''STRATEJİK'' SEFER ve NURTOPU GİBİ YENİ ÇOCUĞUMUZ- Hüseyin MÜMTAZ
İskender’in Orta Doğu ve Mısır, Yavuz’un Mısır, Kanuni’nin Viyana, Napolyon’un Moskova seferleri dünya tarihinde iz bırakan, kendinden sonraki çağları bile etkileyen seferlerdendir. Erdoğan’ın, kendi ifadesine göre bir saat, fakat münafık çevrelere göre ise 7 dakika süren Washington-Bush seferinin de benzer şekilde önemli olduğu muhakkaktır. Bu sefer sonucunda doğan yeni çocuğumuzun adı da ‘’GOKAG’’ olmuş. Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi.. İki lider, görüşmenin ardından ortak bir açıklama yapmışlar. ABD Başkanı George W. Bush, Türk-Amerikan ilişkilerini, ''çok önemli stratejik ilişkiler'' olarak nitelendirmiş. ABD Başkanı, ''Erdoğan ile birçok konuda çok kapsamlı görüşmelerde bulunduk. Bunun sebebi de, Türk-Amerikan ilişkilerinin çok önemli stratejik ilişkiler olmasıdır'' demiş. Başbakan Erdoğan'a, GOKAG’a verdiği güçlü destek dolayısıyla memnuniyetini bildirdiğini ifade eden Bush, ''Türkiye'nin demokrasisi, Ortadoğu'daki insanlar için önemli bir örnek. Ben de Erdoğan'a bu yöndeki liderliği için teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Başbakan'a Türkiye'nin Afganistan'daki liderlik rolü dolayısıyla da teşekkür ediyorum'' diye konuşmuş. cialis manufacturer coupon open drug coupon cardcialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon
Bush, Erdoğan'ın Afganistan ziyaretiyle ilgili izlenimlerinden de çok etkilendiğini ve bunları dikkate alacağını kaydetmiş..
Hatırlarsanız bunun babası da böyleydi.
O da Özal’ın Ortadoğu ve Irak ile ilgili görüşlerinden çok etkilenirdi.
Ve yine hatırlarsanız o ince politikalar sonucu ‘’bir koyup üç almıştık’’.
ABD Başkanı, Erdoğan ile görüşmesinde Türkiye ve Amerika'yı ilgilendiren dış politika konularını ele aldıklarını, bunlar arasında en önemlilerinden birinin İsrail ile yan yana, barış içinde bir Filistin devletinin kurulması konusu olduğunu söylemiş. Başkan Bush, Başbakan Erdoğan'ın kendisine, Türkiye'ye daha fazla Amerikan yatırımı yapılması konusunu gündeme getirdiğini, kendisinin bu yönde yardımcı olmaya çalışacağını bildirmiş ve ''Bütünüyle değerlendirirsek, çok zengin ve verimli bir görüşme oldu'' demiş.
Başbakan da, Bush'un ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Bu görüşmede, Türk-Amerikan siyasi birlikteliğinin geleceğe yansımasını değerlendirme imkânı bulduk'' demiş. Erdoğan, görüşmede ele alınan ana konuları Bush’tan farklı olarak; özgürlük, insan hakları, demokrasi, güvenlik ve terörizmle mücadele olarak sıralamış.. Bölgesel dinamikler açısından, Geniş Ortadoğu Projesi'ni de ele aldıklarını belirten Başbakan görüşülen diğer konular arasında Kıbrıs, Irak, Afganistan, İsrail ve Filistin konularını saymış.
Şimdi kıymetli okuyucu; Erdoğan’ın ‘’görüştük’’ dediği konuları bir kere daha sayalım..
1.Özgürlük, 2.İnsan hakları, 3.Demokrasi, 4. Güvenlik ve terörizmle mücadele, 5.Kıbrıs, 6.Irak, 7.Afganistan, 8.İsrail ve 9.Filistin..
Şimdi elini vicdanına koy söyle kıymetli okuyucu..
Her birisi, söz açılınca en az bir saat sürecek bu konuların 9’unu birden kimilerine göre yedi dakika, başbakana göre ise bir saatte konuşabilmek, karşılıklı pozisyonları belirtmek ve karşındakini ikna etmek mümkün müdür?
Ki konuşmaların ‘’tercüman’’ aracılığı ile yapıldığını düşünürsek bir saatin en iyi ihtimalle kafadan yarım saate indiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ama ya yedi dakika ise?
Kalıyor elde üç buçuk dakika….
Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nde Türkiye'nin rolünün sorulması üzerine Erdoğan, ''Sea Island'' sürecinde Türkiye, İtalya ve Yemen'in demokratik ortak olarak bir görev üstlendiğini anımsatarak, ''Buradaki hedef reformlar, demokratik sürecin hızlandırılması ve demokrasiye geçiş, insan hakları, hukukun üstünlüğü, baskıcı rejimlere yönelik takınılması gereken tavırlar konusunda atılacak adımlar. Şu anda Türkiye bu istikamette çalışmalarını sürdürüyor'' yanıtını vermiş. Erdoğan, Suriye, Ürdün, Lübnan, Fas ve Tunus ziyaretlerinin de bu kapsamda yapıldığını açıklamış. Erdoğan, bir başka soru üzerine görüşmede Suriye'nin de gündeme geldiğini belirterek, ''Biz, Suriye'yi itmek değil, bu çizgimize nasıl çekeriz, bu konuda attığımız ve atmakta olduğumuz adımları konuştuk'' demiş..
Böylece kıymetli okuyucu bölgede Amerikan politikalarının ileri karakolu, koruyucusu ve kollayıcısı olduğumuzu birinci ve en yetkili ağızdan öğrenmiş oluyoruz.
Bu, en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta okkalı bir itiraftır.
Öyledir de ufak bir nokta var..
Erdoğan’ın ‘’bu kapsamda’’ ziyaret edildiğini öne sürdüğü ülkeler; yâni Suriye, Ürdün, Fas, Lübnan ve Tunus da bu ziyaretin amacının böyle olduğunu biliyorlar mıydı?
Yoksa onlar da bizim gibi bu gerçeği ilk defa mı duydular?
Çıt çıkarmadan başları önlerinde dinlediler mi?
Peki Erdoğan bu arada gittiği aynı bölge kapsamındaki İsrail ve Filistin’i neden saymadı?
İşin asıl eğlenceli kısmı da başbakanın, çıkışta yaptığı basın toplantısında yaşanmış.
ABD Başkanı Bush, Türk- Amerikan ilişkilerini, ''çok önemli stratejik ilişkiler'' olarak nitelendirirken, görüşmeden sonra düzenlediği basın toplantısında Erdoğan ilişkilerin ''stratejik ortaklık düzeyinde'' olduğu savunmuş. Erdoğan, Bush'un ''stratejik ilişki'' tanımlamasının anımsatılması üzerine de bunun ''bir çeviri hatası'' olabileceğini savunmuş.
Tabii biz Egemen Bağış’ın tercüme kabiliyetine güvenmememiz için en ufak bir neden göremiyor ve onu en doğru kabul ediyoruz.
Kulislerden sızan bilgilere göre, Amerikan tarafı özellikle iki konuda rahatsız olmuş. Bunlar, Türkiye'nin Suriye konusundaki tutumu ve Türkiye'de yükselen ABD karşıtlığı.
Washington yönetimi, özellikle Suriye konusundaki rahatsızlığını gizlememiş. Erdoğan’ın, Suriye lideri Esad’ın konuşarak reforma ikna edilebileceğini, hatta Şam’ın Lübnan’dan çekilmesinde, kendisinin ve Cumhurbaşkanı Sezer’in ziyaretlerinin etkili olduğunu söylemesi, ABD tarafınca “hayret verici'' bulunmuş.
İkinci rahatsızlık konusuysa, Erdoğan'ın görüşme sonrasında düzenlediği basın toplantısında söylediği bir cümleyle ilgili...
Türkiye'deki Amerikan karşıtlığına ilişkin soruyu cevaplarken, Amerika karşıtlarının marjinal gruplar olduğunu söylemesi; ardından da hükümetin gerekli önlemleri aldığını ancak daha fazla üzerine gidilmesi durumunda bunun tepki çekeceğini belirtmesi, Washington'da hayal kırıklığı yaratmış ve Amerikan kaynakları, bu açıklamayı 'talihsizlik' olarak nitelendirmiş.
Yalnız bütün bunların sonucunda yine de havada asılı kalan bir soru var..
Hep Amerika’nın kazanımlarını, isteklerini, taleplerini dinledik, duyduk, öğrendik.
Peki bu geziden Türkiye’nin kârı, kazancı ne olmuştur?..
Kıbrıs, Ermenistan, Ege, Kuzey Irak, PKK gibi son derece hayati konularda Türkiye ne gibi kazanımlar elde etmiştir?
Duyan varsa bana da iletirse memnun olurum.
Benim çıkardığım sonuç ise; 1. Türkiye’de çok fazla ‘’marjinal’’ grup bulunduğu ve 2. Amerika’nın, bölgeyi bilmem ama Türkiye'deki partnerinin Akepe olduğu ve Türkiye’yi yöneten asıl güç odağının ABD-Akepe koalisyonu olduğudur.
GOKAG filan ise hikaye ve boyumuzu çok aşan ‘’stratejik bir takım faaliyetler’’dir.