Dış Politika1 Temmuz 2005 00:00

Ulusal Cepheden ‘Haricilere’ Bakarken... Erol Manisalı

''Bu üç tipik Tanzimat adamı ( Mustafa Reşit, Âli ve Fuat paşalar) ile döneme damgasını vuran üç belge: 1838 Baltalimanı Ticaret Sözleşmesi, 1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı...'' diye devam eden ilginç makale, Tanzimatçıları ve bunlara karşı çıkan Yeni Osmanlılar'ı inceliyor (*). ''Harici devlet adamlarının'' bu belgelerle Osmanlı'da emperyalizmin altyapısını nasıl hazırladıklarını anlatan bir yazıdan söz ediyorum. Bu üç Tanzimat dönemi belgesi ile Türkiye-AB ilişkilerinde son 15 yılda kurulan düzen adeta bire bir örtüşüyor. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo

Bugün olduğu gibi o dönemde de emperyalizm sessiz ve sivil darbelerle Osmanlı Devleti'ni bir ahtapot gibi sarmış ve parçalamıştı.

Ama Anadolu'daki ''esas parçayı'' yani Türkiye Cumhuriyeti'nin ortaya çıkışını engelleyememişti. Çünkü Avrupa'nın karşısındaki iki düşman (!) işbirliği yapmışlardı. Doğmakta olan Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği...

Tanzimatçılarla bugün Türkiye'deki ''çağdaş haricilerin'' yürüttükleri süreç tıpatıp benzeşiyor. Hatta bugünkü çok daha beter.

 

Mustafa Kemal Atatürk , Tanzimatçılara ve onların düşünce sistemlerine karşı idi. Çünkü onların, emperyalizmle işbirliği yapan ''hariciler'' olduklarını çok iyi biliyordu. Gelelim bugüne;

- 1838 Ticaret Sözleşmesi'ni 6 Mart 1995 belgesi ile karşılaştırdığımız zaman, eskisi yenisinin eline su bile dökemez. Yeni belge yalnız imtiyaz vermiyor, ''Türkiye Cumhuriyeti'nin dış ticaret politikasını ve uygulamasını tamamen AB'ye devrediyor'' . Hem de anayasaya aykırı olarak.

6 Mart 1995'ten sonra Katılım Ortaklığı Belgeleri ve diğer yeni ödünlerle Türkiye, AB kurumlarının (ve devletlerinin) denetimi altına sokuluyor.

- Hele hele 17 Aralık 2004 belgesi ile AB'ye alınmayacak olan Türkye'nin bekleme odasında nasıl iğfal edileceğinin adeta kare kare fotoğrafları sergileniyor. Avrupa'nın bugünlerde bulduğu yeni ad ise ''yavaş ölüm'' dür.

Postmodern 'hariciler' ...

- 24 Ocak 1980'le başlatılıp 12 Eylül ile sürdürülen operasyon, cumhuriyeti ve devleti gayri milli sermayeye devretme amacına yönelikti.

 

- Devlet iyice cüceleştirilecek, sermaye gayri milli hale getirilecekti. Özelleştirme adı altında ulusal değerler ''yabancılaştırılmalıydılar.''

 

- Askere güven olmazdı. NATO içinde bile ulusal refleks gösterebiliyordu. 1961 Anayasası az mı çektirmişti haricilere? Asker, üniversiteler hatta işçiler birleşebilmişlerdi. Bu ''ulusal güç odağı'' engellenmeliydi.

 

- Hedef liberal ekonomiyi ve gayri milli sermayeyi egemen kılmaktı. Gerisi çorap söküğü gibi gelecekti.

 

- Özalcılık, bunun altyapısını hazırlamak için ''hariciler'' tarafından öngörüldü. Hem içerdeki hariciler hem de dışarıdakiler tabii...

 

- AB 1989'da Türkiye'ye ''hayır'' deyince iç ve dış ''hariciler'' yeni bir formül buldular. Türkiye gümrük birliği ile ipleri, aynen 1838'de olduğu gibi Avrupa'ya verecekti. (**)

 

''- Çağdaş haricilerin'' kökenlerine bakalım. Özal , Kemal Derviş Dünya Bankası kökenli. Tansu Çiller ABD kökenli; Demirel ''harici'' kökenden gelmekle birlikte sonradan ''dahililere'' ilhak etti.

 

Dışişleri bakanlarının çoğu ''harici kökenli'' , öyle ya da böyle... Abdullah Gül mü? O da harici sayılır, İslam Kalkınma Bankası değil miydi?

 

''Tanzimat haricileri'' ile çağdaş haricilerin bu örtüşmelerinin kökeninde emperyalizm yer alıyor.

 

Yani liberal ekonomik düzen... Yani özelleştirme adı altında emperyalizmin tekellerinin Türkiye'de egemenliği...

 

Toplumsal özgürlüğün yok edildiği bir düzen... Kısaca faşizm... Haricilerin yeni Tanzimatı...

 

 

(*) Arda Odabaşı, Bilim ve Ütopya, Haziran 2005.

 

(**) Türkiye-Avrupa İlişkilerinde Sessiz Darbe , genişletilmiş yeni baskı, Der. 2004.