Dış Politika4 Temmuz 2005 00:00
İnsanlığın Yol Haritası - Arslan BULUT
"Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum.İstiklâl ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır.Onların yeniden doğuşu şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelik olacaktır.Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellemelere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hakim olacaktır" naproxennatrium go naproxen kruidvatsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
Mustafa Kemal Paşa, 6 Mart 1922''de Meclis gizli oturumunda yaptığı konuşmada iç ve dış cepheleri anlattıktan ve asıl olanın iç cephe olduğunu belirtikten sonra şöyle demişti:.
"İşte bu hakikate bizden ziyade vakıf olan düşmanlarımız ki, başta en alçak düşman olan İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri ve asırlardan beri mesai sarf etmektedir.
(Kahrolsun sesleri) Malûmu âliniz, bizim eski Osmanlı tabirimizce ''Kale içinden yıkılır''; işte düşmanlarımız, bizi içimizden yıkmaya çalışıyorlar.
Düşmanlarımızın bizce malûm olabilen -malûm olamayan teşebbüsleri daha çoktur şüphesiz- malûm olabilen zehirli teşebbüsleri hakikaten korkunçtur.
Efendiler, hiç şüphesiz iddia edebiliriz ki, her birimizin şahıslarına temas edebilecek mikroplara ve vasıtalara bile sahiptirler.
Ne yazık ki, düşmanlarımız bu uğurda her türlü fedakarlığa ihtiyardan kaçınmamaktadır.
Çünkü demin arz etmiştim.
Çünkü Türkiye''nin mahvı, kendi hayatlarına tekabül eden bir vaziyet teşkil ediyor.
Dolayısıyla en çok ehemmiyetle atfı nazar ettikleri, bu milli teşebbüsleri içinden yıkmak ve dahili cepheyi yıkmaktır." (TBMM Gizli Celse Zabıtları, c.3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 3''üncü basım, Kasım 1999, s.
6-8).
Mustafa Kamal Paşa, yola çıkış sebeplerini de şöyle izah ediyordu: "Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücahadeyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız." (1 Aralık 1921, TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, c.
14) Mustafa Kamal Paşa, Batı emperyalizmi karşısında verdikleri mücadelenin, dünya üzerindeki asıl anlamını da şöyle açıklıyordu: "Anadolu, bütün Asya''nın, bütün mazlumlar dünyasının, zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır.
Anadolu bu vaziyeti ile bütün zulümlere, hücumlara, taarruzlara maruz bulunuyor.
Anadolu yıkılmak, çiğnenmek ve parçalanmak isteniyor; fakat efendiler, bu hücumlar yalnız Anadolu''ya mahsus ve ona yöneltilmiş değildir.
Bu hücumların genel hedefi bütün Doğu''dur.
Anadolu her türlü tasallutlara, taarruzlara karşı bütün mevcudiyetiyle nefs-i müdafaa etmektedir ve bunda muvaffak olacağından emindir.
Anadolu bu müdafaasıyla yalnız kendi hayatına ait vazifeyi yapmıyor, belki bütün Doğu''ya yönelik hücumlara bir set çekiyor.
Efendiler, bu hücumlar elbette kırılacaktır." (18 Ekim ve 20 Kasım 1921, Hakimiyeti Milliye) "Bizi aşağı olmaya mahkum bir kavim olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı, yıkımımızı çabuklaştırmak için ne yapmak lazımsa yapmıştır.
Batı ve Doğu zihinlerinde yek diğerine karşı iki prensip söz konusu olduğu vakit, bunun en mühim kaynağını bulmak için Avrupa''ya bakmalı.
İşte Avrupa''da sürekli mücadele ettiğimiz bu zihniyet mevcuttur..
(27 Eylül 1923, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları) "Dünya iki zümreye ayrılmaktadır.
Birisi doğu; ki kendi mevcudiyetini, insanlığını, istiklalini müdriktir; bu bilinçle el ele vermiştir.
Diğer bir zümre daha var ki, bunlar sırf kendi hırslarını tatmin için çalışmaktadır.
Fakat bunların gayesi insaniyetin, beşeriyetin iyiliğine yönelik olmadığı gibi bilakis zulüm, baskı olduğu için onları lanetle yad etmekte kendimizi haklı görürüz." (3 Mart 1922, Sadi Borak).
"Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum.
İstiklâl ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır.
Onların yeniden doğuşu şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelik olacaktır.
Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellemelere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.
Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hakim olacaktır." (Mart 1933, Enver Ziya Karal).
Demek ki, benzer şartlarla bugün de karşı karşıya kalan Türkiye, bugün için geçerli olabilecek kendi küresel modelini hayata geçirmelidir.
Türk aydınlarına düşen görev de bu modelin felsefi, ideolojik ve stratejik temellerini atmaktır. Ancak küresel çözüm, sadece bir ülkenin ve o ülke aydınlarının tavrıyla geliştirilemez.
Türk aydınları, kapalı kapılar ardında insanlığın geleceği ile ilgili kararlar alan Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası''nın ve bunların arkasındaki CFR, Üçlü Komisyon ve Bilderberg gibi kuruluşların gayrımeşruluğunu ortaya koyabilir.
Türkiye''nin aydınları küresel sömürüye karşı, küresel bir direniş başlatabilir ve üçüncü bin yılın temel ideolojik kriterlerinin eşitlik, açıklık ve adalet olduğunu, mevcut dünya düzeninin ise sömürüye dayandığını ilan edebilir.. Türkiye, bütün insanlığı, eşitlik, açıklık ve adalete dayalı bir fikir ve buna bağlı stratejiyle arkasına alabilir ve insan hakları bayrağını yükseltebilir....
* Atatürk''ün bu konuşmaların tamamı, Kaynak Yayınları''nca çıkarılan Atatürk''ün Bütün Eserleri''nin 12''nci cildinde yer almaktadır.
"İşte bu hakikate bizden ziyade vakıf olan düşmanlarımız ki, başta en alçak düşman olan İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri ve asırlardan beri mesai sarf etmektedir.
(Kahrolsun sesleri) Malûmu âliniz, bizim eski Osmanlı tabirimizce ''Kale içinden yıkılır''; işte düşmanlarımız, bizi içimizden yıkmaya çalışıyorlar.
Düşmanlarımızın bizce malûm olabilen -malûm olamayan teşebbüsleri daha çoktur şüphesiz- malûm olabilen zehirli teşebbüsleri hakikaten korkunçtur.
Efendiler, hiç şüphesiz iddia edebiliriz ki, her birimizin şahıslarına temas edebilecek mikroplara ve vasıtalara bile sahiptirler.
Ne yazık ki, düşmanlarımız bu uğurda her türlü fedakarlığa ihtiyardan kaçınmamaktadır.
Çünkü demin arz etmiştim.
Çünkü Türkiye''nin mahvı, kendi hayatlarına tekabül eden bir vaziyet teşkil ediyor.
Dolayısıyla en çok ehemmiyetle atfı nazar ettikleri, bu milli teşebbüsleri içinden yıkmak ve dahili cepheyi yıkmaktır." (TBMM Gizli Celse Zabıtları, c.3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 3''üncü basım, Kasım 1999, s.
6-8).
Mustafa Kamal Paşa, yola çıkış sebeplerini de şöyle izah ediyordu: "Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücahadeyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız." (1 Aralık 1921, TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, c.
14) Mustafa Kamal Paşa, Batı emperyalizmi karşısında verdikleri mücadelenin, dünya üzerindeki asıl anlamını da şöyle açıklıyordu: "Anadolu, bütün Asya''nın, bütün mazlumlar dünyasının, zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır.
Anadolu bu vaziyeti ile bütün zulümlere, hücumlara, taarruzlara maruz bulunuyor.
Anadolu yıkılmak, çiğnenmek ve parçalanmak isteniyor; fakat efendiler, bu hücumlar yalnız Anadolu''ya mahsus ve ona yöneltilmiş değildir.
Bu hücumların genel hedefi bütün Doğu''dur.
Anadolu her türlü tasallutlara, taarruzlara karşı bütün mevcudiyetiyle nefs-i müdafaa etmektedir ve bunda muvaffak olacağından emindir.
Anadolu bu müdafaasıyla yalnız kendi hayatına ait vazifeyi yapmıyor, belki bütün Doğu''ya yönelik hücumlara bir set çekiyor.
Efendiler, bu hücumlar elbette kırılacaktır." (18 Ekim ve 20 Kasım 1921, Hakimiyeti Milliye) "Bizi aşağı olmaya mahkum bir kavim olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı, yıkımımızı çabuklaştırmak için ne yapmak lazımsa yapmıştır.
Batı ve Doğu zihinlerinde yek diğerine karşı iki prensip söz konusu olduğu vakit, bunun en mühim kaynağını bulmak için Avrupa''ya bakmalı.
İşte Avrupa''da sürekli mücadele ettiğimiz bu zihniyet mevcuttur..
(27 Eylül 1923, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları) "Dünya iki zümreye ayrılmaktadır.
Birisi doğu; ki kendi mevcudiyetini, insanlığını, istiklalini müdriktir; bu bilinçle el ele vermiştir.
Diğer bir zümre daha var ki, bunlar sırf kendi hırslarını tatmin için çalışmaktadır.
Fakat bunların gayesi insaniyetin, beşeriyetin iyiliğine yönelik olmadığı gibi bilakis zulüm, baskı olduğu için onları lanetle yad etmekte kendimizi haklı görürüz." (3 Mart 1922, Sadi Borak).
"Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum.
İstiklâl ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır.
Onların yeniden doğuşu şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelik olacaktır.
Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellemelere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.
Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hakim olacaktır." (Mart 1933, Enver Ziya Karal).
Demek ki, benzer şartlarla bugün de karşı karşıya kalan Türkiye, bugün için geçerli olabilecek kendi küresel modelini hayata geçirmelidir.
Türk aydınlarına düşen görev de bu modelin felsefi, ideolojik ve stratejik temellerini atmaktır. Ancak küresel çözüm, sadece bir ülkenin ve o ülke aydınlarının tavrıyla geliştirilemez.
Türk aydınları, kapalı kapılar ardında insanlığın geleceği ile ilgili kararlar alan Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası''nın ve bunların arkasındaki CFR, Üçlü Komisyon ve Bilderberg gibi kuruluşların gayrımeşruluğunu ortaya koyabilir.
Türkiye''nin aydınları küresel sömürüye karşı, küresel bir direniş başlatabilir ve üçüncü bin yılın temel ideolojik kriterlerinin eşitlik, açıklık ve adalet olduğunu, mevcut dünya düzeninin ise sömürüye dayandığını ilan edebilir.. Türkiye, bütün insanlığı, eşitlik, açıklık ve adalete dayalı bir fikir ve buna bağlı stratejiyle arkasına alabilir ve insan hakları bayrağını yükseltebilir....
* Atatürk''ün bu konuşmaların tamamı, Kaynak Yayınları''nca çıkarılan Atatürk''ün Bütün Eserleri''nin 12''nci cildinde yer almaktadır.