Dış Politika20 Haziran 2005 00:00

ASKERİN OMUZUNDAN, APOLETİNDEN HOVARDALIK - Hüseyin Mümtaz

20 Haziran 2005 tarihli Sabah’ın haberine göre Başbakan Erdoğan'ın, Amerika ziyaretinde Başkan Bush'a "Afganistan jesti" yaptığı ortaya çıkmış. Erdoğan "Askerlerimiz Afganistan'da kalmaya devam edecek" demiş.. Erdoğan ve Bush'un buluşmasında Türkiye'deki anti-Amerikanizm, PKK ve Suriye gibi konular öne çıksa da, perde arkasında buzları eriten bir gelişme yaşandığı öğrenilmiş. ‘’Alınan bilgilere göre’’ Erdoğan, Bush'a Afganistan konusundaki endişelerini aktardıktan sonra Türkiye'nin Afgan halkına desteğinin süreceğini bildirmiş.. Erdoğan, Bush'u memnun eden teklifini şöyle ifade etmiş: "ISAF Komutasını devrettikten sonra askerlerimizin büyük bir bölümünü çekmeyip, Afganistan'ın Kabil dışındaki kritik bölgelerine tahsis edeceğiz. Bu ülkenin yeniden yapılanmasına katkılarımız sürecek."discount drug coupons click free discount prescription cardbuscopan link buscopan plusoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Yine ‘’alınan bilgilere göre’’, Afganistan konusu, Beyaz Saray'da görüşülen en kapsamlı konu olmuş. ABD'den üst düzey bir yetkili, "Stratejik ortaklığımızı yeniden canlandırmak için büyük bir adım" değerlendirmesi yapmış. ABD'li yetkili, "Başkan Bush, Başbakan Erdoğan'a teşekkür etti ve o sırada görüşmede yer alan Ulusal Güvenlik Konseyi yetkililerine teklifin sonuçlandırılması için Türk tarafı ile görüşmelere başlamaları talimatı verdi" demiş. Bush'un memnuniyetle karşıladığı bu teklif, bu görüşmelerde detaylandırılacak’’mış’’.
            Halbuki giderken Recep Tayyip ne demişti; ‘’PKK ve Kıbrıs konularını çözeceğim’’.

Ne güzel pazarlık!

İyi de vere vere cebimizde kalan ve daha önemlisi bütün bu at pazarlıkları sonucu cebimize giren ne?

İşin kötüsü ben bu jesti Genelkurmay’ın da ‘’dönüşte’’ öğrendiği düşüncesindeyim.

Nasıl üniversitelerde, YÖK’de, TÜBİTAK’ta parayı veren idareye ve atamalara karışıyorsa; askerin de parasını verenin görevlendirmeyi de yapmasından tabii ne olabilir?

            Para ve düdük misali..

            Fakat ‘’işin kokusu’’ bir süre sonra çıktı kıymetli okuyucu ve onu da Milli Savunma Bakanı’nın ağzından, ‘’jest’’le aynı gün, Afganistan Savunma Bakanı Orgeneral Abdürrahim Vardak’ın Ankara ziyareti ile öğrendik.

            Gönül kabulde bir gazetecinin; ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile yaptığı görüşmede, 'Türkiye, ISAF'ın komutasını devrettikten sonra askerlerin büyük bölümünün bölgede kalarak, Kabil dışındaki kritik bölgelerin yeniden yapılanmasına yardımcı olacağına' dair haberler var. Bununla ilgili değerlendirmeniz nedir'' sorusunu yanıtlarken, ‘’Başbakan Erdoğan ile Bush arasındaki görüşmeyi değerlendirmek istemediğini, ancak mevcut durum hakkında bilgi verebileceğini’’ belirtmiş..

Hayret.. Neden öyle demiş?

Kabinede ilk günden beri Milli Savunma Bakanı görevinde bulunmuyor mu?

Erdoğan’ın Amerika’daki ‘’jest’’inden onun da mı haberi yoktu, dönüşte mi öğrendi, yoksa onu da mı öğrenemedi?

Afganistan'da bugün Türkiye'nin ISAF komutası ile birlikte 1400 kişilik bir gücünün bulunduğunu dile getiren Gönül, şöyle devam etmiş:

''Ama daha öncesinde zaten bizim 300 kadar askeri mevcudumuz vardı. Hem 3 helikopter personeli hem de havaalanının idamesini sağlayan personel olarak 3 grup halindeydi. ISAF komutası devrolduktan, 1400 kişilik güç çekildikten sonra dahi bizim orada daha önce devam etmekte olan gücümüz, programlandığı şekilde, programlandığı vakte kadar kalacaktır.''

Konuk Bakan Orgeneral Wardak da ISAF komutasını üstlenen ülkelerin doğal olarak asker sayısını artırdığını (neden ‘’doğal’’ oluyormuş), komutayı devreden ülkenin de asker sayısını azaltmasına karşın bir kısım unsurlarını bıraktığını belirtmiş. Wardak, ''Ancak NATO içinde dost ve kardeş ülke Türkiye'nin Afganistan'da hizmet yapmasını istiyoruz'' demiş.

Anlamadım..

Afganistan ile ne zamandan beri ‘’Nato içinde dost ve kardeş’’iz?

Gönül, bir başka gazetecinin, ''Türk askeri daha önce operasyonlara katılmıyordu. Kalan birlikler operasyonel olacak mı'' sorusunu yanıtlarken de şunları söylemiş: ''ISAF operasyonlara katılmıyor. Orada operasyon yapan başka güçler var. ISAF'ın oradaki temel amacı Kabil çevresindeki düzeni sağlamak. Bu düzeni sağlama alanı gün geçtikçe kuzeye, batıya genişliyor. Güney ve doğuya da genişleyecek ve ileride operasyon timleriyle ISAF gücü aynı komuta altında programlandığı şekilde birleşmiş olacak.''

''Sonuçta operasyonel hale gelecek mi'' sorusu üzerine de Gönül, şunları kaydetmiş:

''Operasyonel hale gelecek demiyorum. ISAF ile operasyon güçleri aynı komuta altında birleşecek. Birleştiği zaman ne olur, o, komutanın takdiriyle ve bizim ileri süreceğimiz kayıtlarla belli olur. 'Buna katılırız, buna katılmayız' diye kayıtlar koyabiliyoruz. 'Birleştiği zaman bizim asker de operasyona girecektir' diye hemen, peşinen bir hükme varmanız yanlış olur. Birleştiği zaman onu göreceğiz.''

            İşte zurnanın zart dediği nokta.

            Afganistan’daki ‘’operasyonel güç’’ Amerikan ordusu.

            Başlangıçta Amerika hem ‘’müttefiklerinin’’ zahmete ortak olmasını, hem de Afganistan’da iç işlere fazla bulaşmamasını (örneğin Türk kuvvetlerinin General Dostum’la ilişki kurmamasını) istemişti.

            Onun için müttefiklerin görev alanı Kabil ve çevresi ile sınırlıydı.

            Fakat ‘’Devlet başkanı’’ Amerikan vatandaşı Karzai; Nato’nun en üst düzey sivil görevlisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Hikmet Çetin dahil bütün ‘’uluslar arası memurlar’’ ISAF’ın görev alanının, Amerikan birliklerinin zahmetini-zorluklarını azaltacak şekilde ama yine onların uygun gördüğü şekilde ‘’genişletilmesi’’ni ifade buyuruyorlardı.

            Operasyon demek çatışma demektir kıymetli okuyucu ve operasyona müttefiklerin katılması da daha az Amerikan askerinin ölmesi demektir.

            Zurnanın zırt dediği nokta ise ISAF ile operasyon güçlerinin ‘’aynı komutada’’ birleşecek olması noktasıdır.

            Operasyon Güçleri Komutanı Amerikalı olduğuna göre ISAF da bundan böyle Amerikan komutası altına girecek demektir.

            İşte Gönül’ün mahcup ve gönülsüz bir biçimde ağzında geveleyerek açıklama(ma)ya çalıştığı konu budur.

            Biz bunları tartışırken Genelkurmay’ın, bir kısmı zâtından ‘’embedded’’ bir kısmı da ‘’embedded’’lileştirmeye çalıştığı gazetecilerle yaptığı Kosova gezisi yeni bitmişti.

            Milliyet’in 13 Haziran 2005 tarihli haberi şöyle:

‘’Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), kurduğu iyi ilişkilerle halkın güvenini kazandığı Kosova’da, görev yaptığı "Güney Sektörü"nün dönüşümlü liderliğini almak üzere çalışma başlattı. Uluslararası harekat ve gözlem görevlerine aktif şekilde katılarak, sorunlu bölgelerdeki güvenliğin ve barışın sağlanmasına önemli katkılarda bulunan TSK, Balkanlar’daki istikrarın sağlanması çalışmalarına da önemli katkılarda bulunuyor. TSK, Balkanlar’ın tarihi ve kültürel açıdan önemi, bölge halklarıyla ilişkiler, istikrarın sağlanmasında şu ana kadar gösterilen gayretler, Türkiye’nin NATO içindeki görünürlüğünün arttırılması ve personelin eğitimi amacıyla Balkanlar’da icra edilecek harekatların içinde yer almayı hedefliyor. Afganistan’daki Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti’nin (ISAF) komutasını Ağustos ayında İtalya’ya bırakmaya hazırlanan TSK, kurduğu iyi ilişkilerle halkın güvenini kazandığı Kosova’da da "Güney Sektör"ün dönüşümlü liderliğini almak üzere girişimde bulundu. Sadece kendi sorumluluk bölgesinde değil, Kosova’nın tamamında da askeri görev yapma yeteneğine sahip olan Türk birliği, NATO’nun Kosova’da en çok güvendiği birlikler in başında geliyor. Türkiye, AB’nin yaptığı ilk büyük çaplı harekata konu olan Bosna-Hersek’te 34 ülke arasında en çok katkı sağlayan 5’inci ülke konumunda bulunuyor. Bosna-Hersek’in kuzeyinde Finlandiya liderliğinde görev alan TSK, Bosna-Hersek savunma kurumlarının yeniden yapılandırılması ile irtibat ve gözlem faaliyetlerine de 50’ye yakın personelle katkı veriyor.’’

Yani kıymetli okuyucu Türkiye 1).Afganistan’dan sonra Kosova’da da taşın altına elini sokuyor; 2) AB üyesi olmadığı gerekçesiyle AB’nin Savunma Politikalarına dahil edilmediği halde Kosova’da ‘’en çok katkı sağlayan beşinci ülke’’ olmayı ‘’karşılıksız’’ kabul ediyor.

Varsa alınan karşılığı da öğrenmemiz gerekir.Milletten gizli olmamalı, çünkü oraya milletin çocukları gidiyor.

Türk Ordusu’nun Afganistan’dan Kosova’ya geniş bir coğrafyada başka karargahların kontrolünde, emir komutasında ‘’görev alması’’ acaba bir dünya gücü olduğunu mu kanıtlar yoksa Soros’un dediği gibi ‘’Türkiye’nin en önemli ihraç maddesi’’ olduğunu mu?

Madem öyle, son tahlilde benim bir önerim olacak..

Afganistan ve Kosova’ya birer kolordu, kolordu yetmez, birer ordu gönderelim.

Daha fazla dünyaya açılmış olmaz mıyız?Ege Ordumuz zaten dostluk ve barış türküleri bâbında ha lağvedildi ha lâğvedilecek.

Özkök Paşa da zaten 11 Eylül’den sonra oluşan yeni dünya vizyonuna paralel; ‘’Türkiye’ye yönelik artık dış tehdit yok, tehdit küresel terör’’ dememiş miydi?

Kalıyor tek ordumuz.

O da ‘’iç güvenlik’’le uğraşır, olur biter..

‘’Yurtta barış, dünyada birlik’’.

(Bana gülme kıymetli okuyucu.. Yukarıdaki özdeyişi 19 Mayıs’tan önce illerde askeri ve mülki erkânın katılımıyla yapılan gençlik yürüyüşlerinin en önünde gördüm. Valiler ve komutanlar bu pankartın arkasından yürüyorlardı.

Zaten her yıl Samsun’dan yola çıkan ve Ankara’da Cumhurbaşkanı’na teslim edilen bayrağın adı da bir süredir –Sevgi Bayrağı- yapılmamış mıydı?)

Güneydoğumuzdaki problem ve oradaki birliklerimizin durumu mu?

Onu da 4 Temmuz 2003 gününden beri kılı kırık Albay Maywill’in merhametine emanet etmemiş miydik?

Havada ağır bir koku var kıymetli okuyucu..

İs var, duman var..

Sis var.. Göz gözü görmüyor…

Amerikan Büyükelçisi ‘’başlar ezilmelidir’’ diyor, AB Büyükelçileri toplu halde billboardlara ilan veriyor, başbakana güneydoğuda askeri seçeneği kullanma diyor.

Türk bayrağı Erbil, Mersin, Atina’dan sonra Lübnan’da da yakılıyor.

Bunların hepsi 2003 yılı başından bu güne kadar geçen 2.5 yılda oluyor.

Başbakan Amerika’da ‘’Artık başı dik bir Türkiye var, artık başı öne eğilmeyen bir Türkiye var’’diyor.

            ‘’Başı dik’’ Türkiye’nin bayrakları yakılıyor, askerinin dik başına çuval geçiriliyor.

            ‘’Başı dik’’ Türkiye’nin Kerkük-Kıbrıs ve Ege’de Casus belli’’leri ayağa düşüyor.

‘’Başı dik’’, tuzu kuru, iç ve dış en ufak bir güvenlik problemi olmayan Türkiye’de Genelkurmay; er ve erbaşlara fair play ruhu kazandırmak için silah altındaki 450 bin askere stadlardaki şiddet görüntülerinin sona ermesi amacıyla ‘’sporda centilmenlik ve hakkaniyete uyma ruhu’’ emri yayınlıyor. Bu uygulama emri kapsamında bir kitapçık ve interaktif CD hazırlanıyor. Spor alanlarında yaşanan şiddet olaylarının nedenleri üzerinde durulan ve bunların önlenmesi için atılması gereken adımlara yer verilen kitapçıkta, "İçindeki canavara bilet alma" sloganıyla fair play anlayışı takdim ediliyor.

Genelkurmay, bu çalışmasıyla "Avrupa Fair Play Ödülü"ne aday gösteriliyor. (Milliyet.17 Haziran 2005).

Baba beni okula gönder..

Haydi çocuklar okula..

İçindeki canavara bilet alma..

Lay lay lom…

Rimi rimi ley ley..