Mahir Kaynak kaçınılmaz sonu gördü: Batıcılar "yenilecek"!
Bir şeyi engelleyemiyorsanız en azından dozunu ayarlayabilirsiniz. Ya da kendi konumunuzda yapacağınız küçük değişikliklerle yeni duruma uyum sağlayabilirsiniz. Türkiye’deki hakim güçler globalizme gereğinden fazla inandılar ve AB üyeliğini, Avrupa’nın bir güç odağı olmasını sağlamak için değil, global dünyanın bir parçası olarak savundular ama yanıldılar ve yenilecekler, her yenilen gibi bedelini ödeyecekler. Artık ne dünya global bir köy ne de AB diye bir güç odağı var. Batıcılar, Ulusalcıların hedef tahtasındalar. Bunlar İslamcılarla çatışmayacaklar.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mg
Eskiden solcu, dinci veya milliyetçi çizgide olanlar ulusalcı ortak paydada buluşup siyasette etkin bir güç olmak iddiasındalar. Bunun için yeterli bir halk desteği bulanabileceğine, toplumun şikayetlerine ve beklentilerine cevap verecek bir hareket oluşabileceğine inanılıyor.
Ulusalcılık her toplumda ve her dönemde bir çok kişiyi kendine çeken bir duygudur ve böyle bir duygunun varlığından şikayet edilemez. Tartışılması gereken konu izlenecek politikalarla dünya gerçeği arasında bir bağ kurmak ve akıntıya kürek çeker konuma düşmemektir. Bunun için önce sağlıklı bir gelecek tasavvurunun olması gerekir. Yani kurulacak yeni dünya düzeninin ne olacağını tahmin ederek bununla uyumlu bir Türkiye yaratmak amaçlanmalıdır.
Türkiye hem coğrafi konumu hem de sosyolojik yapısı nedeniyle dünyadan soyut yaşayamaz. Özellikle dengelerin yeniden kurulduğu bir dönemde sistemden ayrık yaşayan bir Türkiye düşünülemez. Kim hangi düşünceyi taşırsa taşısın sistemle uyumlu olmak zorundadır.
Bir süre global bir dünyanın oluşmak üzere olduğu düşünülmüş ve dünyanın global bir köy haline geleceği ileri sürülmüştür. Türkiye’deki hakim görüş de bu yöndeydi ve özellikle medya bunun savunuculuğunu yapıyordu. Dışa açılma, dünyayla bütünleşme Batı’ya benzeme rakipsiz görüşler haline gelmişti. Şu anda bile bu söylemler tekrarlanmakla birlikte yakında etkisini kaybedeceği anlaşılıyor. Türk kamuoyu, biraz gecikerek de olsa, başka bir modeli savunmak zorunda kalacaktır.
Önümüzdeki dönemde tek kutuplu bir dünya beklentisi gerçekleşmeyecek, aksine en az iki büyük ve birkaç ikincil gücün var olacağı bir modelle karşı karşıya olacağız. Bir çok kişinin beklentisinin aksine AB birincil aktör olmak konumuna gelemeyecek, ayrışmalar yaşayacak ve ikincil güçler kervanına birden fazla üyeyle katılacaktır. Türkiye’nin bu kategoriye dahil bir ülke olması beklenir.
Türkiye’nin batılılaşması sadece bir medeniyet projesi değil aynı zamanda dünya dengelerinin bir gereği idi. Doğu-Batı ayrışmasında Türkiye Batının bir parçası olarak düşünülmüştü ve asıl amaç onu Rusya’nın dışında tutmaktı. Oysa şimdi Türkiye bu bölgede gri bir alan olarak düşünülüyor. Artık batılı kimlik hedef olmak bir yana bir engel sayılıyor. Ulusalcılık sanıldığını aksine bir kendine dönüş değil ve yeni rolümüzün bir gereği olabilir.
Yeni rol yeni bir kimlik gerektiriyor ve bu Batının dışında, daha çok Ortadoğulu bir kimlikle örtüşüyor. Bu durum Türkiye’deki batıcı akımın güçsüzleştirilmesini gerektiriyor. Bunun temsilcileri Sabetay, Mason, din karşıtı, Batı uşağı olarak itham ediliyor. Tasfiye edilmek istenen bunlar değil onların temsil ettiği düşünce yapısıdır. Ama asıl engelin batılılaşmayı değişmez bir hedef sayan Ordu olduğu biliniyor. Başkanlık sistemi bir kişiyi büyük ölçüde güçlendirirken kim gücünü kaybedecek?
Türkiye’de bir şey söylediğinizde sizi taraf ilan ederler. Bu nedenle bu sözlerim Batıcıları savunma olarak algılanabilir. Ben hiçbir tarafta değilim sadece ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Bir şeyi engelleyemiyorsanız en azından dozunu ayarlayabilirsiniz. Ya da kendi konumunuzda yapacağınız küçük değişikliklerle yeni duruma uyum sağlayabilirsiniz. Türkiye’deki hakim güçler globalizme gereğinden fazla inandılar ve AB üyeliğini, Avrupa’nın bir güç odağı olmasını sağlamak için değil, global dünyanın bir parçası olarak savundular ama yanıldılar ve yenilecekler, her yenilen gibi bedelini ödeyecekler. Artık ne dünya global bir köy ne de AB diye bir güç odağı var.
Batıcılar, Ulusalcıların hedef tahtasındalar. Bunlar İslamcılarla çatışmayacaklar. Uzun süren bir egemenliğin sonuna mı yaklaşıyoruz bilinmez ama belirleyici olanın dünyanın dinamikleri olduğu, sadece tabi olan ama hiçbir şey yaratmayanın bir gün tasfiye edilebileceği anlaşılacak. Önümüzde kendimizi tanımlamak ve bu tanımla dünyaya katılmak için büyük fırsatlar var. İsteneni yapmak zorunda değiliz ama uygunsuzu da yapamayız. Güzel olan da bunların dışındadır.
04.01.2005