Stratejik Ortaklık mı? Stratejik Sömürge mi? Erol Manisalı
Türkiye'nin, ABD'nin stratejik ortağı olduğu, bildim bileli temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp pompalanır. Bu bir beyin yıkama meselesidir. Medyanın konuyu manşetlere taşıyıp tartışır görünmesi, insanların ''acaba'' sorusunu sormalarına yol açar. İnsanlar bazen, ''Türkiye stratejik ortak da, acaba ben mi farkında değilim'' diye düşünmeye başlar. - ABD ile stratejik ortaklık ''meselemiz'' , Aziz Nesin 'lik bir kara mizah konusudur. Halkla alay eden yönetimlerin aldatmacasıdır. Aynen AB üyeliğimiz gibidir. Ortada normal bir adaylık süreci olmadığı halde Türkiye'yi özel statüye götürecek bir görüşme süreci ''Avrupa yolunda Türkiye'' yalanı ile pazarlanır durur. discount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards
AB'ye üyelik gibi ABD ile stratejik ortaklık da sanal bir konudur. Halkın kandırılması, AB'ye ve ABD'ye tek yanlı bağlanma sürecinin aksamadan yürütülmesi için pazarlanan bir aldatmacadır.
Gazete manşetlerinde, televizyon ekranlarında her gün ''AB'ye üye oluyoruz'', ''ABD'nin stratejik ortağıyız'' tartışmaları Nasreddin Hoca 'nın eşeğine taktığı ''yeşil gözlük'' misali kullanılır durur.
Nasreddin Hoca'nın merkebi yerine konan halk da, acaba, diye düşünmeye başlar! AB'ye girdik de ben mi fark etmiyorum der ve kafası iyice karışır. Sonra AB'den 20 milyar Avro'luk dış ticaret kazığını sırtından yiyince, bizim bir yere girmediğimizi el yordamıyla da olsa hissetmeye başlar.
- Tabii ABD'ye stratejik ortaklık biraz daha karmaşıktır. Bu ''stratejik'' sözünü istediğiniz yöne çekebilirsiniz. Bir zamanlar üs mü, tesis mi diye yıllar yılı tartıştık. Irak'ta ve Güneydoğu'da insanlarımız öldürülmeye başlayınca bunların ''emperyalizmin üsleri'' olduğunu fark ettik.
- AB ile özel statüyü de ''imtiyazlı ortaklık'' diye yutturmaya kalkanlar çıkmadı mı? Sömürgeleşmeyi bile ''imtiyaz'' diye pazarlayanlara ne diyelim; vatan haini mi, dolandırıcı mı, şarlatan mı?
Limuzin'de aşk başkadır...
Ancak ABD ile stratejik ortaklığın bir limuzin arabada belirlendiğini yeni öğreniyoruz. Tabii, böyle bir stratejik ortaklığa ancak limuzinde karar verilebilir, TBMM'de tartışılıp verilecek değil ya...
''Limuzin ortaklığı'' da tartışmaya açık bir ortaklıktır. İstediğiniz kadar çekip uzatabilirsiniz. Walt Disney 'in karton filmlerinden birinde hiç unutmam, tavşanla avcı arasında geçen, ''ördek mevsimi-tavşan mevsimi'' tekerlemesi vardır. Stratejik ortaklık da aynen bunun gibi; birileri stratejik ortaklık derken diğerleri ''adi ortaklık'' tezini tekerler durur. İşin aslında ise fiilen ''stratejik sömürgecilik'' yürürlüktedir. Dikkatler üs mü, tesis mi gibi tekerlemeler üzerine çekilirken birileri malı alıp götürür.
Stratejik ortaklıkta, kafamıza çuval geçirildiği zaman ortaklığın ''adi ortaklık'' olduğunu anlarız, uyanırız. Ama AB ile ilişkilerde kimin nereye girdiğini pat diye göremeyiz ve anlayamayız.
- Dış ticaret açığı yavaş yavaş bizi boğacak düzeye çıkar.
- En güzel sahillerimizi hissettirmeden ellerine geçirirler.
- Eğitimimiz, okullarımız onlara bağlanır.
- Aydınlarımız kulları, köleleri haline gelir.
- Borsalar, bankalar ve siyasetçiler Brüksel'den yönlendirilir.
Uyuşturucu gibi yavaş yavaş içimize girip teslim alırlar ve sonunda iş işten geçmiş olur. İşte bu nedenle gazetelerin yazdıklarına, televizyonların söylediklerine fazla takılmadan, kalan aklımızı kullanmamız gerekir.
Limuzinlerde doğan gayri meşru ortaklıkları yırtıp atmalıyız... Türkiye'yi AB'ye tek yanlı bağlayan belgeleri ortadan kaldırmalıyız... Tabii en başta bunların kararını verecek halkçı yönetimleri işbaşına getirmek gerekiyor...