Dış Politika23 Haziran 2005 00:00
SOYKIRIM MASALINA SÜRYANİLER DE EKLENDİ ! HEDEF YİNE AYNI...
''Madem Türkiye, kimliğinin Avrupa tarafından sorgulanmasına rağmen AB'ye girmeye bu denli kararlı, ülkenin 1915'te soykırımdan geçmiş Asuri-Keldani-Süryanilere davranışının sorgulanıp sorgulanmayacağı da belirlenmeli.'' BM. tarafından ülkemize gelinip tutulan raporlarda saçmalıklar yazılmış ya...Ve bizimde haberimiz yok! Ne denir artık? Buyurun cenaze namazına !abilify abilify alkohol abilifyoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Süryaniler de "soykırım" iddiasında...
Fransa'da yayınlanan Le Figaro gazetesinde Joseph Yakup imzasıyla yayınlanan yazıda, 1915 yılında Asuri-Keldani-Süryanilerin de "soykırım"dan geçtiği idida edildi. AB'ye Türkiye'yi almaya niyeti olmayan çevrelerin, Türkiye'nin kendi iradesiyle bu maceradan vazgeçmesini temin etmek için sahip çıktıkları Ermeni soykırım iddialarının açtığı yoldan ilerlemek isteyen Türkiye ve Türk düşmanlarının; yeni iddialar gündeme getirmesi kaçınılmaz. Eğer Türkiye'nin ali menfaatlerini düşünenler (ki bu görev öncelikli olarak Türk milletine düşmektedir. Türk milletinin sahip oldukları vatanın bekasını sivil-askeri bürokrasiye ve siyasilere tevdi etme lüksü yoktur. Demokrasi içerisinde bu sorumluğa sahip çıkmanın bin türlü yolu vardır. Dahası Türkiye'nin bekasına sahip çıkmak adına atılacak her adım devletin her kademesinde mücadele ettiğine inandığımız çevrelerin elini biraz daha güçlendirecektir.) AB karşısında sürdürülen bu “omurgasız” tavra, içimizdeki birilerinin Türkiye ve Türk milletiyle olan kavgalarını AB üstünden yürütmesine dur demezse; Türkiye'nin bu ve bunun gibi bir sürü asılsız iddia ile itham edileceği; milli birlik ve bütünlüğümüzün sarsılmaya çalışacağı aşikardır.
Açık olan şudur ki, AB'nin Türkiye'yi Birliğe almak gibi bir niyeti yoktur. AB yetkilileri, eğer alacaksa da, mevcut sınırları ve siyasi yapısını koruyan bir Türkiye'yi değil, "sindirilebilir" nitelikler kazandırılmış bir başka Türkiye'yi -çerçevesini kendilerinin belirlediği bir özel statü ile- Birliğe almayı hesaplamaktadırlar.
Türkiye düşmanlığının Avrupa'nın her yanında tırmanışta olduğu bir dönemde fırsatı ganimet bilen çevrelerin harekete geçmesi kaçınılmazdır. AB yetkililerinin de Türkiye'ye karşı kullanacakları bu yeni kozları sonuna kadar sömüreceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Buyurun cenaze namazına:
Türkiye'nin güneydoğusundaki ibadet mekânlarında (Tur Abdin bölgesi), kilise ve manastırların yenilenmesi kısıtlanıyor. Amor şöyle diyor: "Yetkililer çoğunlukla, başta Hıristiyanlar olmak üzere bütün azınlıkları reddeden, giderek şiddetlenen bir milliyetçilik temelinde hareket ediyor." Rapor ayrıca, kullanılmadığı iddia edilen ibadet mekânlarının Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından istimlakına ve ardından
bu mekânların yaşadığı dönüşümlere (bazen cami oluyorlar) değiniyor.
İstanbul Süryanilerin en yoğun göç ettiği şehir olmasına rağmen, burada dahi cemaat sadece bir kiliseden faydalanabiliyor. Kendi kurumlarını açmaları yasak olduğundan Süryaniler sosyal kurumlar, hayır kurumları ve sağlık kurumlarından da yoksun. Bu konuda cumhurbaşkanı ve başbakan dahil olmak üzere yetkililere iletilen tüm talepler (okul açma dahil) sonuçsuz kaldı.
Raportör devlet okullarında din ve ahlak derslerindeki sorunları da ele almış. Süryanilerin durumu, güneydoğudan kitlesel boyutlarda ayrılmış olmaları nedeniyle daha da acil. Süryani temsilcilere göre göçün nedeni dini ve siyasi unsurlar, bilhassa milliyetçi Türkleştirme politikası.
Fransa'da yayınlanan Le Figaro gazetesinde Joseph Yakup imzasıyla yayınlanan yazıda, 1915 yılında Asuri-Keldani-Süryanilerin de "soykırım"dan geçtiği idida edildi. AB'ye Türkiye'yi almaya niyeti olmayan çevrelerin, Türkiye'nin kendi iradesiyle bu maceradan vazgeçmesini temin etmek için sahip çıktıkları Ermeni soykırım iddialarının açtığı yoldan ilerlemek isteyen Türkiye ve Türk düşmanlarının; yeni iddialar gündeme getirmesi kaçınılmaz. Eğer Türkiye'nin ali menfaatlerini düşünenler (ki bu görev öncelikli olarak Türk milletine düşmektedir. Türk milletinin sahip oldukları vatanın bekasını sivil-askeri bürokrasiye ve siyasilere tevdi etme lüksü yoktur. Demokrasi içerisinde bu sorumluğa sahip çıkmanın bin türlü yolu vardır. Dahası Türkiye'nin bekasına sahip çıkmak adına atılacak her adım devletin her kademesinde mücadele ettiğine inandığımız çevrelerin elini biraz daha güçlendirecektir.) AB karşısında sürdürülen bu “omurgasız” tavra, içimizdeki birilerinin Türkiye ve Türk milletiyle olan kavgalarını AB üstünden yürütmesine dur demezse; Türkiye'nin bu ve bunun gibi bir sürü asılsız iddia ile itham edileceği; milli birlik ve bütünlüğümüzün sarsılmaya çalışacağı aşikardır.
Açık olan şudur ki, AB'nin Türkiye'yi Birliğe almak gibi bir niyeti yoktur. AB yetkilileri, eğer alacaksa da, mevcut sınırları ve siyasi yapısını koruyan bir Türkiye'yi değil, "sindirilebilir" nitelikler kazandırılmış bir başka Türkiye'yi -çerçevesini kendilerinin belirlediği bir özel statü ile- Birliğe almayı hesaplamaktadırlar.
Türkiye düşmanlığının Avrupa'nın her yanında tırmanışta olduğu bir dönemde fırsatı ganimet bilen çevrelerin harekete geçmesi kaçınılmazdır. AB yetkililerinin de Türkiye'ye karşı kullanacakları bu yeni kozları sonuna kadar sömüreceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Buyurun cenaze namazına:
Ya Süryanileri hatırlayan var mı?
JOSEPH YAKUP
Madem Türkiye, kimliğinin Avrupa tarafından sorgulanmasına rağmen AB'ye girmeye bu denli kararlı, ülkenin 1915'te soykırımdan geçmiş Asuri-Keldani-Süryanilere davranışının sorgulanıp sorgulanmayacağı da belirlenmeli.
Bu cemaatin din ve inanç özgürlükleri BM'nin özel raportörü Abdülfettah Amor tarafından araştırılmıştı. Yeterince bilinmeyen ancak pek çok açıdan dikkat çekici bu rapor, BM Genel Kurulu'nun 25 Ekim 2000 tarihli 55. oturumunda, Türkiye'de din ve inanç özgürlüğü başlığında sunuldu. Amor, 30 Kasım-9 Aralık 1999 tarihlerinde Türkiye'deydi.
Raportör, hem ilgili Türk kanun ve siyasetini, hem de Asuri-Keldani-Süryaniler dahil olmak üzere gayrimüslim cemaatlerin genel durumunu ele aldı ve Süryanilerin, Lozan anlaşmasına göre azınlık olmalarına ve ülkedeki tarihi varlıklarına rağmen, Türk yetkililerce azınlık olarak tanınmadığını yazdı. Ayrıca cemaatin tüzelkişi statüsünün olmadığına da dikkat çekildi.
Mevcut din adamlarının yaşlanması ve makamların ölen din adamlarının yerine yurtdışından gelecek bir din adamının geçirilmesini yasaklaması nedeniyle cemaatin din eğitimi verememesi ciddi sorun. Rapordan: "Din adamlarının giderek yok olması nedeniyle, bu cemaatin dini kimliğiyle var olabilme sorunu ortaya çıkıyor."
Bu cemaatin din ve inanç özgürlükleri BM'nin özel raportörü Abdülfettah Amor tarafından araştırılmıştı. Yeterince bilinmeyen ancak pek çok açıdan dikkat çekici bu rapor, BM Genel Kurulu'nun 25 Ekim 2000 tarihli 55. oturumunda, Türkiye'de din ve inanç özgürlüğü başlığında sunuldu. Amor, 30 Kasım-9 Aralık 1999 tarihlerinde Türkiye'deydi.
Raportör, hem ilgili Türk kanun ve siyasetini, hem de Asuri-Keldani-Süryaniler dahil olmak üzere gayrimüslim cemaatlerin genel durumunu ele aldı ve Süryanilerin, Lozan anlaşmasına göre azınlık olmalarına ve ülkedeki tarihi varlıklarına rağmen, Türk yetkililerce azınlık olarak tanınmadığını yazdı. Ayrıca cemaatin tüzelkişi statüsünün olmadığına da dikkat çekildi.
Mevcut din adamlarının yaşlanması ve makamların ölen din adamlarının yerine yurtdışından gelecek bir din adamının geçirilmesini yasaklaması nedeniyle cemaatin din eğitimi verememesi ciddi sorun. Rapordan: "Din adamlarının giderek yok olması nedeniyle, bu cemaatin dini kimliğiyle var olabilme sorunu ortaya çıkıyor."
Retçi tutum
Türkiye'nin güneydoğusundaki ibadet mekânlarında (Tur Abdin bölgesi), kilise ve manastırların yenilenmesi kısıtlanıyor. Amor şöyle diyor: "Yetkililer çoğunlukla, başta Hıristiyanlar olmak üzere bütün azınlıkları reddeden, giderek şiddetlenen bir milliyetçilik temelinde hareket ediyor." Rapor ayrıca, kullanılmadığı iddia edilen ibadet mekânlarının Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından istimlakına ve ardından
bu mekânların yaşadığı dönüşümlere (bazen cami oluyorlar) değiniyor.
İstanbul Süryanilerin en yoğun göç ettiği şehir olmasına rağmen, burada dahi cemaat sadece bir kiliseden faydalanabiliyor. Kendi kurumlarını açmaları yasak olduğundan Süryaniler sosyal kurumlar, hayır kurumları ve sağlık kurumlarından da yoksun. Bu konuda cumhurbaşkanı ve başbakan dahil olmak üzere yetkililere iletilen tüm talepler (okul açma dahil) sonuçsuz kaldı.
Türkleştirme
Raportör devlet okullarında din ve ahlak derslerindeki sorunları da ele almış. Süryanilerin durumu, güneydoğudan kitlesel boyutlarda ayrılmış olmaları nedeniyle daha da acil. Süryani temsilcilere göre göçün nedeni dini ve siyasi unsurlar, bilhassa milliyetçi Türkleştirme politikası.
Başta güneydoğu olmak üzere ülke genelinde, milliyetçi 'tek millet, tek ırk, tek kültür' sloganına uymayan yerel Süryani nüfusu reddeden toplumun baskısını da eklemeliyiz. "Böyle bir tutumla maalesef başta yerel makamlar, farklı şekillerde bu cemaati reddediyor." Raporda Süryanilere ayrılan kısımda son derece manidar formüle edilmiş bir taleple cemaatin 'yabancı gibi değil, her şeyiyle Türk vatandaşı gibi' görülme isteği belirtilmiş.
Gayrimüslimlere ilişkin sonuç ve öneriler kısmında bunların durumunun hoşgörü ve ayrımcılık gütmeme ilkeleri açısından sorunlu olduğu belirtiliyor. Neden olarak da Türk devletinin güttüğü laiklik ve milliyetçilik siyasetine işaret ediliyor: "Siyasi milliyetçilik özellikle gayrimüslimlere yönelen bir hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık şeklinde tezahür ediyor... Milliyetçiliğin bu özel formu, sadece kamu kurumlarına nüfuz etmekle kalmayıp toplumu da etkileyerek, Türkiye'nin azınlıklarına
dışlama mesajı göndermelerine neden oluyor. Azınlıkların Türkiye'den ayrılmasını bu politikalar teşvik etmiş."
Bu ülkeyle ilişkilerin yeniden kurulabilmesi için, Türkiye ile AB arasındaki demokrasinin geliştirilmesi, çeşitliliğin taahhüdü, tüm vatandaşların kültürel hakları ve dini azınlıkların tanınması gibi koşulların, doğrudan Asuri-Keldanileri de kapsaması sağlanabilir. Aslında kısa vadeli kriterlerde (2001), özellikle 'güneydoğu bölgelerinde durumun iyileştirilerek ekonomik, sosyal ve kültürel hakların
tüm vatandaşlar için güçlendirilmesi'nden zaten bahsediliyor.
Gayrimüslimlere ilişkin sonuç ve öneriler kısmında bunların durumunun hoşgörü ve ayrımcılık gütmeme ilkeleri açısından sorunlu olduğu belirtiliyor. Neden olarak da Türk devletinin güttüğü laiklik ve milliyetçilik siyasetine işaret ediliyor: "Siyasi milliyetçilik özellikle gayrimüslimlere yönelen bir hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık şeklinde tezahür ediyor... Milliyetçiliğin bu özel formu, sadece kamu kurumlarına nüfuz etmekle kalmayıp toplumu da etkileyerek, Türkiye'nin azınlıklarına
dışlama mesajı göndermelerine neden oluyor. Azınlıkların Türkiye'den ayrılmasını bu politikalar teşvik etmiş."
Bu ülkeyle ilişkilerin yeniden kurulabilmesi için, Türkiye ile AB arasındaki demokrasinin geliştirilmesi, çeşitliliğin taahhüdü, tüm vatandaşların kültürel hakları ve dini azınlıkların tanınması gibi koşulların, doğrudan Asuri-Keldanileri de kapsaması sağlanabilir. Aslında kısa vadeli kriterlerde (2001), özellikle 'güneydoğu bölgelerinde durumun iyileştirilerek ekonomik, sosyal ve kültürel hakların
tüm vatandaşlar için güçlendirilmesi'nden zaten bahsediliyor.
Yeterince dikkatli miyiz acaba?