Dış Politika22 Mayıs 2005 00:00

BOZULAN AŞİRET DENGESİ-PKK-SÖZ VEREN CAFERİ: ABD?

Küresel gücün en büyük kanadı olan ABD yönetimi işgali altındaki Irak Başbakanı İbrahim Caferi Türkiye'yi ziyarete geldi. Başbakan Caferi'nin ne kadar bağımsız ve güdümsüz bir başbakan olduğu sorgusu çok gerekli değildir.Ama giderken ''Türkiye ile istediğimiz her türlü anlaşmaya vardık'' diye yüzü gülüyorken o bize neler vaat etti ki? Bunu kaçımız düşündük,sorguladık? Başbakan ile yaptığı anlaşmalar geçerlimi ki? Caferi, Kerkük'ün statüsünün korunacağını belirtirken acaba bu söylemine kendisi ne kadar inanıyordu ya da bu söylemde bulunması için mi gönderildi? cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

    

 

        CAFERİ SÖZ VEREREK GİTTİ AMA AMERİKA?

     Küresel gücün en büyük kanadı olan ABD yönetimi işgali altındaki Irak Başbakanı İbrahim Caferi Türkiye'yi ziyarete geldi. Başbakan Caferi'nin ne kadar bağımsız ve güdümsüz bir başbakan olduğu sorgusu çok gerekli değildir. Bir ülkenin toprakları yabancı askeri güçler ve istihbarat servisleri tarafından işgal edilmişken ülke ne kadar bağımsız ve demokratik ise yönetim erki de o denli bağımsız ve demokratiktir. Zaten Irak seçimleri çok açık olarak çeşitli manipülasyon ve baskılar altında gerçekleştirilmiş bir seçimdir.

 

 

      İbrahim Caferi'nin söyledikleri önce iki ülke arasındaki ilişkilerde kullanılan olağan, hoş ve iyi niyetli diplomasi ifadelerdir. Bu durumda Caferi'nin söyledikleri bir taahhüt olarak algılanmamalıdır.

 

 

    ABD ordusu Irak'ta bulunduğu süre içinde iktidarda kim olursa olsun farklı bir davranış da sergileyemeyecektir.

Caferi, Kerkük'ün statüsünün korunacağını belirtirken acaba bu söylemine kendisi ne kadar inanıyordu ya da bu söylemde bulunması için mi gönderildi?

 

 

     Öncelikle hemen belirelim ki, Kerkük fiilen Barzani ve Talabani peşmergeleri tarafından işgal edilmiştir. Nüfus ihlalleri giderek artmış ve bu artış neticesinde Türkmen nüfusu seyrekleştirilmiştir. Caferi bu taahhüdü yaparken acaba Kerkük'teki bu fiili durum aklına gelmiş midir? Caferi önce Kerkük'te yaşanan bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırmalıdır. Aksi takdirde Kerkük'ün statüsünün korunması mümkün değildir çünkü statü zaten hala bozuk demektir.

Varsayalım Caferi Kerkük'te her şeye rağmen bu statüyü koruyacak, peki nasıl?

 

 

     Caferi bu konuda bir girişimde bulunduğu anda karşısına derhal Barzani ve Talabani dikilecektir. Önce siyasi baskı yolu ile Caferi'yi etkisiz kılacaklardır. Caferi iki aşiret liderine ve ABD'ye ben bu ülkedeki resmi otoriteyim diyebilecek midir? Buna karşın, her iki tarafın da Caferi'nin bu söylemlerini kabul etmediği bu durumda Caferi'nin Kerkük'teki gelişmelere müdahale edecek ordusu var mıdır?

 

 

     Irak ordusu bildiğimiz ordular düzeninde değildir. Henüz böyle düzenli bir ordu kurulmamıştır. Bunun birinci nedeni ABD böyle bir ordu istememektedir. Çünkü böyle bir ordunun kontrolünü kaybederse, Irak'ta zaten zar zor dayandığı direnişçelere ilave olarak yeni bir güç ile mücadele etmek zorunda kalacaktır, üstelik bunu kendi eli ile hazırlamış olacaktır. İkinci sebep birincisi kadar önemli ve dikkat çekicidir, çünkü Irak halkı ABD kontrolündeki bir orduya katılarak, ABD ordusu ile hareket edip ailesine ve akrabalarına karşı savaşmak istememektedir.

 

 

      Mevcut Irak ordusunun yapısal gücü sayı olarak çok az olarak teşekkül ettirilmiş olmakla beraber bu ordu gücünün en önemli kısmını peşmerge oluşturmaktadır. Çoğunlukla peşmergeden oluşmuş bu tip ordu gücü daha çok başıbozuk silahlı birliktelik şeklinde ortaya çıkmıştır. ABD bu bozuk ordu yapılanmasına ancak kendi ordu üniforması ve malzemesi ile teçhiz ederek bir şekil vermeye çalışmış ve biraz olsun bir görüntü disiplini sağlayabilmiştir. ABD daha çok yerel polis teşkilatı oluşturma çabası içindedir. Kısmen yerel bazda bunu sağlayabilmişse de bu teşkilat da sağlıklı çalışmamaktadır.

 

 

        Irak ordusu için "etnik coğrafi dağılıma göre yapılandırılmıştır" ifadesini çok rahat kullanabiliriz. Irak kuzeyinde peşmerge Irak ordusunun temelini oluştururken aynı zamanda merkezi otoriteden uzak ve bu otoriteyi kabul etmeyen bir anlayış içindedir. Yeni kurulan hükümetin aldığı bir karar Barzani ve Talabani'yi memnun etmezse her ikisi de peşmergeyi tereddütsüz harekete geçireceklerdir.

 

         Irak'ın güneyinde ise durum pek farklı değildir. Sünni bölgelerdeki halktan zaten ordu oluşturulmamıştır ve halk da bu ordu yapılanmasına katılmamaktadır. Şii bölgelerinde ise Şii liderlere ait çok sayıda silahlı güç vardır bu nedenle ordu ihtiyacı bulunmamaktadır.

 

 

       Bu mevcut siyasi ve askeri durum içerisinde Caferi Kerkük için hangi siyasi ve askeri sonuca ulaşır, Irak ordusu denilen silahlı yapıya "komuta-kontrol" etkisi ne derecede olur?

 

       Caferi Şii bir lider olarak ülkedeki Şiilerin silahlı gücünü kullanmak isterse, Şii liderler ve Şii otorite buna müsaade eder mi? Tabiî ki hayır.

 

 

        Sonuç olarak Caferi'nin sıraladığımız bu nedenlerden ötürü taahhüt ettiklerini yerine getirme şansı yoktur.

Caferi'nin PKK konusunda söyledikleri Kerkük konusundan farklı değildir.

 

 

       ABD, Barzani ve Talabani peşmergelerine asla güvenmemektedir. Çünkü ABD'ye göre her iki aşiret lideri de her zaman ABD'den fazla şeyler istemektedir. 1991 yılından itibaren peşmerge ve iki aşiret reisi ile sahada beraber olan ABD, Barzani ve Talabani hakkında "elini versen kolunu alamazsın" şeklinde bir düşünceye sahiptir.

 

 

        Gizlenen ve gün yüzüne çıkartılmayan bu durum, gizli kalması nedeni ile ABD için tehdit oluşturmuyor anlamına gelmemektedir. Bunu bir tehdit olarak gören ABD karşı önlemini de doğal olarak almıştır. ABD için ortaya çıkması muhtemel bu tehdit için en büyük güvence başka bir silahlı güç ile işbirliğidir, bahsettiğimiz silahlı güç ise PKK terör örgütüdür.

 

 

     ABD "ahlaki ve hukuki düşünceden" önce "akılcı düşünce" prensibini uygulamıştır her zaman. ABD'nin bir planı, bir operasyonu, önce akılcı sonra hukuki ve ahlaki olmalıdır. ABD hükümeti gibi küresel güce hizmet eden bir siyasi yapı ise hedeflerine ulaşmak için biraz daha fazla hukuk ve ahlaktan uzaklaşmayı hiç de yadırganacak bir husus olarak görmemektedir.

 

 

    ABD açısından hassas ve riskli bölge olan Irak kuzeyinde, kime ve kimlere sırt dayaması akılcıdır diye bakıldığında tabiî ki PKK terör örgütü ABD için en akılcı seçim olacaktır. Tarih ABD için buna benzer örneklerle doludur. Latin Amerika ülkelerinde halen olduğu gibi. Özellikle iki yıl önce TSK'dan umduğu desteği alamamanın karşılığında bu tercihi yapması bir kere daha akılcı, hatta dâhiyanedir.

 

 

     ABD için PKK, Irak kuzeyinde Barzani-Talabani ikilisine karşı gerektiğinde devreye tereddütsüz sokacağı bir güç olmakla beraber, aynı zamanda Türkiye'nin, Irak kuzeyinde yapacağı her türlü olası operasyonlarına karşı da kullanılacağı silahlı bir güçtür.

 

     Bütün bu koşullar içerisinde Başbakan Caferi PKK üzerinde ne kadar etki sağlayabilir, ne kadar PKK'yı kontrol eder ve yok eder, ne kadar PKK'ya karşı risk alıp, silahlı karşı mücadele başlatır?

 

 

      Hemen belirtelim, ABD'nin tek planı olası Barzani-Talabani ittifakına karşı sadece PKK'yı kullanmak değildir. ABD kendisine karşı bu ittifakın büyüyüp güçlenmesi durumunda Barzani-Talabani ilişkisini bozacak planlara ve imkânlara sahiptir. ABD'nin bu planı daha çok İngiliz oyunlarına dayanmakta ve akıl hocalığını da bölgeyi ve entrikayı çok iyi bilen İngilizler yapmaktadır.

 

 

  Hatta bu anlamda her ikisinin de eli çok rahat İmralı'ya ve hatta Türk siyasetine kadar uzanır....

 

   

  NOT= Sormayı unuttum, bizim halen bir IRAK stratejimiz oluşamadı mı? Çünkü Büyükanıt Paşa bunu gerekli yerlere  hatırlattığının üzerinden uzun zaman geçti de..