Siyaset4 Ocak 2005 00:00
Bruksel'den Medet Umanlar - Mustafa Yildirim
Kendilerini `Kürt' olarak tanımlayarak, ABD ve AB desteğinde bağımsız (!) bir devlet kurmak isteyen kişiler Avrupa'nın küçümencik ülkesi Belçika'yı örnek gösteriyorlar. Kolonicileri örnek alıp da, dış destekle varolmak istemek ne denli akıl işidir görmek için o uygar geçinenlerin ellerine bulaşan kanı görmek gerek. Uygarlık satanların ellerindeki kanı görmek kolay olmuyor. Çünkü onların kanı sanat ve kültür cilasıyla saydamlaştırılmıştır. O cilayı biraz kaldıralım ve Lumumba'yı analım:coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardscialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardkamagra kamagra wikipedia kamagra gel
37 yıllık ömrüne bin yıllık savaşımı sığdıran önder Patrice Lumumba,
60'lı yıllarda Türkiye'de büyük sempati toplamıştı.
Yüzyıllardır sömürülen ve ağır baskı altında tutulan Kongo halkını
bilinçlendirebilmek için posta memurluğu, bira satış elemanlığı
yaparken, bir yandan da direniş örgütleyen Lumumba, çeşitli grupları
bir cephede topladığında arkadaşı ile birlikte sömürge yönetimince
tutuklandı. Ağır işkencelerden geçirildi.
Halk ayaklanınca serbest bırakmak zorunda kaldılar. Belçika sömürgesi
Kongo'ya sınırlı bağımsızlık tanıdılar. Lumumba başbakan oldu. Bir
yandan ülkesinin kalkınma planlarını hazırlarken eğitim seferberliği
başlattı. Sınırlı bağımszılığın köleliğin uygarca sürdürülmesi
olduğunu bilen Lumumba tam bağımsızlık isteğini yükseltiyordu.
Bu arada elmas madenlerinin sahibi Maurice Tempelsman, CIA'nın
Kinşasa'daki istasyonu şefi Devlin'i işe alarak ona örtü sağladı.
ABD ve Avrupalılar, yönlendirdikleri yerli grupları beyazların
çiftliklerine, evlerine saldırtmaya başladılar. Bir yandan da
bağımsız Kongo yönetiminin iç güvenliği sağlayamadığını ileri
sürüyorlardı. Kargaşa ortamında genellikle sömürge döneminden kalma
askerlerden oluşan orduyu da kışkırttılar. Bu arada CIA istasyon şefi
Devlin, ABD elçisinin gözetiminde askerleri eğitmeye başlamıştı.
Devlin, ordunun komutanı Mobutu Sese Seko'yu elde etmişti. Mobutu,
Başbakan Patrice Lumumba'nın şiddeti bastırma emirlerini yerine
getirmiyordu.
Çaresiz kalan iki aylık başbakan Lumumba, Sovyetler Birliği'nden
yardım istemeye zorlandı. Bu ABD'nin en bilinen oyunuydu.
Bağımsızlıkçıları kuşatmak ve onları dışardan destek aramaya itmek ve sonra da `Komünist' olarak ilan edip halkı kışkırtmak ve askeri
müdahaleye gerekçe yaratmak. Kongo'da da öyle olmuştu. Amerikan
medyası Lumumba'yı ruh sağlığı bozuk bir komünist olarak tanıtmaya
başladı.
Son darbe gecikmedi. ABD başkanı Eisonhower'ın başkanlık ettiği ABD
Milli Güvenlik Konseyi kararıyla ve CIA Direktörü Allen Welsh
Dulles'ın talimatıyla Lumumba'yı yakaladılar.
Lumumba ağır işkencelerden sonra, Belçika ve Amerikalı görevlilerin
gözetiminde arkadaşıyla birlikte orman içinde kurşuna dizildi. Ölü
vücutlar parçalanıp, bidonlarda benzinle yakılarak yok edildi.
Ama Birleşik Afrika'nın bağımsızlığını savunan Patrice Lumumba'nın 37
yıllık ömrü boşa gitmedi. Afrika'da bağımsızlık ateşi yanmaya devam
etti.
Günümüzde, ABD ve Avrupa'nın Afrika üstüne oyunları ve silahlı
saldırıları sürerken, ünlü Elmas madencisi Maurice Tempelsman da, bir
çok benzeri operatörler gibi ABD demokrasi ihracat işine katıldı ve
ABD Demokrat Partisi'nin uzantısı National Democracy Institute
(NDI)'nin yöneticileri arasında yerini aldı.
Mobutu ise diktatörlüğünü ABD yardımlarıyla sürdürdü.
Avrupa'da yıllar sonra açılan soruşturmalar cinayeti ortaya çıkardı
ve raporlara dayanılarak bir film yapıldı. Belgesel nitelikte olan
ve soluk soluğa izlenebilecek denli akıcı bu sinema filmi, 2001
yılında Türkiye'ye geldi. Başka ülkelerde büyük ilgiyle karşılan
film, Türkiye medyasında yer bulamadı. Amerikan destekli demokrasi
kuruculuğuna soyunanlar da filmi görmezden geldiler. Bu yüzden
izleyicisi de yok denecek denli az oldu. Ankara'da biz izlediğimizde
salonda 6 kişi vardı. Bir arkadaşımsa öğlen gösterimini tek başına
izledi.
Belçika'dan bağımsızlık desteği almaya ve ABD-AB parasıyla özgürlük
yaratmaya çalışanlar şunu iyi bilmelidirler ki, tarih onları kara
sayfalara çoktan geçirmektedir.
Tüm bağımsızlık savaşçıları gibi, kara yüzlü Lumumba'nın gözlerinde
ışıldayan özgürlük ışığı asla sönmeyecektir.
60'lı yıllarda Türkiye'de büyük sempati toplamıştı.
Yüzyıllardır sömürülen ve ağır baskı altında tutulan Kongo halkını
bilinçlendirebilmek için posta memurluğu, bira satış elemanlığı
yaparken, bir yandan da direniş örgütleyen Lumumba, çeşitli grupları
bir cephede topladığında arkadaşı ile birlikte sömürge yönetimince
tutuklandı. Ağır işkencelerden geçirildi.
Halk ayaklanınca serbest bırakmak zorunda kaldılar. Belçika sömürgesi
Kongo'ya sınırlı bağımsızlık tanıdılar. Lumumba başbakan oldu. Bir
yandan ülkesinin kalkınma planlarını hazırlarken eğitim seferberliği
başlattı. Sınırlı bağımszılığın köleliğin uygarca sürdürülmesi
olduğunu bilen Lumumba tam bağımsızlık isteğini yükseltiyordu.
Bu arada elmas madenlerinin sahibi Maurice Tempelsman, CIA'nın
Kinşasa'daki istasyonu şefi Devlin'i işe alarak ona örtü sağladı.
ABD ve Avrupalılar, yönlendirdikleri yerli grupları beyazların
çiftliklerine, evlerine saldırtmaya başladılar. Bir yandan da
bağımsız Kongo yönetiminin iç güvenliği sağlayamadığını ileri
sürüyorlardı. Kargaşa ortamında genellikle sömürge döneminden kalma
askerlerden oluşan orduyu da kışkırttılar. Bu arada CIA istasyon şefi
Devlin, ABD elçisinin gözetiminde askerleri eğitmeye başlamıştı.
Devlin, ordunun komutanı Mobutu Sese Seko'yu elde etmişti. Mobutu,
Başbakan Patrice Lumumba'nın şiddeti bastırma emirlerini yerine
getirmiyordu.
Çaresiz kalan iki aylık başbakan Lumumba, Sovyetler Birliği'nden
yardım istemeye zorlandı. Bu ABD'nin en bilinen oyunuydu.
Bağımsızlıkçıları kuşatmak ve onları dışardan destek aramaya itmek ve sonra da `Komünist' olarak ilan edip halkı kışkırtmak ve askeri
müdahaleye gerekçe yaratmak. Kongo'da da öyle olmuştu. Amerikan
medyası Lumumba'yı ruh sağlığı bozuk bir komünist olarak tanıtmaya
başladı.
Son darbe gecikmedi. ABD başkanı Eisonhower'ın başkanlık ettiği ABD
Milli Güvenlik Konseyi kararıyla ve CIA Direktörü Allen Welsh
Dulles'ın talimatıyla Lumumba'yı yakaladılar.
Lumumba ağır işkencelerden sonra, Belçika ve Amerikalı görevlilerin
gözetiminde arkadaşıyla birlikte orman içinde kurşuna dizildi. Ölü
vücutlar parçalanıp, bidonlarda benzinle yakılarak yok edildi.
Ama Birleşik Afrika'nın bağımsızlığını savunan Patrice Lumumba'nın 37
yıllık ömrü boşa gitmedi. Afrika'da bağımsızlık ateşi yanmaya devam
etti.
Günümüzde, ABD ve Avrupa'nın Afrika üstüne oyunları ve silahlı
saldırıları sürerken, ünlü Elmas madencisi Maurice Tempelsman da, bir
çok benzeri operatörler gibi ABD demokrasi ihracat işine katıldı ve
ABD Demokrat Partisi'nin uzantısı National Democracy Institute
(NDI)'nin yöneticileri arasında yerini aldı.
Mobutu ise diktatörlüğünü ABD yardımlarıyla sürdürdü.
Avrupa'da yıllar sonra açılan soruşturmalar cinayeti ortaya çıkardı
ve raporlara dayanılarak bir film yapıldı. Belgesel nitelikte olan
ve soluk soluğa izlenebilecek denli akıcı bu sinema filmi, 2001
yılında Türkiye'ye geldi. Başka ülkelerde büyük ilgiyle karşılan
film, Türkiye medyasında yer bulamadı. Amerikan destekli demokrasi
kuruculuğuna soyunanlar da filmi görmezden geldiler. Bu yüzden
izleyicisi de yok denecek denli az oldu. Ankara'da biz izlediğimizde
salonda 6 kişi vardı. Bir arkadaşımsa öğlen gösterimini tek başına
izledi.
Belçika'dan bağımsızlık desteği almaya ve ABD-AB parasıyla özgürlük
yaratmaya çalışanlar şunu iyi bilmelidirler ki, tarih onları kara
sayfalara çoktan geçirmektedir.
Tüm bağımsızlık savaşçıları gibi, kara yüzlü Lumumba'nın gözlerinde
ışıldayan özgürlük ışığı asla sönmeyecektir.