Dış Politika30 Haziran 2005 00:00

Bütün Bunlar Tesadüfen mi Oluyor? - Yıldırım Koç

- ABD Büyükelçiliği, Eyüp Kaymakamlığı’na bağlı Fener Rum Patriği’nin katılacağı bir davette Patrik için “ekümenik” sıfatını kullanıyor. Avrupa Birliği’nin Türkiye’den istekleri arasında Patrik’in “ekümenik” olduğunun kabul edilmesi var. - Avrupalı misyonerler çalışmalarını Türkiye’nin bazı bölgelerinde yoğunlaştırıyor. Amerikalılar ve İsrailliler GAP bölgesinde toprak alırken, Avrupalıların toprak alımları ile misyoner faaliyetleri ağırlıkla Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde gerçekleşiyor. - Avrupa Parlamentosu başkanı Josep Borrell, 7 Aralık 2004 günlü gazetelerde yer alan açıklamasında, “İstanbul’u tek başına düşündüğünüzde, çok rahatlıkla Avrupa Birliği üyesi olabilecek bir ülke,“ diyor.- Gerçekdışı Ermeni soykırım iddiaları yaygınlaştırılıyor. cleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgrenovation vejle site renova

- Kerkük’teki Türkmenler üzerindeki hukukdışı baskılar yoğunlaştırılırken ve Türkmenler göçe zorlanırken, bölgeye peşmerge akını hızlandırılıyor.

 

- Başbakanlık’a bağlı bir kurul, “azınlık hakları” diye rapor yayımlıyor. Bu rapor, ABD ve AB emperyalistlerinin taleplerini onaylar nitelikte.

 

- Yıllardır ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’in 35 yıl en yakınında bulunan bir kişi, “Amerikan conilerinin akıncılarına döndük” diyor.

 

- Kamu Yönetimi Reformu adı altında eyalet sistemine geçilmeye çalışılıyor. Bu Kanun Sayın Cumhurbaşkanı’na takılınca, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün kapatılarak, görev ve yetkilerinin il özel idarelerine devri için alelacele bir kanun tasarısı hazırlanıyor.

 

- Bu arada SSK’nın sağlık tesislerinin önce Sağlık Bakanlığı’na devri için bir tasarı gündeme getiriliyor; ardından da bu sağlık tesislerinin önce belediyelere devredileceği, ardından da özelleştirilerek ABD ve AB emperyalizmi ile bağlantılı bazı dini vakıflara aktarılacağı biliniyor.

 

- ABD ve AB, kamu kurum ve kuruluşlarının özelleştirilmesini, “devletin küçültülmesini” istiyor. Bu arada ABD’nin Türkiye’den bazı istekleri basına yansıyor. AB ise “İlerleme Raporu” adı altında Türkiye’ye saldırıyor.

 

İlk bakışta birbirinden kopuk gibi gözüken bu gelişmeler, esasında Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik saldırının, birbiriyle yakından bağlantılı unsurlarıdır.

 

Türkiye Cumhuriyeti, tarihimizin en büyük tehdidiyle karşı karşıyadır. Çok basit ve belki ilk bakışta masum ve hatta yararlı gibi gözüken öneriler, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmeyi, vatanımızı ve milletimizi parçalamayı hedefleyen saldırının mermisidir, topudur.

 

Bölücü terör örgütünün halkımıza ve güvenlik kuvvetlerimize sıktığı bir kurşun neyse, Köy Hizmetleri’nin kapatılması da odur, SSK sağlık tesislerinin önce Sağlık Bakanlığı’na, ardından belediyelere ve daha sonra da özelleştirilerek cemaat vakıflarına veya yabancı şirketlere devredilmesi de odur.

 

Önce bunları kimin istediğine bakalım.

 

Kamu Yönetimi Reformu adı altında Devletimizin merkezi yapısının zayıflatılmasını ve mahalli idarelerin (yerel yönetimlerin) güçlendirilmesini R.T.Erdoğan Hükümeti kendi mi hazırladı?

 

Hayır. Bu tasarıyı hazırlayanlar ve Türkiye’ye dayatanlar, ABD emperyalistleri ve AB emperyalistleridir. Felluce’de cami gibi kutsal bir mekana saygısızca girip, camideki silahsız ve yaralı bir insanı soğukkanlılıkla katleden zalimler, Türkiye’de özellikle eğitimin ve sağlık hizmetlerinin yerel yönetimlere devrini istemektedir. Dünyanın en acımasız sömürgecileri olan ve tarihin en büyük katliamlarını gerçekleştiren Avrupalılar, “demokrasi” ve “insan hakları” adı altında benzer talepleri gündeme getirmektedir. Bu güçler bu amaçla da, IMF’yi, Dünya Bankası’nı kullanmaktadır.

 

Ayrıca, Gürcistan’da darbe tezgahlayan, Ukrayna’nın ABD emperyalizminin kontrolü altına girmesi için “sivil direniş” örgütleyen, Türkiye’de Açık Toplum Enstitüsü kuran ve TESEV isimli bir kuruluşa büyük paralar aktaran Soros devrededir. Güneydoğu Anadolu ve Kıbrıs için, “ver - kurtul” politikasını savunan TÜSİAD da onlarla birliktedir. TOBB da bu süreci desteklemektedir. Hükümete ve Avrupa Birliği’ne yakın bazı işçi-memur kuruluşları da bu anlayıştadır.

 

Ne oluyor?

 

Gözüktüğü kadarıyla, ABD emperyalistleri ve AB emperyalistleri Türkiye’yi çoktan paylaştılar.

 

Dünya petrol kaynaklarının yüzde 66’sı ve doğal gaz kaynaklarının yüzde 41’i Ortadoğu’da bulunuyor. Dünyada bugün enerji ve su kaynakları üzerinde yoğun bir savaş sürmektedir. Enerjiye ve suya hakim olan, dünyaya da hakim olur. ABD emperyalizmi, Ortadoğu enerji kaynakları üzerindeki hakimiyetini pekiştirmek ve Hazar Havzası’na ve Orta Asya’ya da hakim olmak istiyor. Avrasya hakimiyeti açısından gerekli askeri güçlerin yerleştirilmesi için en uygun yer, Avrasya’nın merkezinde ve Avrasya ile Afrika’nın ortasında bulunan Anadolu’dur; özellikle de Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dur. Bu şartlarda, ABD’nin hedefi, ya Türkiye’yi sömürgeleştirmek ve Türkiye’ye istediğini yaptırmaktır; ya da Türkiye’yi parçalayarak, bu bölgelerde ABD emperyalizminin köleliğini kabullenecek devletçikler kurmaktır. Türkiye’yi bugüne kadar sömürgeleştiremediler. Hala bir umutları var. Ancak o umut da çökertilirse, o zaman Doğu’da Büyük Ermenistan, Güneydoğu’da ise bir Kürdistan gündemdedir. Bu senaryo da zaten bir taraftan uygulanmaktadır.

 

ABD’nin Türkiye’ye yüklemek istediği ikinci görev, karşı karşıya kaldığı bir tehditle bağlantılıdır. ABD, dünyanın her tarafında askeri operasyonlara girdi; ancak ABD sınırlarının içinde herhangi bir tehditle karşı karşıya kalmadı. Ne zaman ki Sovyetler Birliği çöktü, ne zaman ki ABD’nin İsrail’le kurduğu ittifakın ve Ortadoğu’da izlediği politikanın gerçek yüzü daha açık bir biçimde ortaya çıktı, ABD ile bazı radikal İslamcı kuruluşlar arasındaki ittifak sona erdi. ABD, tarihinde ilk kez kendi topraklarında büyük can ve mal kaybına uğradı. ABD, 1965-1973 döneminde Vietnam’da 59 bin ölü vermişti; ama kendi topraklarında güvencedeydi. 1993 yılındaki küçük bir olayın ardından, 2001 yılında 11 Eylül olayı yaşandı. Bir İslamcı grup, maket bıçaklarıyla kaçırdığı uçaklarla, ABD emperyalizminin ekonomik merkezi olan ikiz kulelere, askeri merkezi olan Pentagon’a saldırdı. 3400 kişi öldü. ABD, tarihinde yaşamadığı bir şokla karşı karşıya kaldı. ABD, İslamcıları birinci düşman ilan etti. NATO’yu bu hedefe yöneltmeye çalıştı. Bu arada, Arap ülkelerinde, Pakistan’da, Afganistan’da, Endonezya’da ve İran’da, kendi denetimi altında bir İslamcı hareket yaratamadı. Humeyni’nin ifadesiyle, “Amerikan İslamı” yaratma görevi de Türkiye’ye verildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinin değiştirilmesi ve Amerikan emperyalistlerinin kontrolünde ve gerçek niteliklerinden koparılmış bir “Ilımlı Amerikan İslamı”nı geliştirme ve yayma görevi Türkiye’ye verilmeye çalışıldı. Ancak Türkiye’de bu göreve soyunanların gerçek kimliği ve ABD emperyalizmi ile bağlantıları ortaya çıktıkça, ikinci bir alternatif olarak, Güneydoğu merkezli bir operasyon gündeme getirildi.

 

Avrupa Birliği emperyalizmi ise Doğu Anadolu’yu ve Güneydoğu Anadolu’yu istemiyor. Onun isteği Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleridir. Ülkemizin daha zengin, daha gelişmiş, Avrupa Birliği’nin ihtiyaçlarına daha uygun bu bölgeleri, AB emperyalizminin iştahını kabartmaktadır.

 

Ancak bütün bunların yapılabilmesi için, Türkiye’de Devlet - Millet bütünleşmesinin parçalanması, halkın birbirine düşürülmesi gerekmektedir. Emperyalizm, 1919 yılında dışarıdan gerçekleştirdiği silahlı saldırıyla, 1984 yılında ülkemizden bazılarına başlattığı ve 30 bin kişinin canına malolan hain saldırıyla gerçekleştiremediğini, daha akıllı yöntem ve araçlarla hayata geçirme çabası içindedir.

 

Birinci hedef, Devlet - Millet bütünleşmesinin parçalanmasıdır.

 

Devlet - Millet bütünlemesinin önemli dayanaklarından birisi, “kerim devlet”tir, “baba devlet”tir; Anayasamızdaki ifadesiyle, “sosyal devlet”tir. Vatandaş Devletine, Devlet de vatandaşına sahip çıkar. Bu ilişki zayıflatılmadan ve koparılmadan, bir devlet çökertilemez.

 

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, merkezi devletin bir organıdır. Bugün Erzurum’un veya Hakkari’nin bir köyünde kar yağıp yollar kapandığında, yolları açan Devletin aracıdır, işçisidir, memurudur. İnsanlar o zaman, “Allah Devletimden razı olsun” der. Devlete hayır dua eder. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılıp, bu görevi il özel idareleri yerine getirdiğinde, köylünün hayır duası, o ilin il özel idaresinde hangi aşiret reisi, hangi mafya lideri, hangi şeyh, hangi bölücü terör yanlısı, hangi AB yandaşı, hangi zengin varsa, ona gider.

 

SSK, merkezi devletin bir organıdır. SSK’nın sunduğu hizmette büyük aksaklıklar vardır; ancak yine de 35 milyon insanımızın sağlık hizmetlerini SSK karşılamaktadır. SSK iyi çalışsa, hayır dua Devletimizedir. SSK sağlık tesisleri önce Sağlık Bakanlığı’na, ardından da belediyelere veya il özel idarelerine devredildiğinde, aynı durumla karşılaşılacaktır. Ayrıca, hastaneler özelleştirildiğinde, bunları ya ABD ile yakınlığı bilinen bazı vakıflar, ya da doğrudan Avrupa veya ABD şirketleri alacaktır. Emperyalistlerin ülkemizdeki uzantıları veya emperyalistlerin kendileri doğrudan sağlık hizmeti verdiklerinde ve bu sağlık hizmetini yandaş toplamada kullandıklarında, küçümsenmeyecek başarılar sağlayacaktır. Kayseri’nin Talas nahiyesinde 1966 yılında kapatılan Amerikan Koleji’nin çevreye sağlık hizmeti veren Amerikalı doktoru, bugün bile hatırlanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin veremediği sağlık hizmetini, halkı devletten koparma amacıyla verenler, amaçlarına ulaşabilirler.

 

Bugün birçok ilimizde Devletimizin yaptığı harcama ile bu ilden tahsil edilen vergi arasında büyük fark vardır. Devletin hizmetleri merkezden alınıp yerel yönetimlere devredildiğinde, büyük mali açıklar ortaya çıkacak ve hizmette büyük aksamalar olacaktır. O zaman da devreye AB ve ABD girecek, il özel idarelerini ve belediyeleri iyice borçlandıracak ve doğrudan doğruya kendilerine bağlayacaktır.

 

Hükümetin hedefi, eğitim hizmetlerinin de yerel yönetimlere devredilmesidir. O zaman daha büyük bir çöküntü yaşanacaktır.

 

Hükümetin bu amaçları gerçekleşirse, 1,5 milyon işçi ve memur, merkezi devletten alınarak yerel yönetimlere devredilecektir. İşsizliğin böylesine yaygın olduğu bir dönemde, milletimizin kaynaşmasında büyük bir görev üstlenen devlet işçiliği ve memurluğunun yerine, her şehir kendi hemşehrilerine ekmek kapısı sağlayacak, diğer bölgelerden gelenler işten çıkarılacaktır. Cumhuriyet’in kuruluşundan beri farklı bölgelerden insanlarımızın kaynaşmasında en önemli araç, askerlik ve devlet işçiliği-memurluğudur. Hükümetin öngördüğü kamu yönetimi reformu gerçekleştirilirse, insanlarımızı daha iyi kaynaştırma görevini yerine getiren bir sistem çökertilecek, halkımız ekonomik nedenlerle birbirine düşman edilecektir.

 

Kamu Yönetimi Reformu, Köy Hizmetleri’nin kapatılması, SSK hastanelerinin devri ve özelleştirme gibi uygulamalar, önce Devlet - Millet bütünleşmesini dinamitleyecektir. Ardından da, işsizliğin böylesine yaygın olduğu şartlarda, bir bölgede yalnız o bölgenin insanının çalışabileceği ve insanların iş için birbirine düşman kesileceği bir ortamı yaratacaktır.

 

Emperyalistlerin tetikçisi PKK’nın sıktığı kurşunun verdiği zarar neyse, Köy Hizmetleri’ni kapatmanın, SSK sağlık tesislerinin aşamalı olarak özelleştirilmesinin ve özelleştirmelerle “kerim devlet”in (sosyal devletin) tasfiye edilmesinin vatanımıza verdiği zarar aynıdır. Vatana sahip çıkmada PKK’yla silahlı ve siyasi mücadele neyse, SSK’ya, Köy Hizmetleri’ne, kamu kurum ve kuruluşlarına, “kerim devlet“e sahip çıkmak da odur.