilip bitirilerek “sosyal demokrat” etiketli yeni bir parti yaratmak mıdır?
Oysa, altı okla, Kemalizm’le geçmişin mirası, geleneği şuydu buyduyla, veballerle “darlıklarla” uğraşmak yerine yıkıp geçmek ve “Amerikan yenilikçisi” bir parti kurmak çok daha uygun olacaktır!
Tayyip Bey’in geçtiği yola bakın, Sarıgül’ün bundan sonrasını anlayın!