Asya14 Eylül 2004 00:00

Doğu'da bir ittifak doğuyor - Marie Jego, Le Monde

Petrol alanında ise Rus petrolünün taşınma tekelini elinde tutan Transneft firması, fazla gecikmeden diğer iki boru hattının yapım projelerini görüşmek istiyor. Bunlardan biri Trakya'nın doğusundan geçerek Karadeniz'den Ege'ye kadar uzanacak, diğeriyse Anadolu'da, Karadeniz'deki Samsun limanından Akdeniz'deki Ceyhan petrol terminaline kadar gidecek.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Geçmişte 13 savaş yaşamış eski düşmanlar Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkiler, hiç olmadığı kadar sıcak bir döneme girdi. Gayet tabii iki komşu da karşıt stratejik kamplara ait olduklarını unutmuş değil. Türkiye NATO'nun bölgedeki temel direklerinden biriyken, Rusya NATO'ya hâlâ kuşkuyla bakıyor ve Rus ordusu NATO'yu hâlâ Soğuk Savaş zamanından kalma, çıkarlarına karşı bir pakt olarak görüyor.
Ancak Türkiye ile Rusya'nın Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana sürekli artan ticari ilişkileri, Rus Federasyonu'nu Ankara'nın ticaret yapılan ülkeler sıralamasında Almanya'nın ardından ikinciliğe taşıdı. Rus devlet başkanının eylül başında öngörülen Ankara ziyareti (32 yıldır ilk kez bir Rus devlet başkanı Ankara'ya gelecekti) bu gidişatın zirvesini belirleyecekti. Ancak Beslan'daki okul trajedisi nedeniyle ziyaretin şimdilik ertelenmesi gerekti.
Merkez sağ Hürriyet gazetesi, 25 Ağustos sayısında sevinçle "Ekonomi siyasetin pabucunu dama attı" diye yazdı. Benzetmelerden hoşlanan Türk basını 2003 yılında Antalya sahillerinde, adını aldığı şatoya birebir benzer şekilde inşa edilen 'Kremlin Palace' otelinin açılışını, Rus-Türk ilişkilerindeki baharın simgesi olarak görmüştü. 2004'te 1.7 milyon Rus turist Türkiye'nin Ege ve Akdeniz sahillerinde güneşlendi. "Halklarımız çok iyi anlaşıyor, psikolojileri aynı" dedi geçenlerde Ankara'da Rus büyükelçi Piotr Stegny. Öte yandan Türk müteşebbisler de boş durmayıp, inşaat sektöründe Rus kontratlarını toplamaya devam ediyorlar (10 milyar euro).
İki ülke arasındaki ilişkilerin bir alanı da enerji. Rus gaz devi Gazprom, Türkiye'nin tükettiği enerjinin en az dörtte birini karşılıyor ve 2008'e kadar da tedarik ettiği miktarı, Karadeniz'in 2 bin 100 metre altından
geçen gaz boru hattı Bluestream ile iki katına çıkarmayı planlıyor.
Petrol alanında ise Rus petrolünün taşınma tekelini elinde tutan Transneft firması, fazla gecikmeden diğer iki boru hattının yapım projelerini görüşmek istiyor. Bunlardan biri Trakya'nın doğusundan geçerek Karadeniz'den Ege'ye kadar uzanacak, diğeriyse Anadolu'da, Karadeniz'deki Samsun limanından Akdeniz'deki Ceyhan petrol terminaline kadar gidecek.
Öte yandan birkaç aydır Rus tankerler İstanbul Boğazı'ndan geçişleri sırasında daha fazla gecikme ve kısıtlamaya maruz kalıyor, ancak bunun nedeni güvenlik ve çevresel kaygılar.
Vladimir Putin ile Türk başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ilişkileri gayet iyi gidiyor. "Sık sık telefonla görüşüyorlar" diyor Piotr Stegny. Ne de olsa ikisi, Karadeniz'in güvenliği başta olmak üzere bazı temel konularda hemfikir.

Irak için uzlaşı
28 Ağustos tarihli Hürriyet gazetesinde eski Türk Dışişleri Bakanı İlter Türkmen'in şu sözleri yayımlandı: "Amerikan gemilerinin bu denizde teröre karşı savaş gerek-çesiyle devriye gezmesine gerek Rusya gerekse Türkiye karşı. Karadeniz'in güvenliği, ona kıyısı olan ülkeler tarafından güvence altına alınmalı".
Hemfikir olunan diğer bir alan Irak: her ne kadar gerekçeleri farklı olsa da, iki ülke de en başından beri egemen-liğin bir an önce, geçici bir Irak hükü-metine devredilmesini savundu.
Moskova, büyük şirketleri Rosneft, Zarubejneft, kamu kuruluşları ve özel sektörden Lukoil'in Saddam zamanında Irak'taki Batı Kurna ile Bin Ömer bölgelerinin işletme hakkı için yapmış olduğu anlaşmalara dayanarak, bu şirketlerin yeniden işi alması için görüşebileceği bir muhatap arıyor. Ankara ise yanı başında bir Kürdistan kurulmasın diye Irak'ta güçlü bir merkezi yönetim görmek istiyor.
Bu bakış açılarının kesişmesi tam da, İslamcı Türk başbakanın Kasım 2002'de iktidara geldiği günden beri, eskiden Pentagon'a yakın duran ordunun belirlemiş olduğu dış politikada artık kendi çizgisini vurguladığı bir dönemde gerçekleşiyor. Erdoğan'ın çizgisi, iktidara geldiğinden beri kendisiyle ikili ilişkilerde ilerleme kaydetmeye hazır olan Vladimir Putin'in de hoşuna gidiyor.
Gelgelelim uyuşmazlıklar da devam ediyor. Türkiye baharda, Kıbrıs referandumunda alınan olumsuz sonucun hemen arkasından Rusya'nın, adanın Türk kesiminin statüsünde esneklik sağlama önerilerine nasıl veto koyduğunu unutmadı.

Geçmiş unutulmadı
Birbirlerinin ayrılıkçılarına destek vermeleri nedeniyle karşılıklı
sitemler de bitmiş değil: Moskova Türkiye'deki Kafkas derneklerinin Çeçenlere duyduğu coşkulu sevgiden rahatsızlık duymaya devam ederken, Ankara da Moskova'nın ayrılıkçı PKK'nın temsilciliğini barındırmış olduğunu aklından çıkarmıyor.
Sıkıntılar Kafkaslar'ın güneyi, bilhassa Gürcistan konusunda da yaşanıyor. Moskova Sovyetler zamanından kalma üslerinin, kendi güçleri geri çekildiği anda NATO askerleriyle dolacağı inancında. Kremlin Ankara'nın Gürcistan'a, Moskova destekli Güney Osetya ayrılıkçılarıyla Tiflis'teki merkezi yönetimi karşı karşıya getiren çatışmada araya girecek bir Türk askeri birliği gönderme önerilerine hiçbir zaman sıcak bakmadı. Çıkarların çatıştığı bir başka alan da Ermenistan.
Ancak ne olursa olsun artık iki güç arasında bölgesel bir rekabetten bahsedilemez. Hatta Moskova ile Ankara birlikte bir 'Avrasya ekonomik topluluğu' yaratma cesaretini bile gösterebildi. Türkiye yüzünü Doğu'ya dönmüşse, bunun da sebebi 6 Ekim'de Brüksel'deki komisyondan Avrupa ailesine katılma müzakereleri için yeşil ışık beklerken, kendini biraz daha sağlama alma çabası. (11 Eylül 2004)