VÜCUT DİLİNDEN ANLAYAN DAVUL VE TOKMAKLAR - Hüseyin MÜMTAZ
Vatandaşın cenazesini, sağlığında binemediği Mercedes’le ahrete yolcu etmek ancak Recep Tayyipsel bir öteki dünya görüşünün ürünü olabilir ve şahsını bağlar ama ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın asıl şu sözlerinin hesabını vermekte hayli zorlanacağını düşünüyorum.. 1.’’Artık başı dik bir Türkiye var. Artık başı öne eğilmeyen bir Türkiye var.’’ (Amerika’da) 2. ‘’Büyük Ortadoğu Projesi ve Kuzey Afrika inisiyatifi çerçevesinde her türlü yardım ve katkıya hazırız.’’ (Lübnan’da) 3. ‘’AB sürecine sıkı sıkıya bağlıyız’’. (The Economist. Mayıs 2005) Bu sözlerin ilk ikisi son Amerika gezisi dolayısı ile söylenmiştir. Bu sözler her politikacıya ‘’keşke ağzımdan çıkmasaydı’’ dedirttirecek ve her fırsatta faturanın önüne uzatılacağı sözlerdir ‘’Başı dik’’ Türkiye’nin Erbil, Atina, Mersin ve Lübnan’da bayrakları yakılıyor, askerinin dik başına çuval geçiriliyor. ‘’Başı dik’’ Türkiye’nin Kerkük-Kıbrıs ve Ege’de Casus belli’’leri ayağa düşüyor. ‘’Başı dik’’, tuzu kuru, iç ve dış en ufak bir güvenlik problemi olmayan Türkiye’de Genelkurmay; er ve erbaşlara fair play ruhu kazandırmak için silah altındaki 450 bin askere stadlardaki şiddet görüntülerinin sona ermesi amacıyla ‘’sporda centilmenlik ve hakkaniyete uyma ruhu’’ emri yayınlıyor. Bu uygulama emri kapsamında bir kitapçık ve interaktif CD hazırlanıyor.new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponssitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectscialis walgreen coupon site cialis coupon
‘’Başı dik’’ Türkiye’nin Van vilayetinde bir zanlı, Emniyet Müdürlüğü basılarak kaçırılyor, kimseye bir şey yapılmıyor. Bu rezaletin hesabı kimseden sorulmuyor.
Hesabı sorulmayınca da ‘’başı dik’’ Türkiye’nin yine Van vilayetinde teröristlere cenaze töreni yapılıyor, terörist yakınları PKK bayrakları altında güvenlik güçleri ile çatışıyor ve cenaze namazını kıldıran ‘’emekli imam’’ Kürtçe hem Türk-Kürt kardeşliği için dua ediyor, hem ‘’Bu genci öldürenlerden öcümüzü al Ya Rabbi’’ diyor. (Sabah. 23 Haziran 2005)
‘’Bu genç’’ kim?
Terörist..
Teröristi öldürenler kim?
Devletin güvenlik güçleri.
‘’Emekli imam’’, yâni bu devletten maaş alan ve ‘’tezgâhtan geçmiş’’ imam devletin güvenlik güçlerinden öç almak istiyor.
‘’Başı dik’’ Türkiye’nin Diyarbakır Vilâyeti’nin Hevsel Bahçeleri’nde bir hafta süren meydan muharebesi oluyor; Belediye Başkanı operasyonu engellemeye çalışıyor, bir süre sonra vali ile çalışmayacağını beyan eden İl Emniyet Müdürü istifa ediyor.
Vali ise AB Müzakere Heyeti’nde görevlendiriliyor.
Talabani ‘’Türkiye’nin desteği ile’’ Cumhurbaşkanı oluyor; Barzani’nin Bölge Başkanı oluşu da Diyarbakır’da da zurnalı-zılgıtlı kutlanıyor.
Türkmenler kaderlerine bırakılıyor fakat Erbil’de çatışmalarda yaralanan Kürtler artık uçak ve helikopterlerle tahliye edildikleri Ankara’da tedavi ediliyor.
İşte böyle bir Türkiye’de, yâni başı dik, tuzu kuru, her şeyin güllük gülistanlık olduğu bir Türkiye’de 21 Haziran 2005 günü MGK toplanıyor.
Toplantı sonunda açıklanan bildirinin 3’üncü maddesi şöyle:
‘’c) Milli Güvenlik Siyaseti Belgesine ilişkin görüşmenin daha sonraki toplantılarda yapılması kararlaştırılmıştır.’’
Toplantıdan ayrılırken sorulan bir soru üzerine de ‘’konunun asıl sahibi’’ hükümet sözcüsü Bakan Cemil Çiçek şu açıklamayı yapıyor:
‘’Belgeler geç geldi. Dün akşam elimize ulaştı. Arkadaşlarımız gerekli incelemeyi yapamadı. Bu nedenle Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin görüşülmesi, bir dahaki toplantıya kaldı’’ diyor.
Sen böyle bir lakaytlık, laubalilik, boşvermişlik, adamsendecilik gördün mü ey okuyucu?
MGK zaten iki ayda bir toplanıyor, gündemi genel sekreter tarafından üyelerin görüşü alınarak hazırlanıyor ve böylece oluşturulan ‘’gündem’’, ‘’belgeler geciktiği için’’ görüşülemiyor.
Belgeleri MGK Genel Sekreterliği mi geciktirdi?
Eğer böyleyse görev ihmali vardır. Genel Sekreter meselâ İsrail’e gitmeseydi de belgeleri hazırlasaydı.
Hazırlayamadıysa istifa etseydi.
Yoksa belgeler zamanında hazırlanmıştır da kurulun Akepe kanadı mı görüşmek istememiş, savsaklamıştır?
Belgeler asker kanada zamanında mı ulaştırılmıştır?
Cumhurbaşkanı ve askerler ‘’yahu bunu bu sefer görüşmeyelim, hazırlanamadık’’ yaklaşımına tepkisiz mi kalmışlardır?
Akepe 3 Ekim’e giderken daha fazla vızıltı-sızıltı çıkmasın diye nefes almaktan bile kokar hâle mi gelmiştir?
Adamlar davul zurna çalıyorlar ‘’almayacağız’’ diye, daha 3 Ekim’i mi kaldı bu işin?
MGK’da bu yeni durum karşısında asıl görüşülecek olan AB’nin geleceği ve Türkiye’nin takınacağı tavır değil midir?
Türkiye’de bakkal, kasap bile AB’yi tartışıyor ama MGK’da konuşulmuyor.
Kıbrıs’la ilgili ek protokol, Kıbrıs konuşulmuyor.
Ne konuşuluyor; ‘’Uzaya çıkacak Türk astronotu’’…
Kara Kuvvetleri Komutanı’nın; ‘’terörün 1999 seviyesine çıktığını, Türkiye’nin Irak politikası olmadığını’’ ifade ettiği bir ortamda MGK uzay bilim ve teknolojisini konuşuyor.
O halde MGK ve ‘’Sivil’’ Genel Sekreteri neye yarar?
Niyet tutup çoktan seçmeli sorular çektirelim tavşana..
a) ‘’Kamuoyunda yükselen Amerikan karşıtlığının aslında ABD’ye karşı değil, Bush’a karşı tepkinin ürünü olduğunu savunarak’’ ortam yaratır.
b) ‘’Türkiye'nin AB üyeliği stratejisinin ülkenin tüm kesimleri tarafından desteklendiğini’’ ileri sürerek kamuoyu yaratır.
c) ''Silahlı Kuvvetler'in görüşünü ifade etmiyorum. Ancak, MGK Genel Sekreteri olarak askeri yetkililerle sürekli irtibat halindeyim ve sizi temin ederim ki, askerler, AB üyeliği stratejisini tam olarak paylaşmaktadır'' diye onlar adına TO VİMA’ya demeç verir.
d) İsrail’e giderek oradaki ‘’meslektaşı’’ ile görüşür.
Doğru cevap; ‘’Hepsi doğru’’…
Şimdi bu MGK; Türkiye’nin geleceği ile ilgili özgün politika üretecek ha?
Yukarıda Cemil Çiçek’in adı geçti.
Aslında onun da söylediği bir söz ileride çok sık karşısına çıkarılacaktır.
Risk almıştır.
Güzel bir laftır ama en azından ben her fırsatta bu sözünü hatırlatıp, arkasında durup durmadığını soracağım.
Cemil Çiçek Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘’ertelenen’’ Ermeni Konferansı ile ilgili olarak; ‘’Bu sorumsuzluk bu ciddiyetsizlik bu millete küfretme bu milletin nüfuz cüzdanını taşıyanların bu milletin aleyhine propaganda yapma hıyanet etme dönemini artık kapatmamız lazım. Çünkü milletin vicdanı rahatsız oluyor’’ gibi büyük bir laf etmiştir.
İyi..
Bir tarafa not ediyorum.
Sonuç olarak kıymetli okuyucu davul ne kadar ahkâmlı olursa olsun ses çıkarabilmek için kendisiyle son derece senkronize olarak çalışan bir tokmağa ihtiyacı vardır.
Yukarıdaki ‘’senkronizasyonu’’ lütfen, ‘’Vücut dilinden anlayan’’ olarak tercüme edin.
Eskiler bunu çok güzel bir özdeyişle ‘’Davul bile dengi dengine çalar’’ diye ifade eylemişlerdi.
Yâni kıymetli okuyucu, tokmak olmazsa davul bir işe yaramıyor.
Şimdi yapılan kavga işte bu tokmağın kavgasıdır.
Davul AB’li/ABD’li boyunlarda asılı ise bari tokmağı da onlara kaptırmayalım.
Beethoven’in 9’uncu Senfonisi’ni davulla çalmaya uğraşma gülünçlüğüne ortak olmayalım.