Ege Niçin Isınıyor? - Ercan Çitlioğlu (Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Bir süredir yumuşama eğilimine giren ve bu yumuşamanın; iki ülke arasındaki sorunların diyalogla çözümlenebileceği umutları ile beslendiği bir dönemde Ege'de ortaya çıkan gerginlik belirtilerinin rastlantı olmaması gerekir. Yunanistan Dışişleri Bakanı Moliviatis'in, Nisan ayında Türkiye'yi ziyareti sırasında Kardak kayalıklarında yinelenen, bir öncekine oranla Richter ölçeğine göre daha küçük çaplı depremin Ankara'nın tepkisinin birinci elden ölçülmesi amacına yönelik olup olmadığı, üzerinde durulması gereken ciddi biropsiyon iken bu olasılık üzerine hiç durulmamış oluşu dikkat çekici olmalıdır.symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluscialis walgreen coupon site cialis couponcialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
Ege'deki son gerginlikler
Doğrudan Yunanistan tarafından sahnelenen yeni Kardak krizinin, iki taraf Dışişleri Bakanlarının soğukkanlılığı ve rasyonel yaklaşımları sonucu büyümeden çözülmüş olmasına övgüler yağdırılırken, planlı olduğu konusunda ciddi veriler bulunan bu tahrikin hangi ölçümlemeleri yapma amacına yönelik olduğunun her nedense irdelenme gereği duyulmamış bulunuluyor.
Hele Yunanistan'ın Kardak çevresinde yarattığı ilk krizle yetinmemesi, bir hafta içinde ikinci kez 'delme' girişiminde bulunmuş olmasının 'rastlantı teorilerini' aşan yönü üzerinde hiç durulmamış oluşu, olayların içerik ve amacından çok sansasyonel yönlerine ağırlık verilmesi, Türk medyası ve elbette sonuç olarak kamuoyunun bu gibi konularda duyarsız olmasa bile ne kadar sığ bilgi ve değerlendirmelere sahip olduğunun tipik bir göstergesi olmalı.
Masum! bir Yunan balıkçı teknesinin, Yunanistan Deniz Kuvvetlerine bağlı Sahil Güvenlik Botları eşliğinde, iki ülke arasında ihtilaflı alan olan Kardak kayalıklarına gelişi ve ilk krizden bu yana 'sözel bir moratoryumun' geçerli olduğu 'yapay yerel barışı' delme girişiminin Yunanistan Dışişleri Bakanı Moliviatis'in Ankara ziyareti sırasında gerçekleşmiş oluşunu 'Yunan Derin Devleti'nin bir gövde gösterisi olarak değerlendiren yorumlar Atina'da herhalde geniş bir tebessümle karşılanmış olmalıdır.
Kardak kayalıklarının dekor olarak kullanıldığı bu yeni Yunan tragedyasının Türkiye'ye yönelik olmaktan çok Moliviatis' in Ankara ziyaretini gölgeleme amacını güttüğüne yer veren naif yorumlar, Atina 'yı, verdiği mesajın Ankara 'da yeterince algılanmadığı konusunda uyarmış olmalı ki aynı oyun, bir hafta içinde ikinci kez sahnelenmiş ve bu defa Türkiye'nin sinir uçlarına biraz daha fazla baskı yapılarak, bir Yunan Sahil Koruma Botu Türk karasularına girme girişiminde bulunmuştur.
Son derece deneyimli kariyer sahibi bir diplomat olan Moliviatis'in, böylesi bir kriz anında Ankara'nın yaklaşım ve reaksiyonlarını birinci el ve yaşayarak almış oluşu, Yunanistan diplomasisi için inanılmaz zenginlikte bir deneyim olmuş, iki ülke arasında yeni bir kriz yaratmaktan çok Ege 'deki sorunların stimüle edilmesi (tahrik) halinde Türkiye'nin tavrı ve karşı duruşunu merak eden Atina, gelecekteki girişimlerine ışık tutacak bir bilgi hazinesi elde etmiştir.
Kardak kayalıkları çevresinde bilinçli olarak estirilen bu hafif şiddetteki rüzgardan bir süre önce, Ege'nin uluslararası hava sahasında rutin eğitim uçuşlarını yapmakta olan silah yüksüz Türk savaş uçaklarının, Yunan tarafından tehlikeli bir biçimde taciz edilmiş olması, denizde sahnelenen bu profesyonel senaryo ile bir arada değerlendirildiğinde, Yunanistan’ın Türkiye'nin uluslararası arenada yaşamakta olduğu zafiyetten yararlanarak kendi tezleri doğrultusunda yeni kazanımlar elde etme çabası ortaya çıkmaktadır.
Gerçeklerin önüne geçirtilen sorunlar
Ege'nin uluslararası hava sahasında, ir sivil havacılığın aksine Atina 'daki hava kontrol merkezine (FIR antlaşması gereği) bildirim yapma zorunluluğu olmadığı için eğitim uçuşlarını serbestçe sürdüren Türk savaş uçaklarının, Yunan jetlerince sürekli olarak taciz edildiği bilinen ve alışılan bir gerçek olmakla birlikte, her defasında hava sahasının ihlal edildiği gerekçesi ile Ankara 'ya nota veren tarafın Yunanistan olduğu düşünüldüğünde; akla tıpkı Ermeni soykırım iddialarında olduğu gibi görüşlerin yaygınlaştırılarak gerçeklerin önüne geçirilme çabası gelmektedir.
Bilindiği üzere uluslararası yerleşik kurallara göre bir ülkenin egemen hava sahası, karasularının dikey genişliğindedir. Buna göre Yunanistan'ın hava sahası, 6 mil genişliğindeki karasularının dikey eşiti olan 6 mille sınırlanmak gerekirken, anılan ülkenin hava sahasını tek taraflı bir kararla 10 mile çıkarmasının neden olduğu ihtilaf, 6 ve 10,mil arasında, 4 mil genişliğindeki bölümün Türkiye tarafından doğaldır ki 'uluslararası hava sahası' olarak nitelenmesi sonucunu doğurmuş ve Türk Hava Kuvvetleri; FIR antlaşmasının savaş uçaklarına uçuş bildiriminde bulunma zorunluluğunu getirmemiş oluşundan da yararlanarak 'de facto' bu uygulamaya yanıt olarak uçaklarını, Yunanistan tarafından egemen hava sahası olarak iddia edilen bu alanda uçurmaya devam etmiş ve etmektedir.
Kardak çevresinde uygulanan ve amaçlı olduğu son derece açık olan planlı 'reaksiyon ölçme' senaryosundan bir süre önce Yunanistan, aynı tepki ölçümlemesinde havada da bulunmuş ve son olarak iki ülke arasında varılan 'Güven Arttırıcı Önlemler' çerçevesinde Yunanistan'ı ziyaret eden Türk Kara Harp Okulu öğrencilerinin odasına, yırtılmış ve üzerinde İngilizce küfürler yazılı bir Türk bayrağı bırakılarak, Ankara'nın sinir uçlarına bir baskı daha yapılmıştır.
Her ne kadar, Atina 'da meydana gelen bu çirkin olayın güdümlü bir senaryodan çok bireysel bir eylem niteliği baskın olasılık olarak görünüyor olsa da, Yunan Kara Harp Okulu öğrencilerini, Türk karşıtlarına karşı bu çirkin eyleme iten nedenlerin temelinde yatanın, aldıkları Türkiye karşıtı ve Türkiye'yi düşman olarak gösteren eğitim ve ideoloji olduğu herhalde yadsınmaz bir gerçek olmalıdır.
Yunanistan Kara Kuvvetleri Komutanının bu olay nedeniyle TSK tarafından verilen güçlü tepkileri gözeterek, Türk Kara Kuvvetleri Komutanından önce sözlü, sözlünün yeterli görülmemesi üzerine yazılı özür dilemiş olması her ne kadar 'bayrak' olayının bireyselliğinin bir kanıtı olarak algılansa da, bu özür hiç bir zaman Yunan Kara Harp Okulu öğrencilerinin ne tür bir eğitim aldıkları, nasıl bir ideoloji ile yetiştirildiklerinin gözardı edilmesi sonucuna eşlik etmemelidir.
Bütün bu gelişmeler arasında dikkatlerden kaçsa da, Yunanistan'ın Selanik'teki Ordu Komutanının -ki bu ordunun temel görevi Türkiye'nin bir savaş halinde Trakya'dan açacağı varsayılan cepheye karşı Yunanistan'ın savunulmasıdır- Türkiye'yi ana tehdit kaynağı olarak tanımlayıp, savunma planlamalarını bu tehdit üzerine oluşturduklarını açıklaması, iki ülke arasında görünürde gözlemlenen olumlu gelişmelerin temeldeki anlaşmazlıkları etkilemediğinin, yüzeyde küllenmiş görünen aykırılıkların ateşinin hala canlılığını koruduğunun bir göstergesi sayılmalıdır.
Türkiye'nin bağışıklık sistemi
Dışişleri eski bakanı İsmail Cem ve Yunanistan Dışişleri eski bakanı Andreas Papandreau arasında başlayan diyalogun, iki ülke arasındaki sorunların çözümünde olumlu bir iklim yarattığı yönündeki inançlar; Tayyip Erdoğan ve Karamanlis'in Başbakanlığa gelmeleri ve aralarındaki ilişkinin sıcaklığı nedeniyle daha üst noktalara taşınma umudu ile beslenirken, Yunanistan tarafından tek yönlü olarak tırmandırılan bu yeni gerginlik ya da soğutma işlemlerinin herhalde rastlantı teorilerini aşan bir amacı olmalıdır.
Yunanistan'ın Türkiye ile arasındaki Ege temelli anlaşmazlıklarda, kendi tezlerinden bugüne değin değil bir adım geri atmak, bir santim bile geri çekilmediği anımsandığı, Yunan ve Türk Dışişleri arasında sürdürülen istikşafi görüşmelerde bir gelişme ve uzlaşma sağlanamadığı dikkate alındığında, Türkiye'nin bağışıklık sisteminin ciddi anlamda çökme sürecine girdiği bir dönemde, Atina'nın, Ege'nin deniz ve hava sahalarında 'etki-tepki' ölçümlemelerine girişmiş olmasında ulusal çıkarları adına şaşılacak bir yön bulunmamalıdır.
Kıta sahanlığı, karasuları, hava sahası, FIR hattı, Ege adalarının (İtalyan adaları) antlaşmalara aykırı olarak silahlandırılması, Ege'de aidiyeti belirlenmemiş ada, adacık ve kayalıkların hukuki statüsü ve egemenliği, Heybeliada Ruhban Okulunun eğitime açılması, Fener Rum Patrikhanesi 'ne ekümenlik statüsü tanınması, Türkiye'de yaşamakta olan Rum azınlıklara ait vakıf malları üzerindeki sınırlamaların kaldırılması, Batı Trakya Türkleri üzerinde uygulanan kısıtlamalar gibi pek çok sorunun iki ülke arasında çözüm beklediği bir dönemde Yunanistan'ın; Türkiye üzerinde oluşturulan diğer çok yönlü baskıların yarattığı türbülanstan yararlanmak için kendi sorunlarını yine kendi yöntemleri ile dile getiriyor oluşu son derece beklenmesi ve doğal karşılanması gereken bir girişim olarak ortaya çıkmaktadır.
'Kuzuların Sessizliği' ve beklenen son
3 Ekime kadar Türkiye'nin, Ankara Antlaşması'nı, GKRY'yi de kapsayacak şekilde imzalama konusunda, 17 Aralık Brüksel zirvesinde kendisini yükümlülük altına soktuğu 19. paragrafın gereklerini yerine getirmesi için giderek daralan zaman, GKRY'nin Ankara antlaşması Türkiye tarafından imzalanmadığı takdirde müzakerelerin başlamasını veto edebileceğine ilişkin verdiği sinyaller, Papadopulos'un antlaşmanın imzalanması ile de yetinmeyeceği, Türk limanlarının Rum bandıralı gemilere açılması isteği ve Kıbrıs sorununun çözümünü asla Türkiye'nin AB üyeliği ve müzakere sürecine endekslemeyeceği yönündeki açık deklerasyonu dikkate alındığında, Yunanistan ve GKRY'nin Ankara 'ya biçmekte oldukları' ateşten gömleğin' yaka numarası giderek açığa çıkmaktadır.
24 Nisan'da Yunan Ulusal Meclisi'nde Yunanlı parlamenterlerin, Güney Kıbrıs'ta Rum milletvekillerinin, soykırım kurbanı olduğu ileri sürülen 1.5 milyon Ermeni'nin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulundukları, aynı saygı duruşunun aynı gün Avrupa
Parlamentosu'nda da yinelendiği bu fotoğrafa eklendiğinde sanırız Türkiye'ye biçilen gömleğin yaka numarasının nefes almayı zorlaştıracak kadar küçük olduğu belirginleşmektedir.
Kıbrıs sorunu, Ermeni soykırım iddiaları, İmralı adasından verilen Konfederasyon talimatları, Nevruz'un bir sivil itaatsizlik eylemi provasına dönüşen görkemli ve kitlesel Diyarbakır kutlaması, Irak'ta yaşanan dışlanmışlığın iç politikada yarattığı kırılganlık, AİHM Yüksek Kurulu'nun Öcalan davasının yinelenmesi yönünde tecelli edeceği aylardır belli olan kararı gibi birbirinden ayrı ancak iç siyasette tek bileşke üzerinde yoğunlaşan ciddi kırılganlıkların Ankara'nın bağışıklık sisteminde yarattığı ve gizlenmesi olası bulunmayan çöküşünden Yunanistan'ın yararlanmak istememesi düşünülemeyeceğine göre, Ankara-Atina hattında yaşanan tek yönlü soğuma işaretleri bu bağlamda değerlendirilmeli ve Türkiye, AB yüksek fırınının donarak devre dışı kalmaması için Yunanistan'ın yaşanan bu yapay tırmanma politikasının ardından belirli ödünler karşılığı uzatacağı eline kendisini hazırlamalıdır.
Dış politikalarda öyle görünseler bile hiç bir şeyin rastlantı eseri ya da spontan bir gelişme sonucu ortaya çıkmadığı, Yunanistan'ın ise bilinen diplomatik yetenekleri ile Bizans'tan bu yana katmerlenerek gelen ve gelişen entrika ustalığı dikkate alındığında; ne Kardak'taki Sahil Güvenlik Botları eşliğindeki masum balık avlarının ne de Ege'de uluslararası hava sahasında silahsız uçan Türk jetlerinin silah yüklü Yunan savaş uçaklarınca taciz edilmesinin bir rastlantı olmadığı ortaya çıkar. Türkiye ile arasındaki tüm sorunları, çeşitlilikten kurtararak yalnızca Kıt'a Sabanlığı'na indirgeyen ve Kıt'a Sahanlığı sorununu kendi tezi
doğrultusunda çözdüğünde Ege'de var olan tüm sorunları bir kalemde çözme olanağına kavuşacağını bilen Atina; Ege'deki ada hatta kayalıkların bile kendi kıta sahanlıkları olduğunu bilmekte ve Ege'yi, Yunan iç denizine dönüştürme yolundaki senaryosundan hiç ödün vermeden emin adımlarla hedefine doğru ilerlemektedir.
Türkiye'nin, Kuzey lrak'ta çöken bağışıklık sisteminin aslında tüm cephenin çökmesi anlamına eşlik ettiği ve burada sergilenen 'Kuzuların Sessizliğinin' bir süre sonra Ankara'yı; Brüksel-Atina-Paris-Lefkoşa hattında oluşturulan 'Kurtlar Sofrasına' konuk edeceği elbette beklenmeliydi.
Dış politikada aşırı miyopiden muzdarip bir Ankara, ufuk hattının önüne düşen olayları dahi görme ve yorumlama konusunda beyaz baston haftasına konuk olurken, ufuk hattının ötesinde üstelik büyük bir süratle biçimlenmekte olan kümülüs bulutlarını nasıl görebilir
sorusunun yanıtını acaba Kuzuların Sessizliği romanının yazarına mı sorsak..?