"... 'Maksad' da Bir, 'Rivâyet' de Bir, Ama!.." - Atilla İlhan
Türkiye 'de bugün asıl tartışma konusu, devletin dış politikasıdır; o politika ki, ülkeyi handiyse tartışmasız olarak 'Sistem' e tutsak etmiş; arzuladığı ve tahmin ettiği, sonuçları alamadan; güçlü, halkının sağduyusu son derece sağlam bir ülkeyi; içinde yaşadığımız çıkmaza, getirip bırakmıştır. Halkımız, iki genel seçimdir, dış politikayı tasvip etmediğinin işaretlerini, ciddi olarak veriyordu; nedense, -nedense ne demek, işlerine gelmediği için- bu işaretleri kimse görmek istemedi; zira iki seçimin de önemli yanı, kimin kazandığı değil, kimlerin kaybettiği idi: İki seçimde de Türk halkı, inanılmaz sağduyusuyla; hanidir dış politikamızı yönlendiren iktidarların partilerini, barajın altına süpürmüş; böylelikle, hangi 'dip dalgası' nın yükseleceğini haber vermiştirrenovation vejle renovation skive renovaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenaoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
Süleyman Demirel çapındaki kurt bir politikacı, bunu sezmemiş olabilir mi? Sezmiş, daha geçen yıl söylemiştir:
Dünyanın 'ağırlık noktası', Avrasya'ya kayıyor
"... Avrasya yeni bir siyasi coğrafyadır, yeni bir siyasi kıt'adır ve enteresan bir siyasi coğrafyadır; üzerinde çok önemli bir varlık vardır: İnsan varlığı vardır, kültür varlığı vardır, fiziki varlık vardır. (...) Dünyanın ağırlık noktası, tarihi konumuna doğru, ağır ağır ilerlemekte; doğusu, güneyi ve batısıyla, Avrasya kıtasına doğru yol değiştirmektedir..."
"... gerek Rusya, gerekse Çin -özellikle Çin- büyük bir kalkınma hareketi içindedir; Rusya'nın da büyük kaynakları vardır ve toparlanmaması için önemli bir sebep yoktur. Bütün bunlardan sonra, Avrasya kıtasını, yeni dünya düzeni ile beraber düşünmemek elde değil.."
"... Türkiye bir köprüdür, bu köprüden herkes geçmeye mecburdur, önümüzdeki gelişmelerin hepsi, netice itibariyle, olayı buraya getirecektir: Her şeyden önce Türkiye'nin coğrafyası, tarihi, çağdaş bakış açısıyla; bu geniş alanda, bir eksen ülkesi olduğunu vurgulamama müsaade ediniz. (...) Netice itibariyle, Türkiye'yi bir eksen ülkesi kabul etmeyen hiçbir gelişim, hedefine varamayacaktır. Benim görüşüm budur." (Aydınlık dergisi, 12 Aralık 2004)
Bu sözleri, bir zamanların 'Morrison Süleyman' ı söylüyorsa, bunun elbette bir hikmeti var. Üstelik söyleyen yalnız o da değil! Epeycedir. Cihet-i Askeriye' den benzer uyarılar, öneriler ve eleştiriler geliyor, ne hikmetse, bunları yapanlar da hep, ' emekli' edilmiş paşalar...
İlginç bir kitap: 'Ulusal Siyaset Kavgası'
B elgin 'in (Sarmaşık) hepimizin dikkatine sunduğu yeni kitabı ('Ulusal Siyaset Kavgası': 'Süleyman Demirel, Erol Manisalı, Tuncer Kılınç'! Derin Yayınları, 2005), aslında -ne kadar önemsemez gibi görünseler de- sorunun bütün ciddiyeti ve önemiyle tartışıldığının işaretlerini veriyor; özellikle mütereddit ve sıkılgan da olsa, Cihet-i Askeriye' nin alternatif bir dış politika tasarımından yana olduğu, sayfalar boyunca
gözler önüne serilmektedir.
Belgin 'in ( Sarmaşık) konuyla ilgili sorusuna, mesela Erol Manisalı 'nın verdiği, 'manidar' cevap şudur:
"... ulusal politika izlenememesi ve toplumun ulusal refleks gösterememesi askeri öne çıkmaya itmiştir. Asker bunu yapmakla, aynen, Cumhuriyet'in ilk yıllarında olduğu gibi Avrupa'nın Anadolu üzerindeki dayatmalarına karşı, nasıl Mustafa Kemal döneminin Rusyası ile işbirliği yapılmışsa, bugün de asker aynı denge politikasının gereğini yapmak istemektedir..."
"... bugün asker bunu yapıp önayak olmuş, ancak bunun devamı olarak sivilden bir tepki gelmemiştir; daha önce de söylediğim gibi, Brüksel ve Washington'a aşırı şekilde bağlı ve duyarlı hareket ettikleri için, ABD'nin 'Sürdürülebilir Üstünlükler Kuramı'nın uygulanmasına yeşil ışık yakmış olmaktadır." (a.g.e. s.28)
Aleksandr Dugin: 'Aynı yolun yolcusuyuz'
T ürkiye 'de 'dip dalgası', yükselişini yeni yeni hissettirmeye başlamasına rağmen; 'sivilden gelmeyen tepki'; Rusya 'dan, üstelik Avrasya fikrinin baş savunucusu Aleksandr Dugin 'den geliyor:
"... benim açımdan, Rusya'nın da, Türkiye'nin de kaderi aynı, yolu aynı: Biz, ittifak yapmaya, ortaklık yapmaya mahkûmuz; birbirimizin çıkarlarını zedelemeden, ilişkilerimizi geliştirmeliyiz!.." (Aydınlık dergisi, 12 Aralık 2004)
Neden aynı olduğunu da şöylece anlatmış: "... bir tek Atatürk döneminde, 'iki ülkenin iyi ilişkilerinden en verimli çıkar nasıl sağlanır' sorusuna cevap olabilecek, üst düzeyde bir verim aldık. Bu örnek olmalıdır. Soğuk Savaş'ta ayrıldık; şimdi durum değişmiştir. Örneğin NATO üyeliği artık Türkiye'yi güçlendirmiyor, korumuyor. Türkiye, ABD'nin tek kutuplu dünyasının kurbanlarından biridir. İşte Irak'ın işgali, Kürt sorununun çıkarılması, Kıbrıs; Türkiye için bu kadar 'hayati' bir krizde, NATO burada hangi Türk çıkarını koruyabildi?.."
"... Tam aksine, bu sürecin içinde NATO devletleri var ve Türkiye Devleti yok edilecekler listesindedir..." ('Edebiyat ve Eleştiri dergisi, Mayıs/Haziran 2005, s. 82, shf: 69)
Galiba, 'cümlenin maksadı bir amma', bu defa 'rivayet muhtelif' değil, o da 'bir ve aynı' !..