Asya27 Eylül 2004 00:00

Çin'in Araplara mesajı - Anouar Abdel-Malek

Tünelin sonunda ışık görünüyor. Arap Birliği'nin desteği altında Arapların ve Çin'in düşünce, duygu ve çıkarları sonunda bir olmaya başladı. Çin-Arap işbirliği, dünyanın potansiyel iki büyük gücünü ortaya çıkarabilir. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing'in Kahire'yi ziyaret etmesi, büyük ortaklığın kapısını açtı, bu belki bizim ilerlememizin bir yönü, belki dünyada yükselen korkulu saldırganlıktan bizi koruyacak rüzgar. Ama Araplar ve Çinliler bu ortaklık için ne yaptı? Neden biz ilerlemek için Asya ile bağlarımızı güçlendirmeliyiz? Özellikle Çin ile. İpek Yolu bu eski medeniyetler için bir ortak yön olabilir mi?

Mısır'da ve Arap dünyasındaki insanlar için, Doğu'ya yönelmek, Asya ülkeleriyle potansiyel işbirliğini araştırmak -özellikle Çin ile-revaçta bir konu. Bizim karar vericilerimiz geçmişte olan Asya-Afrika yakınlaşmasından söz ediyorlar. Bu yakınlaşmanın adı 1955 yılındaki Bandung Konferansı. Bu konferansa 29 Afrikalı ve Asyalı uluslardan temsilciler katılmıştı ve 1961 yılında Bağlantısızlar Hareketi'ni yaratmada öncülük yapmışlardı.

Ama biraz daha geriye bakalım. Beş bin yıl önce Mısır, Çin, Pers İmparatorluğu dünyanın en büyük imparatorluklarıydı. Sonra Mısır gücünü kaybetti, bunu Persler'in İslam'ın yayılmasıyla gücünü kaybetmesi izledi. Çin ise eski yoluna devam etti. Yerini korudu. Bugün için eski vizyonuyla ayakta duruyor. Bizim bölgemiz İslam'ın yükseldiği dönemde, çarpıcı bilimsel keşiflerin, bazı denizcilik teknolojisinin ilerlemesine öncülük etti. Bu keşifler yapıldığı dönemde Avrupa, Ortaçağ'ın karanlığından kendini çıkarmaya çalışırken ve kanlı savaşlar yaparken ve dünyayı kolonileştirmeye ve keşiflere çıkmaya karar vermişti.

11. yüzyıldan sonra Avrupa, İslam dünyasına seferler yapmaya başladı. 15. yüzyıla kadar Avrupalılar Yeni Dünya'yı koloni yapmaya başladı ve yerli kültürlere baskı yaptı. Bu macerada Afrika ve Asya'da baskı altına alındı. Biz Batı'nın sömürgelerini nasıl yağmaladığını biliyoruz. Onun misyon duygusu, onun ırksal üstünlük varsayımları bugüne geldi. Endüstri devrimiyle birlikte had safhaya ulaştı.

Ama biz Doğu'yu unutmamalıyız, Doğu tamamen geri plana atılacak bir şey değildir. İslami nüfuz Türkiye'den Batı Çin'e kadar genişledi hatta Japonya'ya kadar. İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusu kendi nüfuzunu Doğu Akdeniz'e kadar taşıdı, ta ki Batılı karşıtlarının 1840'ta içine sızmasına kadar. Çin'de yeniden canlanma tam da bu zamanda geldi. Çin'in Avrupalılara karşı uyanışı 1840 yılında Afyon Savaşları ve 1899'daki Boksör Ayaklanması [Tarihe Boksör Ayaklanması olarak geçen, Çin'deki yabancıları ülkeden çıkarmayı amaçlayan ve devletçe de desteklenen köylü ayaklanması] ile başladı.

19. yüzyıldaki ulusal bağımsızlık hareketlerinin Doğu'ya sızmasından bu yana Afrika ve Asya ulusları siyasi yeniden uyanışa kendi kimlikleri ve kültürel direnişleri kadar sarılmadı. Artık Doğu neyi istediğini biliyor. Doğu bir dünya istiyor ki bu dünyada kültürel farklılık ve siyasi denge olmalıdır. Yani çokkutuplu ve çokkültürlü dünya. Geçmişte Asya'daki komünist hareket gibi Arap dünyası da milliyetçiliği kendi kurtuluşları için bir yol olarak gördüler. Her ikisi de geçmişle yakınlık duygusunu kaybetmeden gelecek için tutkulu plan sunuyordu. Geçmişte İpek Yolu ülkelerinin durumu da bundan farklı değildi. Doğu teknolojik devrimi yakalama arzusundaydı ama bunu yapması için halkın katılımını sağlaması gerekiyor. Doğu'nun insani başarıların meyvesini alması ve sosyal ve kültürel gelişim için bunu dağıtması gerekiyor.

Siyonist-Amerikan saldırgan kuşatmasıyla birlikte uluslarımız yanlış bir stratejiye doğru cezbedildi. Saldırganlık saldırganlığı takip etti. Bizim bağımsızlık ve birliktelik duygumuz kazığa bağlandı. Çin'in Mısır ve Arap dünyasına cazibeli mesajı akıllarda kalsın. Bu mesaj M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış siyasi ve strateji yazarı Sun Tzu kelimeleriyle daha iyi ifade ediliyor. Savaş Sanatı'nda dünyanın en eski askeri tezini Sun Tzu şöyle ifade ediyor: Yüz savaşta yüz zafer kazanmak başarının doruğu değildir. Savaşta en önemli şey düşmanın stratejisine saldırmaktır".

Bu mesajı aklımızın bir köşesinde tutmalıyız. Bu bizim özgürlüğümüzün tabiatını oluşturan mesaj, bizim maceramız kargaşa dalgalarına dayanıyor, kan dökme bizim yolumuza geliyor, bizim doğal nefretimiz uluslararası düzeni basit güçlerin kontrol etmesine. Siyonist-Amerikalılar Irak'tan Filistin'e kadar Arap dünyasından öç alıyorlar. Sadece orduyla değil, düşünceyle ve stratejiyle.

Sun Tzu'nun sözlerini hatırlamalıyız: "Düşmanın stratejisine saldırmak." Bu konuda Çinliler ve Araplar ortak olmalı. Kendi ürettikleri stratejilere ihtiyaçları var. Burada ve Asya'da büyük potansiyel var ve bu potansiyel yerinde durmamalı. Eğer Siyonist Amerikan çıkarlarını baki kalmamasını istiyorsak kendi stratejimizi yaratmalıyız.