BUNU DENKTAŞ’A YAPMAYIN SAYIN SEZER - Hüseyin Mümtaz
2 Haziran 2005 gecesi Kanal Türk’te Rauf Denktaş, Erol Manisalı’ya aynen şunları söyledi: “New York’a gitmeden önce Ankara’da, Cumhurbaşkanı Sezer’in başkanlığında, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün katıldığı bir toplantı yaptık. Toplantıda neleri pazarlık konusu yapabileceğimizi, kırmızıçizgilerimizin neler olduğunu kararlaştırdık. New York’taki toplantıda bir de baktım ki Annan beni dinlemiyor bile. Adeta Ankara’da yaptığımız toplantıda aldığımız kararların hepsinden haberdar. Tabii çok şaşırdım. Kıbrıs’a dönünce bu konuyu araştırdım. Hayretle öğrendim ki; Tayyip Bey, ben daha New York’a gelmeden Annan’ı arayıp, senin planını kabul ediyoruz, diye söz vermiş.” Bir başka yerde de Denktaş; New York’a gittiğinde, toplantıya katılan Dışişleri Müsteşarı’nın kendisine bir mektup gösterdiğini; “Müsteşarın izni olmadan masadan kalkma” dendiğini söylemişti.discount drug coupons site printable coupons for cialiscialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon
Anladığımız kadarıyla New York’ta karşılaştığı bu durum Denktaş için bir anlamda sonun başlangıcı, Cumhurbaşkanlığından ayrılma kararını verdiği an olmuştu.
Öyle ya; masada; Türk hükümetine güvenmeyip de kime güvenecekti Denktaş?
Zaten daha sonra da yavaş yavaş görüşmelerden çekilecek, İsviçre’ye bile gitmeyecekti.
Bu işin Denktaş cephesi.. Bir de bizi, yâni Türkiye Cumhuriyeti’ni ilgilendiren kısmı var..
Yukarıdaki olayı okuduktan sonra siz, artık Çankaya’da yapılacak “zirve”lerden bir şey bekler misiniz?
Bundan sonra zirve yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur?
Nereden bakarsanız bakın ortada küsmekle-kırılmakla geçiştirilemeyecek kadar vahim bir olay vardır.
Olay meydandadır ve konunun “diğer” taraflarından da bir açıklama beklemek vatandaş olarak hakkımızdır.
Yâni Sezer ve Özkök…
Daha önce çeşitli yer ve zamanlarda Denktaş’ın söylediği ve yazdığı bu vahim olayın kokusu çıktıktan sonra Sayın Sezer ve Sayın Özkök ne yapmışlardır?
Kamuoyuna mal olan bu olayın etkileri, uzantıları ve yansımaları hiçbir şekilde gizlenemez.
Geçiştirilemez, yok farz edilemez.
Çünkü ortada “devlet ciddiyeti” denen bir kurum vardır.
Zirve yapmamak, zirvelere gitmemek, katılmamak da çözüm değildir.
Çünkü zaten Akepe’nin istediği durum, bu durumdur. Problemleri “devlet” katında değil, parti içinde kapalı devre çözmek.
Bağış-Zapsu-Çelik organizasyonuyla dışişleri bağlamında zaten bir süredir “devlet” devre dışı bırakılmış idi.
Şimdi böylelikle bundan sonraki “dış organizasyon ve düzenlemeler”den Sezer ve Özkök’ün de haberinin olmaması amaçlanmaktadır.
Katkı isteyen de yoktur zaten.
Fakat bu iki makamın istenmeden, talep edilmeden “katkı” vermeleri devlet sorumlulukları gereğidir.
Olması gerekir.
Sezer’in son derece doğru bir şekilde yaptığı “vekil”lerle ilgili 3 ay önceki mektubu açıklaması tamamdır da bu olayla ilgili de bir mektup yazmış mıdır?
Kamuoyu, millet; bu iki yüce makamın, açıklık getirmek mecburiyetindeyim, yâni Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’nın; Denktaş’ın karşılaştığı bu son derece vahim “ters köşe” durum ile ilgili düşündüklerini, yaptıklarını ve bundan sonra yapacaklarını merak etmektedir.
Hadi Denktaş açıkladı…
Makam ve memuriyet beklentisiyle asla açıklama cesareti gösteremeyecek daha küçük memurların asla açıklamayacakları, açıklamadıkları kim bilir daha nelerin olduğunu düşünmek, doğrusu ürkütmektedir insanı..
Geliyoruz meselenin diğer cephesine.
Talat, Soyer, Serdar’dan müteşekkil yeni KKTC yönetimi; Erdoğan’ın Amerika ziyareti öncesi tavır belirlemek amacıyla geçen hafta Ankara’ya çağırıldı.
Beklendiği gibi Sezer ve Özkök’lü “zirve” yapılmadı, “hükümet” düzeyinde “çalışma toplantıları” ile idare edildi.
Acaba Akepe; Sezer ve Özkök’ün Kıbrıs konusunda herhangi bir katkıları olamayacağına mı hükmetmişti?
“Cumhurbaşkanı” Talat, Cumhurbaşkanı Sezer ile görüşmedi.
Bu “görüşmeme”, taraflarca çeşitli şekillerde açıklanılmaya çalışıldı.
1. Kulislerde: Talat'ın, Erdoğan'ın ABD seyahatine hazırlık amacıyla yaptığı Ankara ziyareti için Lefkoşa basınında, "Köşk'te zirve yapılacak" haberleri çıkmasından Sezer'in rahatsız olduğu ve randevu verme konusunda istekli olmadığı iddia edildi.
2. Talat: "Bizim böyle bir sıkıntımız, sorunumuz yok. Türkiye basınında benden önce gelenlere uygulanan teamülden yola çıkılarak bazı yorumlar yapıldı. Biz randevu talep etmeden, Türk Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı'nın bize ayrı bir davet yapacağını söyledi. Devlet Başkanı ziyareti çerçevesinde işin törensel boyutunun da olduğu ve bunun için uygun zaman bulunacağı belirtildi."
Talat ayrıca Erdoğan’la istişareye kendisinin katılması konusunda ise, "Türkiye'de yürütme alanında Cumhurbaşkanı'nın her konunun içinde yer alması gerekmiyor. Birçok konuyu hükümet götürüyor. KKTC'de ise Cumhurbaşkanı olmadan, en ufak teknik kararlar bile alınamıyor" dedi.
3.Büyükelçi Atacanlı ise, Talat'ın yakında, "KKTC Cumhurbaşkanı" sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret ederek Sezer'le görüşeceğini belirtti.
Peki, Talat bu sefer hangi “sıfatla” gelmişti Ankara’ya?
Geliyoruz işin “törensel boyutu”na..
Ben Denktaş’ın Ankara’ya bunca gelişlerinde Esenboğa’da veya başka bir yerde Cumhurbaşkanı olarak “törensel boyutlarda” karşılandığını pek hatırlamıyorum.
Diğer konuk Cumhurbaşkanlarına yapıldığı gibi havaalanında bir bakan, Köşk’ün merdivenlerinde şeref kıtası hiç karşılamadı Denktaş’ı.
Köşkün kapısına iki kürsü, iki bayrak konulup, arkada yaverler hiç Sezer yahut Demirel ile Denktaş basına ayrı ayrı demeçler vermediler.
İlk gece Köşkün eski havuzlu salonunda yuvarlak masalarda Denktaş’a yemek daveti verilmedi hiç.
O salonda Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile eşlerinin bulunduğu “1 numaralı” yuvarlak masada protokol yemeği hiç yemedi Denktaş.
Denktaş’a hiç yapılmayan bu “törensel boyut” şimdi gerçekleştirilirse Denktaş’a ayıp olur.
Bunu Denktaş’a yapmayın Sayın Sezer..
Aksi takdirde Denktaş’a bir yol kalıyor.
“Bakanlar Kurulu” kararıyla verilen “Devlet Üstün Hizmet Madalyası”nı;
……almamak değil.
Çünkü daha önce de söyledik..
Anasının ak sütü gibi helaldir o madalya Denktaş’a.
Ama farklı muamele yapılırsa…
Denktaş madalyayı almak için Ankara’ya gitmez, “gönderin” der.
Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi de “adrese teslim” iletir madalyayı.
Denktaş da o madalyayı alırken kameralar önünde bir şeyler söyler..
Söyler ki kimse kaldıramaz..
Bunu yapmayın Denktaş’a Sayın Sezer..
Bari önce Denktaş’ı davet edin.
Havaalanında karşılayın.
21 pare top atışı ile selamlayın.
Köşke kırmızı halılar serdirin.
Kapının önüne kürsüler kurdurun.
Tören salonunda devlet ricali ve yabancı misyon şeflerinin önünde devlet töreni ile madalyasını takdim edin.
Akşam öyle bir yemek verin ki dillere destan..
Ertesi gün Esenboğa’dan 21 pare top atışı ile uğurlayın.
Sonra da nasıl isterseniz öyle yapın….
İçeride; yapılmayan..
Yapılıp da uyulmayan, tersi yapılan “zirve”lerin hesabını ayrıca görün