Dış Politika6 Haziran 2005 00:00

Denktaş'ın İtirafları... Midas'ın Kulakları... - Erol Manisalı

Eski KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ’la Kanal Türk’te çok ilginç bir söyleşi yaptık. 2 Haziran 2005 akşamı 1.5 saat süren bu söyleşide kamuoyunun hiç bilmediği çarpıcı bazı gerçekler ortaya çıktı. Görüşmemizin merkezinde Kıbrıs’ın kırılma noktası vardı. İşler nerede kırılmış ve Türkiye aleyhine sonuçlanmıştı? Konuşmamızı ekranda izleyenler adeta şok geçirmişlerdi. Denktaş kendi ağzından, yaşanan faciayı ilk defa ayrıntıları ile itiraf ediyordu. coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenarenovation vejle link renova

Sözleri ağzından kerpetenle çıkarmak zorunda kaldım. Ama sonunda boşalmıştı, şakır şakır konuşuyordu. Denktaş’ın söylemek zorunda kaldığı inanılmaz olay neydi?

’’Evet, senin de söylediğin gibi Ankara’da zirve toplandı. Annan Planı’nın kabul edilemez olduğu ve ancak belirlediğimiz koşullar sağlanırsa kabul edebileceğimizi kararlaştırdık, kırmızı çizgilerimizi çizdik; Annan kabul etmezse dönüp gelecektim.

Gittim, pazarlığa oturdum. Meğerse birkaç hafta önce Davos’ta, Annan’a planının kabul edildiği bildirilmiş, benim hiçbir şeyden haberim yok.’’

Denktaş New York’a, ’’daha önceden kabul edilmiş bir planı pazarlık etmek üzere gönderiliyor’’ . Kendisi açık açık televizyonda söylüyor. Her şey bitmiş, pazarlık edecek bir şey kalmamış ve Denktaş, Annan Planı’nı pazarlık etmek üzere New York’a gidiyor.

Denktaş emin, göğsünü gere gere Annan’la pazarlığa gidiyor: Ancak pazarlık edecek bir şey kalmadığını, Annan’a planın kabul edildiğinin haftalar önce Davos’ta söylendiğini görüyor ve şaşırıyor.

Ben biraz Denktaş’ın üzerine gittim, baskı yaptım: 13 Şubat 2004’ten beri kafamı kurcalayan, yanıtını bir türlü bulamadığım bir soruyu yönelttim: Denktaş’a,

’’Annan kırmızı çizgileri kabul etmeyince neden dönüp gelmediniz?’’ dedim. Denktaş ondan sonra boşalmaya, içini dökmeye, adeta haykırmaya başladı.

’’Annan’a daha en baştan evet denmiş, artık geri dönmemin bir anlamı kalmıyordu’’ dedi.

’’Ve ondan sonra karar verdim; her şeyi, bütün gelişmeleri kamuoyuna açıklayacağım dedim ve her gün konuşmaya başladım.’’ Denktaş, halka sığınmaya karar vermişti, tek güvenebildiği kesime...

Medyaya tehdit...

Hatırlayalım; o günlerde gazeteler, televizyonlar ’’Denktaş’ın açıklamalarının yayımlanmaması konusunda’’ uyarılmışlar ve baskı altına alınmışlardı. Benim Cumhuriyet’te çıkan çok masum bir yazım da dava edilmişti. Yazı, ’’Davos ve Kıbrıs... Tehlikeli İlişkiler’’ başlığını taşıyordu.

Ve Denktaş bu tehlikeli ilişkinin ne olduğunu 14 ay sonra, 2 Haziran 2005’te benim sıkıştırmam üzerine kamuoyuna itiraf ediyordu; Kanal Türk ekranlarında, kendi ağzından...

Denktaş’ı ’’Manastırda Bir Amerikalı’’ kitabında diplomat, John Meultke ile karşılaştırmıştım. 40 yıl sonra Denktaş’ın nasıl Batı emperyalizmine karşı durmak zorunda kaldığından söz etmiştim. Denktaş söyleşimizde, ’’Beni de mi manastıra kapatacaksın’’ esprisini acı acı gülerek yapmak zorunda kalıyordu.

Evet, Denktaş da Kıbrıs’la birlikte, emperyalizmin uzantılarının bir kurbanı olmuştu.

Davos ilginç bir yerdir. Orada en değerli ’KİT’ ler alınır, ’KİT’ ler satılır; hatta adalar bile alınır satılır. Hatta hatta insanlar bile alınıp satılırlar.

Davos, İsviçre dağlarının yüce doruklarında kurulmuş ’’prömiyer bir piyasadır’’ . Birileri alır birileri verir. Çok kez kimsenin ruhu bile duymaz.

Bazen de biri kalkar, derin bir kuyunun içine haykırır: ’’Midas’ın kulakları, Midas’ın kulakları...’’

Aynen Denktaş’ın çığlığı gibi...