Asya15 Eylül 2004 00:00
Görünmeyen satrançtan açık savaş hazırlığına mı? - Kenan Biliz
Türkiye, burada oynanan oyunu görme(z)den gelirken, ABD hesaplarına karşı dirençte askeri bürokraside kırılmış görünüyor. Liman ve havaalanlarıyla ilgili ABD istekleri yakın bir zamanda imzalanarak yürürlüğe girdi.discount drug coupons click free discount prescription carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscialis forum link cialis bez receptabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluscialis walgreen coupon cheap cialis cialis couponoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
Kafkaslarda büyük hesaplaşma
Kenan Biliz.
ABD, BOP veya GOP’la planladığı yeni dünya düzenine yönelik adımlarını iddialı
bir şekilde atıyor. Türkiye’den istediği ve sonunda aldığı yeni üstler ve liman
kullanımını bu bağlamda da değerlendirmek gerekiyor. Yeni Şafak’tan İbrahim
Karagül, İran ve Suriye’nin hedef alınacağı biliniyor tespitin yapıyor. Bölgesel
gelişmeleri yakından ve dikkatli izlersek, iki kutuplu bir hazırlığın olduğu
gözden kaçmayacaktır. Kıbrıs’taki süreçte planların bir parçası olarak
işlemektedir. Burada asıl sorun Türkiye’nin tavrının ne olacağı. Putin’in 3
Eylül’de gerçekleşemeyen gezisi, tam bu döneme denk gelen Osetya olayları,
ABD’nin ‘havaalanları ve limanlar için Türkiye’den kullanım izni alması, İran
Cumhurbaşkanının Ermenistan, Belaruzya ve Tacikistan ziyaretleri önemli hamleler
olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin derin hesapları
İbrahim Karagül, Yeni Şafak’taki yazısında “İran ve Suriye'nin hedef alınacağı
biliniyor. Ancak bu "yeni düşmanlar" kim? Pakistan mı, Lübnan mı, Sudan mı,
Nijerya mı, Endonezya mı, Suudi Arabistan mı, Mısır mı? "Beş ya da altı ülke"
arasında Türkiye de var mı? "Ya da altı ülke" ifadesinin işaret ettiği ülke
hangisi? Durumu netleşmeyen ülke Türkiye mi?” diye soruyor. Kanımca Türkiye
politikası tarafsız kalma, Rusya ve İran ile komşuluk ilişkilerini (Erdoğan’ın
İran ziyareti bu bağlamda görülebilir) sürdürme şeklinde görünse de ABD’nin
şerrini ciddiye alan bir yaklaşım içinde.
Karagül, ABD’nin hesaplarını şöyle özetliyor; “Time dergisinin son sayısında, 2
Kasım seçimlerini kazanması halinde George Bush yönetiminin "Şer ekseni"nin
kapsamını genişleteceği, "beş ya da altı ülkeyi daha düşman ilan ederek saldırı
kapsamına alacağı" belirtiliyor. Bush yönetimindeki Hristiyan sağcılarla Yahudi
lobisinin bu yöndeki politikayı belirlediği, seçim sonrası yeni düşmanlara karşı
"önleyici saldırı"ların yapılacağı" ifade ediliyor. Adı verilmeyen bu ülkelere
karşı uygulanacak politika ise tanıdık: Teröre destek vermek ve kitle imha
silahı programı yürütmek!
ABD'nin düşman listesinin ilk bölümünü Afganistan ve Irak oluşturdu. İkinci
bölümde Suriye, İran, Lübnan, Sudan, S. Arabistan gibi ülkeler var. Son halkada
ise Pakistan, Endonezya ve Türkiye...
Türkiye, Pakistan ve Endonezya'nın güçlü askeri yapılarının çözülmesi ise
"silahsızlandırma projesi"nin bir parçası. Endonezya'nın Açe sorunuyla,
Türkiye'nin Kuzey Irak'la, Suudi Arabistan'ın iç çatışmalarla, Sudan ve Nijerya
gibi ülkelerin etnik ve din savaşıyla yüzleşeceği, Kafkaslar'da küresel güç
dengelerini sarsacak etnik karmaşanın yaşanacağı, Ortadoğu'da petrol ve
İsrail'in güvenliğine endeksli istila projelerinin genişletileceği bir döneme
gireceğiz”.
İlk hedef Türkiye olamaz!
ABD, kafasının arkasında saklamadığı hedefler için öncelikli olarak Kafkaslarda
kontrolü sağlamak, ardından İran’ı aldığı çember içinde boğmak. Bunun içinde
İran içinde karışıklık yaratıp, karşı devrimi desteklemeyi sürdürüyor. ABD’nin
Azerbaycan kamuoyunu etkileyecek açıklamaları, Donald Rumsfeld’in 13 Ağustos
2004 tarihinde bu ülkeyi ziyaretinde Azerbaycan Savunma Bakanı Sefer Abiyev’in
Dağlık Karabağ sorunu için ABD’den destek istemesi üzerine Rumsfeld,
“Uluslararası arabuluculuk için katkıda bulunacağız” ifadesi dikkat çekicidir.
Rumsfeld’in Bakü ziyaretinin üzerinden 1 hafta geçtikten sonra 19-20 Ağostos
günü 3’ü Ermenistan’a, 6’sı İran’a casusluk yaptığı belirtilen 9 kişi yakalandı.
İran’a casusluk yapanlar ile ilgili basına bilgi sızmazken, Ermenistan’a
casusluk yapan Erivan Devlet Üniversitesinde öğrenci olduğu belirtilen bir Japon
kız öğrencinin Bakü’nun kenar mahallelerindeki kaldığı evde güvenlik alanlarının
görüntülerinin olduğu kaset ve kameralar bulundu. Sizce bütün bunlar bir tesadüf
müydü?
Gürcistan, Batı cephesinde
I. harp sonrası, İngiltere Hindistan’ı güvenceye almak için Afganistan
üzerinden, Kafkas hükümetlerinin devamını sağlamak amacıyla yoğun gayret
içindedir. Ancak Bolşevik Moskova ile Atatürk Ankara’sı İngiliz tehdidine karşın
ortak hareket ederek Menşevik Gürcü hükümeti, Ermeni Taşnak hükümetinin
devrilmesini sağladılar. Azerbaycan’daki Mehmet Emin Resulzade hükümeti de bu
dönemde Bolşevik tazyikine dayanamayarak yıkılmış böylece İngilizlerin
Kafkaslardaki etkinliği sona ermişti. 1920 itibariyle Kafkaslar Batı etkisinden
arındırıldılar.
1990 sonrası bölgenin büyük sorunları olmasına rağmen Batı etkisi 2000’lerde
başlayacaktır. ABD, İngiliz siyasetinin devamı olarak bölgeyi kontrol altına
almak, böylece BOP veya GOP projesinin önündeki engelleri temizlemeyi
hedeflemektedir. Gürcistan’da SOROS’un katkılarıyla yaşanan ‘Kadife’ devrimle
Batı cephesine kayarken, ABD, Ermenistan’ı Ermeni Diasporası ile etkileyerek
yanına almaya çalışmakta. Azerbaycan’da benzer etkileşim içine sokulmak
isteniyor. ABD’nin Güney Azerbaycan sunumlu Türkçülük hareketlerini
Azerbaycan’da desteklediği bilinen bir gerçek. Böylece İran içinde hatırı
sayılır bir güç olan Türkleri hedefleri doğrultusunda kullanırken, İran
tehdidini de bölgesel denklemlerle ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Türkiye-Kıbrıs
Kıbrıs’ta referandum dönemini hatırlarsak, çıkan sonuçtan ABD’nin memnuniyetini
de hatırlarız. Referandumla Ada ikiye bölünmüş, Güney AB’ye, Kuzey ise ABD’ye
düşmüştü. Kuzeyin ABD’ye bağlanması için operasyonlar halen devam etmektedir.
Türkiye, burada oynanan oyunu görme(z)den gelirken, ABD hesaplarına karşı
dirençte askeri bürokraside kırılmış görünüyor. Liman ve havaalanlarıyla ilgili
ABD istekleri yakın bir zamanda imzalanarak yürürlüğe girdi.
İşte meşhur antlaşma;
Amaç
Madde 1 - Amerika Birleşik Devletleri Makamları tarafından Türkiye'ye ithal ve
buradan ihraç olunacak askeri malzeme, teçhizat, ikmal maddeleri ve eşyalarının
(bundan sonra "Destek Hamulesi" diye anılacaktır) giriş/çıkış ve ülke içi nakil
işlemlerinin yürütülmesinde aşağıdaki usuller uygulanacaktır.
Kapsam
Madde 2 - ABD destek hamulesinin giriş ve çıkış işlemlerinde Türk mevzuatına ve
6375 sayılı Kanunla tasdik olunan 19 Haziran 1951 tarihli "Kuzey Atlantik
Antlaşmasına Taraf Devletler Arasında Kuvvetlerin Statüsüne Dair Sözleşme"ye
(NATO-SOFA) uyulacaktır.
Genel Hususlar
Madde 3 - ABD gemi ve uçakları ile Türkiye'ye getirilecek ve buradan götürülecek
destek hamulesinin giriş ve çıkışı aşağıdaki deniz ve hava limanlarından
yapılacaktır.
a) Deniz Limanları:
1) İstanbul, 2) İzmir, 3) İskenderun, 4) Yumurtalık, 5) Antalya, 6)
Aksaz/Karaağaç, 7) Ağalar (sadece mühimmat için)
b) Hava Limanları:
1) Esenboğa (Ankara), 2) Atatürk (İstanbul), 3) Çiğli (İzmir), 4) İncirlik
(Adana), 5) Antalya, 6) Aksaz/Dalaman (Muğla).
Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren antlaşma gereği, ABD isteklerinin
önemli kısmını elde etmeye sağlamıştır. Karadeniz bölgesinde üs taleplerinin ise
nasıl bir şekilde sonuçlanacağı meçhul. Ancak bütün bu gelişmeler çerçevesinde
Türkiye’nin ABD’nin yanında gönüllü olarak yer almayacağı, ancak bu ülkenin
şerrini savuşturma politikası güttüğünü söylemek mümkün.
Karşı cephede neler oluyor
ABD’nin bölgenin kontrolünü sağlamak için etnik ve dini karşıtlıkları
kullanmaktaki mahirliği bilenmektedir. Hazar çevresi de bu amaç doğrultusunda
oluk oluk kana bulanabilir. Kafkaslar'da çıkacak etnik savaşın boyutları ise çok
dramatik, aynı zamanda sonuç olarak ABD’nin beklentisi doğrultusunda
işlemeyebilir. Bir anlamda bomba ABD’nin elinde de patlayabilir. Yani evdeki
hesap her zaman çarşıya uymamaktadır. ABD’nin bölge üzerine oynadığı oyunlar,
Rusya merkezli yeni cepheyle kırılma tehdidi altında.
Hatta öyle ki, Rusya’nın son olaylar üzerinden Gürcistan’ı vurma tehdidi ABD’nin
bölgeye yerleşmesine karşın Rusya’nın her türlü müdahalede bulunacağının açık
göstergesi olmakta. Osetya’dati terör olayının ardından Rusya’dan ilginç
açıklamalar geliyor. Rus resmi rakamlarının yaptığı açıklamalar oldukça
etkileyici. Rus yetkililer, ilk defa terörü önlemek için “Gürcistan”ı vurmaktan
söz ettiler. Bu, ABD’nin meşrulaştırdığı önleyici tedbirleri içine giren bir
uygulamadır. Bu açıklamalar ABD’nin Kafkaslar ve İran’a dönük politikalarını
uygulamada ciddi bir ikilimi doğurmaktadır.
Kafkasya Araştırmaları Masası, Araştırmacı Kamil Ağacan, bölgeye yönelik
analizinde, “Rus Genelkurmay Başkanı Yuri Baluyevski’nin, “Moskova’nın dünyanın
her noktasında teröristlerin üslerine saldırılar yapmaya hazır” olduğunu
açıklaması bir anda Panki Vadisi ve buna bağlı olarak Gürcistan’ın
bombalanabilirliğini gündeme getirmiştir. Ardından da Rus Dışişleri Bakanı
Rusya’nın Sesi radyosuna vermiş olduğu mülakatta, Güney Osetya’daki gerginlikle
Kuzey Osetya’da yaşananlar arasında ilişki olup olmadığına dair soruyu “Bu iki
olayın birbiriyle ilişkili olduğuna ve aynı merkezden yönetildiğine ilişkin
somut deliller bulunmamaktadır” yanıtını vermekle birlikte, Rus bakan Gürcistan
yönetiminin Güney Osetya’da yarattığı gerginlikle, şimdiye kadar bölgenin “en
sakin” cumhuriyetlerinden biri olduğunu iddia ettiği Kuzey Osetya’da rehine
olaylarının yaşanması arasında bağ olabileceği değerlendirmesini yapmıştır”
tespitini yapmaktadır.
Yalnızca bu işaretler, bölge için geleceğin oldukça kanlı oyunlara yol
açabileceğinin işaretini vermektedir. Denklemin Avrasya merkezli karşıt
tarafında yalnızca bu gelişmeler yaşanmamakta. İran’ın hızla ABD tehdidi
karşısında denklemin içinde yer aldığı görülmektedir.
Hatemi’nin gezisi
İran Cumhurbaşkanı Seyid Muhammed Hatemi, 9-10 Eylül tarihlerinde Ermenistan’a
bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu gezinin tarihi ve gezinin diğer ayakları oldukça
dikkat çekici. Basına yansıdığı kadarıyla Hatemi, Ermenistan’ın soykırım ve
tehcir iddialarına karşı sıcak mesajlar verdi. Bu ziyarette Hatemi, Soykırım
Anıtını’da ziyaret etti. Hatemi’nin bundan sonraki durakları Belarusya ve
Tacikistan.
Bu ziyaretleri nasıl yorumlamalıyız
Erivan’a iki günlük gezi düzenleyen İran İslam Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi,
tehcir ve ermeni soykırımı Kurbanları için dikilen abideyi ziyaret ederek saygı
duruşunda bulundu. Resmi merasimden sonra "Ermeni soykırımı" Müze Müdürü
Lavrenti Barseqyan İran Cumhurbaşkanı’na Ermenistan Tarihi ve Tehcir jenosit”
adlı kitap hediye etti. İlk gün Hatemi Ermenistan’ın ırkçı Daşnakstuyun
partisinin liderleri ile de görüşme yaptı.
Erivan’a gezi çerçevesinde İran Cumhurbaşkanı, Ermenistanlı meslektaşı Robert
Koçeryan’la ortak açıklamada yaptı. Ortak açıklamada, Ermenistan ve Azerbaycan
Cumhurbaşkanlarının baş başa görüşmelerinin önemine değinildi. Açıklamada,
sorunun iki ülke arasında çözümünü destekliyordu. Cumhurbaşkanları ortak
açıklamalarında Karabağ halkı ile Ermeni ve Azeri halkının ilişkilerinin
normalleşerek, yakınlık oluşmasının mevcut sorunların çözümünde olumlu bir
atmosfer yaratacağı üzerinde duruldu.
Burada görülmesi gereken Rusya ile stratejik ilişkilerin boyutu. Ermenistan’ın
dışında Belorusya ve Tacikstan önemli aktörler. Ermenistan, Belorusya ve
Tacikstan Rusiyanın en yakın partnerleri. Moskova, geri dönüşü çağrıştırmamak
içinde oldukça dikkatli. Bunun için bir çok ülkeyle ciddi stratejik ortaklık
kuruyor. Eski Sovyet cumhuriyetleri içerisinde Belarus gibi Ermenistan da harp
sanayi kompleksinin önemli boyutta oluşu dikkate değer bir bilgi. 80’li yıllarda
bu cumhuriyetlerde yapılan genel üretimin yüzde 93’ünü harp sanayi kompleksinin
payına düşüyordu. Bu kuruluşların bir kısmı, ilk bağımsızlık yıllarında tahrip
olup elden çıksa da, ayakta kalanlar Ruslar tarafından özelleştirilmek suretiyle
ayakta tutuldular. Hatemi’nin gezisi öncesi Erivan’da yayınlanan “Qolos Armenii”
gazetesi “Moskova-Tahran hattı Erivan’dan geçer” başlıklı yazıda Erivan’ın
önemine dikkat çekti.
Hatırlatalım ki, bu yılın sonunda Tahran’ın atom bombasına sahip olacağı ön
görülüyor. Bu gezinin Hatemi’nin Belorus’tan teknoloji transferi sağlaması için
anlaşmaların yapılacağı da öne sürülüyor. Bilindiği gibi Ermenistan’ta Atom
Elektrik Santrali bulunuyor. Tacikistan’da ise zengin uranyum yataklarının
mevcudiyeti biliniyor. Tacikistan’ın Tahran’ın atom bombası için gerekli olan
uranyumu sağlayacağı biliniyor. Bunların olabilmesi için Moskova’nın mutlak izni
gerekiyor.
Rusya, artık kolay değil
Gorbaçov ile başlayan ve Yeltsin ile süren Batı eliyle dağılma süreci Putin
dönemiyle tersine dönüyor. Bazı analizlere göre ‘açıklık’ ve ‘yeniden yapılanma’
süreci aslında Rusya için doğal sınırlara çekilme olarakta nitelendiriliyor. Bu,
Batı’nın bölgeye yönelik projeksiyonlarının da hata payını yükseltir. Rusya’nın
Avrasya merkezli oluşumlar için attığı adımlar ciddi sonuçlar verirse, ABD’nin
BOP veya GOP’u işte o zaman gerçekleşmesi imkansız hayali bir proje olarak
kalır.
Ancak gerçek olan bir şey varsa, iki kutup arasındaki mücadelenin sonucunda
bölge ülkelerinin ciddi ekonomik kayıplara uğraması kaçınılmaz. Bu kayıpların
insani boyutları ve dramatik yönleri ise korkutucu boyutlara ulaşabilir.
Kenan Biliz.
ABD, BOP veya GOP’la planladığı yeni dünya düzenine yönelik adımlarını iddialı
bir şekilde atıyor. Türkiye’den istediği ve sonunda aldığı yeni üstler ve liman
kullanımını bu bağlamda da değerlendirmek gerekiyor. Yeni Şafak’tan İbrahim
Karagül, İran ve Suriye’nin hedef alınacağı biliniyor tespitin yapıyor. Bölgesel
gelişmeleri yakından ve dikkatli izlersek, iki kutuplu bir hazırlığın olduğu
gözden kaçmayacaktır. Kıbrıs’taki süreçte planların bir parçası olarak
işlemektedir. Burada asıl sorun Türkiye’nin tavrının ne olacağı. Putin’in 3
Eylül’de gerçekleşemeyen gezisi, tam bu döneme denk gelen Osetya olayları,
ABD’nin ‘havaalanları ve limanlar için Türkiye’den kullanım izni alması, İran
Cumhurbaşkanının Ermenistan, Belaruzya ve Tacikistan ziyaretleri önemli hamleler
olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin derin hesapları
İbrahim Karagül, Yeni Şafak’taki yazısında “İran ve Suriye'nin hedef alınacağı
biliniyor. Ancak bu "yeni düşmanlar" kim? Pakistan mı, Lübnan mı, Sudan mı,
Nijerya mı, Endonezya mı, Suudi Arabistan mı, Mısır mı? "Beş ya da altı ülke"
arasında Türkiye de var mı? "Ya da altı ülke" ifadesinin işaret ettiği ülke
hangisi? Durumu netleşmeyen ülke Türkiye mi?” diye soruyor. Kanımca Türkiye
politikası tarafsız kalma, Rusya ve İran ile komşuluk ilişkilerini (Erdoğan’ın
İran ziyareti bu bağlamda görülebilir) sürdürme şeklinde görünse de ABD’nin
şerrini ciddiye alan bir yaklaşım içinde.
Karagül, ABD’nin hesaplarını şöyle özetliyor; “Time dergisinin son sayısında, 2
Kasım seçimlerini kazanması halinde George Bush yönetiminin "Şer ekseni"nin
kapsamını genişleteceği, "beş ya da altı ülkeyi daha düşman ilan ederek saldırı
kapsamına alacağı" belirtiliyor. Bush yönetimindeki Hristiyan sağcılarla Yahudi
lobisinin bu yöndeki politikayı belirlediği, seçim sonrası yeni düşmanlara karşı
"önleyici saldırı"ların yapılacağı" ifade ediliyor. Adı verilmeyen bu ülkelere
karşı uygulanacak politika ise tanıdık: Teröre destek vermek ve kitle imha
silahı programı yürütmek!
ABD'nin düşman listesinin ilk bölümünü Afganistan ve Irak oluşturdu. İkinci
bölümde Suriye, İran, Lübnan, Sudan, S. Arabistan gibi ülkeler var. Son halkada
ise Pakistan, Endonezya ve Türkiye...
Türkiye, Pakistan ve Endonezya'nın güçlü askeri yapılarının çözülmesi ise
"silahsızlandırma projesi"nin bir parçası. Endonezya'nın Açe sorunuyla,
Türkiye'nin Kuzey Irak'la, Suudi Arabistan'ın iç çatışmalarla, Sudan ve Nijerya
gibi ülkelerin etnik ve din savaşıyla yüzleşeceği, Kafkaslar'da küresel güç
dengelerini sarsacak etnik karmaşanın yaşanacağı, Ortadoğu'da petrol ve
İsrail'in güvenliğine endeksli istila projelerinin genişletileceği bir döneme
gireceğiz”.
İlk hedef Türkiye olamaz!
ABD, kafasının arkasında saklamadığı hedefler için öncelikli olarak Kafkaslarda
kontrolü sağlamak, ardından İran’ı aldığı çember içinde boğmak. Bunun içinde
İran içinde karışıklık yaratıp, karşı devrimi desteklemeyi sürdürüyor. ABD’nin
Azerbaycan kamuoyunu etkileyecek açıklamaları, Donald Rumsfeld’in 13 Ağustos
2004 tarihinde bu ülkeyi ziyaretinde Azerbaycan Savunma Bakanı Sefer Abiyev’in
Dağlık Karabağ sorunu için ABD’den destek istemesi üzerine Rumsfeld,
“Uluslararası arabuluculuk için katkıda bulunacağız” ifadesi dikkat çekicidir.
Rumsfeld’in Bakü ziyaretinin üzerinden 1 hafta geçtikten sonra 19-20 Ağostos
günü 3’ü Ermenistan’a, 6’sı İran’a casusluk yaptığı belirtilen 9 kişi yakalandı.
İran’a casusluk yapanlar ile ilgili basına bilgi sızmazken, Ermenistan’a
casusluk yapan Erivan Devlet Üniversitesinde öğrenci olduğu belirtilen bir Japon
kız öğrencinin Bakü’nun kenar mahallelerindeki kaldığı evde güvenlik alanlarının
görüntülerinin olduğu kaset ve kameralar bulundu. Sizce bütün bunlar bir tesadüf
müydü?
Gürcistan, Batı cephesinde
I. harp sonrası, İngiltere Hindistan’ı güvenceye almak için Afganistan
üzerinden, Kafkas hükümetlerinin devamını sağlamak amacıyla yoğun gayret
içindedir. Ancak Bolşevik Moskova ile Atatürk Ankara’sı İngiliz tehdidine karşın
ortak hareket ederek Menşevik Gürcü hükümeti, Ermeni Taşnak hükümetinin
devrilmesini sağladılar. Azerbaycan’daki Mehmet Emin Resulzade hükümeti de bu
dönemde Bolşevik tazyikine dayanamayarak yıkılmış böylece İngilizlerin
Kafkaslardaki etkinliği sona ermişti. 1920 itibariyle Kafkaslar Batı etkisinden
arındırıldılar.
1990 sonrası bölgenin büyük sorunları olmasına rağmen Batı etkisi 2000’lerde
başlayacaktır. ABD, İngiliz siyasetinin devamı olarak bölgeyi kontrol altına
almak, böylece BOP veya GOP projesinin önündeki engelleri temizlemeyi
hedeflemektedir. Gürcistan’da SOROS’un katkılarıyla yaşanan ‘Kadife’ devrimle
Batı cephesine kayarken, ABD, Ermenistan’ı Ermeni Diasporası ile etkileyerek
yanına almaya çalışmakta. Azerbaycan’da benzer etkileşim içine sokulmak
isteniyor. ABD’nin Güney Azerbaycan sunumlu Türkçülük hareketlerini
Azerbaycan’da desteklediği bilinen bir gerçek. Böylece İran içinde hatırı
sayılır bir güç olan Türkleri hedefleri doğrultusunda kullanırken, İran
tehdidini de bölgesel denklemlerle ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Türkiye-Kıbrıs
Kıbrıs’ta referandum dönemini hatırlarsak, çıkan sonuçtan ABD’nin memnuniyetini
de hatırlarız. Referandumla Ada ikiye bölünmüş, Güney AB’ye, Kuzey ise ABD’ye
düşmüştü. Kuzeyin ABD’ye bağlanması için operasyonlar halen devam etmektedir.
Türkiye, burada oynanan oyunu görme(z)den gelirken, ABD hesaplarına karşı
dirençte askeri bürokraside kırılmış görünüyor. Liman ve havaalanlarıyla ilgili
ABD istekleri yakın bir zamanda imzalanarak yürürlüğe girdi.
İşte meşhur antlaşma;
Amaç
Madde 1 - Amerika Birleşik Devletleri Makamları tarafından Türkiye'ye ithal ve
buradan ihraç olunacak askeri malzeme, teçhizat, ikmal maddeleri ve eşyalarının
(bundan sonra "Destek Hamulesi" diye anılacaktır) giriş/çıkış ve ülke içi nakil
işlemlerinin yürütülmesinde aşağıdaki usuller uygulanacaktır.
Kapsam
Madde 2 - ABD destek hamulesinin giriş ve çıkış işlemlerinde Türk mevzuatına ve
6375 sayılı Kanunla tasdik olunan 19 Haziran 1951 tarihli "Kuzey Atlantik
Antlaşmasına Taraf Devletler Arasında Kuvvetlerin Statüsüne Dair Sözleşme"ye
(NATO-SOFA) uyulacaktır.
Genel Hususlar
Madde 3 - ABD gemi ve uçakları ile Türkiye'ye getirilecek ve buradan götürülecek
destek hamulesinin giriş ve çıkışı aşağıdaki deniz ve hava limanlarından
yapılacaktır.
a) Deniz Limanları:
1) İstanbul, 2) İzmir, 3) İskenderun, 4) Yumurtalık, 5) Antalya, 6)
Aksaz/Karaağaç, 7) Ağalar (sadece mühimmat için)
b) Hava Limanları:
1) Esenboğa (Ankara), 2) Atatürk (İstanbul), 3) Çiğli (İzmir), 4) İncirlik
(Adana), 5) Antalya, 6) Aksaz/Dalaman (Muğla).
Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren antlaşma gereği, ABD isteklerinin
önemli kısmını elde etmeye sağlamıştır. Karadeniz bölgesinde üs taleplerinin ise
nasıl bir şekilde sonuçlanacağı meçhul. Ancak bütün bu gelişmeler çerçevesinde
Türkiye’nin ABD’nin yanında gönüllü olarak yer almayacağı, ancak bu ülkenin
şerrini savuşturma politikası güttüğünü söylemek mümkün.
Karşı cephede neler oluyor
ABD’nin bölgenin kontrolünü sağlamak için etnik ve dini karşıtlıkları
kullanmaktaki mahirliği bilenmektedir. Hazar çevresi de bu amaç doğrultusunda
oluk oluk kana bulanabilir. Kafkaslar'da çıkacak etnik savaşın boyutları ise çok
dramatik, aynı zamanda sonuç olarak ABD’nin beklentisi doğrultusunda
işlemeyebilir. Bir anlamda bomba ABD’nin elinde de patlayabilir. Yani evdeki
hesap her zaman çarşıya uymamaktadır. ABD’nin bölge üzerine oynadığı oyunlar,
Rusya merkezli yeni cepheyle kırılma tehdidi altında.
Hatta öyle ki, Rusya’nın son olaylar üzerinden Gürcistan’ı vurma tehdidi ABD’nin
bölgeye yerleşmesine karşın Rusya’nın her türlü müdahalede bulunacağının açık
göstergesi olmakta. Osetya’dati terör olayının ardından Rusya’dan ilginç
açıklamalar geliyor. Rus resmi rakamlarının yaptığı açıklamalar oldukça
etkileyici. Rus yetkililer, ilk defa terörü önlemek için “Gürcistan”ı vurmaktan
söz ettiler. Bu, ABD’nin meşrulaştırdığı önleyici tedbirleri içine giren bir
uygulamadır. Bu açıklamalar ABD’nin Kafkaslar ve İran’a dönük politikalarını
uygulamada ciddi bir ikilimi doğurmaktadır.
Kafkasya Araştırmaları Masası, Araştırmacı Kamil Ağacan, bölgeye yönelik
analizinde, “Rus Genelkurmay Başkanı Yuri Baluyevski’nin, “Moskova’nın dünyanın
her noktasında teröristlerin üslerine saldırılar yapmaya hazır” olduğunu
açıklaması bir anda Panki Vadisi ve buna bağlı olarak Gürcistan’ın
bombalanabilirliğini gündeme getirmiştir. Ardından da Rus Dışişleri Bakanı
Rusya’nın Sesi radyosuna vermiş olduğu mülakatta, Güney Osetya’daki gerginlikle
Kuzey Osetya’da yaşananlar arasında ilişki olup olmadığına dair soruyu “Bu iki
olayın birbiriyle ilişkili olduğuna ve aynı merkezden yönetildiğine ilişkin
somut deliller bulunmamaktadır” yanıtını vermekle birlikte, Rus bakan Gürcistan
yönetiminin Güney Osetya’da yarattığı gerginlikle, şimdiye kadar bölgenin “en
sakin” cumhuriyetlerinden biri olduğunu iddia ettiği Kuzey Osetya’da rehine
olaylarının yaşanması arasında bağ olabileceği değerlendirmesini yapmıştır”
tespitini yapmaktadır.
Yalnızca bu işaretler, bölge için geleceğin oldukça kanlı oyunlara yol
açabileceğinin işaretini vermektedir. Denklemin Avrasya merkezli karşıt
tarafında yalnızca bu gelişmeler yaşanmamakta. İran’ın hızla ABD tehdidi
karşısında denklemin içinde yer aldığı görülmektedir.
Hatemi’nin gezisi
İran Cumhurbaşkanı Seyid Muhammed Hatemi, 9-10 Eylül tarihlerinde Ermenistan’a
bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu gezinin tarihi ve gezinin diğer ayakları oldukça
dikkat çekici. Basına yansıdığı kadarıyla Hatemi, Ermenistan’ın soykırım ve
tehcir iddialarına karşı sıcak mesajlar verdi. Bu ziyarette Hatemi, Soykırım
Anıtını’da ziyaret etti. Hatemi’nin bundan sonraki durakları Belarusya ve
Tacikistan.
Bu ziyaretleri nasıl yorumlamalıyız
Erivan’a iki günlük gezi düzenleyen İran İslam Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi,
tehcir ve ermeni soykırımı Kurbanları için dikilen abideyi ziyaret ederek saygı
duruşunda bulundu. Resmi merasimden sonra "Ermeni soykırımı" Müze Müdürü
Lavrenti Barseqyan İran Cumhurbaşkanı’na Ermenistan Tarihi ve Tehcir jenosit”
adlı kitap hediye etti. İlk gün Hatemi Ermenistan’ın ırkçı Daşnakstuyun
partisinin liderleri ile de görüşme yaptı.
Erivan’a gezi çerçevesinde İran Cumhurbaşkanı, Ermenistanlı meslektaşı Robert
Koçeryan’la ortak açıklamada yaptı. Ortak açıklamada, Ermenistan ve Azerbaycan
Cumhurbaşkanlarının baş başa görüşmelerinin önemine değinildi. Açıklamada,
sorunun iki ülke arasında çözümünü destekliyordu. Cumhurbaşkanları ortak
açıklamalarında Karabağ halkı ile Ermeni ve Azeri halkının ilişkilerinin
normalleşerek, yakınlık oluşmasının mevcut sorunların çözümünde olumlu bir
atmosfer yaratacağı üzerinde duruldu.
Burada görülmesi gereken Rusya ile stratejik ilişkilerin boyutu. Ermenistan’ın
dışında Belorusya ve Tacikstan önemli aktörler. Ermenistan, Belorusya ve
Tacikstan Rusiyanın en yakın partnerleri. Moskova, geri dönüşü çağrıştırmamak
içinde oldukça dikkatli. Bunun için bir çok ülkeyle ciddi stratejik ortaklık
kuruyor. Eski Sovyet cumhuriyetleri içerisinde Belarus gibi Ermenistan da harp
sanayi kompleksinin önemli boyutta oluşu dikkate değer bir bilgi. 80’li yıllarda
bu cumhuriyetlerde yapılan genel üretimin yüzde 93’ünü harp sanayi kompleksinin
payına düşüyordu. Bu kuruluşların bir kısmı, ilk bağımsızlık yıllarında tahrip
olup elden çıksa da, ayakta kalanlar Ruslar tarafından özelleştirilmek suretiyle
ayakta tutuldular. Hatemi’nin gezisi öncesi Erivan’da yayınlanan “Qolos Armenii”
gazetesi “Moskova-Tahran hattı Erivan’dan geçer” başlıklı yazıda Erivan’ın
önemine dikkat çekti.
Hatırlatalım ki, bu yılın sonunda Tahran’ın atom bombasına sahip olacağı ön
görülüyor. Bu gezinin Hatemi’nin Belorus’tan teknoloji transferi sağlaması için
anlaşmaların yapılacağı da öne sürülüyor. Bilindiği gibi Ermenistan’ta Atom
Elektrik Santrali bulunuyor. Tacikistan’da ise zengin uranyum yataklarının
mevcudiyeti biliniyor. Tacikistan’ın Tahran’ın atom bombası için gerekli olan
uranyumu sağlayacağı biliniyor. Bunların olabilmesi için Moskova’nın mutlak izni
gerekiyor.
Rusya, artık kolay değil
Gorbaçov ile başlayan ve Yeltsin ile süren Batı eliyle dağılma süreci Putin
dönemiyle tersine dönüyor. Bazı analizlere göre ‘açıklık’ ve ‘yeniden yapılanma’
süreci aslında Rusya için doğal sınırlara çekilme olarakta nitelendiriliyor. Bu,
Batı’nın bölgeye yönelik projeksiyonlarının da hata payını yükseltir. Rusya’nın
Avrasya merkezli oluşumlar için attığı adımlar ciddi sonuçlar verirse, ABD’nin
BOP veya GOP’u işte o zaman gerçekleşmesi imkansız hayali bir proje olarak
kalır.
Ancak gerçek olan bir şey varsa, iki kutup arasındaki mücadelenin sonucunda
bölge ülkelerinin ciddi ekonomik kayıplara uğraması kaçınılmaz. Bu kayıpların
insani boyutları ve dramatik yönleri ise korkutucu boyutlara ulaşabilir.